İsviçre'deki haber kaynağınız.

Isvicre,

  • 2017 YILINDA YÜRÜRLÜĞE GİREN UYGULAMALAR

     

    isvicre markasi düzenlemesi - www.haberpodium.com

    “Made in Switzerland”’a yeni ayar

    İsviçre mali olarak satışa sunulan ürünlere daha sıkı kurallar geldi. 1 Ocak 2017 itibarı ile, sadece ham maddesinin en az yüzde 80’inin İsviçre kökenli olması koşulu ile “Made in Switzerland“ ifadesi kullanılabilinecek. Sanayi ürünlerinde, örneğin saatlerde bu oran en az yüzde 60 olarak belirlendi.

    İstisnai ürünler ise bira, çikolata ve kahve. Su, bira için kaçınılmaz ürün olduğu için, birada İsviçre suyu kullanıldığından hareketle “Made in Switzerland“ olarak kabul ediliyor.

    Çikolata da ise durum biraz farklı. Çikolatanın ham maddesi İsviçre’de üretilemediği için, ham maddenin işlevinin tamamının İsviçre’de yapılması durumunda Made in Switzerland olarak kabul edilecek. Ancak çikolataya dahil edilen sütün yüzde 80’inin İsviçre’den tedarik edilmesi çikolatayı İsviçre markası haline getirmede önemli bir etken olabilir.

    İnternet telefon sistemine geçiş

    isvicre'de internet Telefon uygulamasi - www.haberpodium.com

    Swisscom sabit hatları 2017 yılı sonuna kadar kullanılabilecek. Daha sonra ise internet telefon sistemine geçilip analog telefon hatları iptal edilecek. Sunrise müşterileri için bu tarih 2021 olarak belirlendi.

    Kontrol zorunluluğu kaldırıldı

    isvicre'de araclara kontrol zorunlulugu - www.haberpodium.com

    1 Şubat 2017 tarihi itibariyle özel taşıtlar, motosiklet ve motorlar için ilk 6 yıl trafik dairesi kontrolü zorunluluğu kaldırıldı.

    Yeni 20 franklık banknotlar

    isvicre'de yeni 20 fraklik banknotlar - www.haberpodium.com

    17 Mayıs 2017 itibariyle yeni 20 franklık banknotlar piyasaya sunulacak.

    Kaza sigortası değişikliği

    isvicre'de Kaza sigortasi - www.haberpodium.com

    Bundan böyle yeni işine başlamadan önce herhangi bir kaza geçiren birey de sigorta dahilinde olacak. Yeni kaza sigortası revizyonu ile elinde imzalanmış, yani geçerli iş anlaşması olan kişi sigortalı olacak.

    Nafaka hakkı

    Isvicre'de nafaka hakki - www.haberpodium.com

    Şimdiye kadar sadece çocukları için nafaka alan anneler kendileri için de nafaka talebinde bulunabilecekler. Boşanmış annelerin nafaka hakları varken, evlenmeden çocuk sahibi olan kadınların nafaka hakları yoktu. Ayrıca çocuğa çoğunlukla bakan anne ya baba bakım parası da alabilecek. 

    AB ile Otomatik Bilgi Alışverişi Anlaşması

    Isvicre ile AB otomatik Billig Alışverişi Anlaşması - www.haberpodium.com

    İsviçre’nin 2015 yılı Aralık ayında 28 Avrupa Birliği üyesi ülke ile imzaladığı AIA isimli Otomatik Bilgi Alışveriş Anlaşması 1 Ocak itibari ile yürürlüğe girdi. AIA anlaşması, verginin başka ülkelere kaçırılmasını engellerken, İsviçre’ye şeffaf ve yasalara uygun finans merkezi olmasını sağlayacak önemli yaptırımlar getiriyor.

    AIA sözleşmesi, farklı ülkelerin vergi kurumlarının, vergi ödeyecek kişilerin banka hesapları ile ilgili bilgi alışverişini mümkün kılıyor. 2017’den itibaren bilgilerin toplanması hedeflenirken, 2018’den itibaren ise, İsviçre vergi kurumlarının AB ülkelerinden olup da  İsviçre'de yaşayan banka müşterilerinin kimlik bilgisi, hesap numarası, hesap miktarı ve faizi hakkında otomatik bilgiler edinmesi kolaylaşıyor.

     

     

     

     

     

     

     

     

     

    READ MORE
  • 2017 YILINDA YÜRÜRLÜĞE GİREN UYGULAMALAR

     

    isvicre markasi düzenlemesi - www.haberpodium.com

    “Made in Switzerland”’a yeni ayar

    İsviçre mali olarak satışa sunulan ürünlere daha sıkı kurallar geldi. 1 Ocak 2017 itibarı ile, sadece ham maddesinin en az yüzde 80’inin İsviçre kökenli olması koşulu ile “Made in Switzerland“ ifadesi kullanılabilinecek. Sanayi ürünlerinde, örneğin saatlerde bu oran en az yüzde 60 olarak belirlendi.

    İstisnai ürünler ise bira, çikolata ve kahve. Su, bira için kaçınılmaz ürün olduğu için, birada İsviçre suyu kullanıldığından hareketle “Made in Switzerland“ olarak kabul ediliyor.

    Çikolata da ise durum biraz farklı. Çikolatanın ham maddesi İsviçre’de üretilemediği için, ham maddenin işlevinin tamamının İsviçre’de yapılması durumunda Made in Switzerland olarak kabul edilecek. Ancak çikolataya dahil edilen sütün yüzde 80’inin İsviçre’den tedarik edilmesi çikolatayı İsviçre markası haline getirmede önemli bir etken olabilir.

    İnternet telefon sistemine geçiş

    isvicre'de internet Telefon uygulamasi - www.haberpodium.com

    Swisscom sabit hatları 2017 yılı sonuna kadar kullanılabilecek. Daha sonra ise internet telefon sistemine geçilip analog telefon hatları iptal edilecek. Sunrise müşterileri için bu tarih 2021 olarak belirlendi.

    Kontrol zorunluluğu kaldırıldı

    isvicre'de araclara kontrol zorunlulugu - www.haberpodium.com

    1 Şubat 2017 tarihi itibariyle özel taşıtlar, motosiklet ve motorlar için ilk 6 yıl trafik dairesi kontrolü zorunluluğu kaldırıldı.

    Yeni 20 franklık banknotlar

    isvicre'de yeni 20 fraklik banknotlar - www.haberpodium.com

    17 Mayıs 2017 itibariyle yeni 20 franklık banknotlar piyasaya sunulacak.

    Kaza sigortası değişikliği

    isvicre'de Kaza sigortasi - www.haberpodium.com

    Bundan böyle yeni işine başlamadan önce herhangi bir kaza geçiren birey de sigorta dahilinde olacak. Yeni kaza sigortası revizyonu ile elinde imzalanmış, yani geçerli iş anlaşması olan kişi sigortalı olacak.

    Nafaka hakkı

    Isvicre'de nafaka hakki - www.haberpodium.com

    Şimdiye kadar sadece çocukları için nafaka alan anneler kendileri için de nafaka talebinde bulunabilecekler. Boşanmış annelerin nafaka hakları varken, evlenmeden çocuk sahibi olan kadınların nafaka hakları yoktu. Ayrıca çocuğa çoğunlukla bakan anne ya baba bakım parası da alabilecek. 

    AB ile Otomatik Bilgi Alışverişi Anlaşması

    Isvicre ile AB otomatik Billig Alışverişi Anlaşması - www.haberpodium.com

    İsviçre’nin 2015 yılı Aralık ayında 28 Avrupa Birliği üyesi ülke ile imzaladığı AIA isimli Otomatik Bilgi Alışveriş Anlaşması 1 Ocak itibari ile yürürlüğe girdi. AIA anlaşması, verginin başka ülkelere kaçırılmasını engellerken, İsviçre’ye şeffaf ve yasalara uygun finans merkezi olmasını sağlayacak önemli yaptırımlar getiriyor.

    AIA sözleşmesi, farklı ülkelerin vergi kurumlarının, vergi ödeyecek kişilerin banka hesapları ile ilgili bilgi alışverişini mümkün kılıyor. 2017’den itibaren bilgilerin toplanması hedeflenirken, 2018’den itibaren ise, İsviçre vergi kurumlarının AB ülkelerinden olup da  İsviçre'de yaşayan banka müşterilerinin kimlik bilgisi, hesap numarası, hesap miktarı ve faizi hakkında otomatik bilgiler edinmesi kolaylaşıyor.

     

     

     

     

     

     

     

     

     

    READ MORE
  • Avrupa’da Terörizme Karşı Yeni Güvenlik Önlemleri

    Derya ÖzgüL - www.haberpodium.com

    Derya Özgül,  LL.M

    Hukukçu

    Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

     

     

     

     

    Belçika, 2018 yılı İlkbaharı itibariyle, uluslararası otobüs, tren ve gemi ile yolculuk yapacak olanların kimlik tespitleri için pasaport kontrolü şartı getirmek istiyor. Kontrollerden elde edinilen yolcubilgileri ise 5 yıl boyunca bir veri bankasında kayıtlı kalacak. Bu kayıtlar, seyehat güzergahı, kişisel bilgiler, yemek seçeneği ve ödeme şekli gibi bilgileri içerecek. Yolculuk başladığı an ise, biletin kimlik veya pasaport ile uyumluluğu kontrol edilecek. Bu uygulamanın temel sebebi ise artan terör saldırları.

    Noel döneminde Berlin’de yapılan saldırının faili, verilen bilgilere göre, saldırı sonrasında kara (otobüs) ve tren yollarını kullanıp önce Hollanda’ya, oradan Fransa’ya, daha sonra da İtalya’ya geçiyor.

    Ocak ayı sonunda Hollanda, Almanya, Fransa ve Belçika bu planın uygulanması konusunda bir araya gelecekler. Böylelikle saldırganların istedikleri gibi seyehat etmelerinin önüne geçilecek.

    isvicre ve avrupa'da siki kontrollerBelçika’nın planına göre, toplu taşıma şirketleri söz konusu kayıtları yapmadan yolcu taşımaları durumunda, kişi başına 50 bin euroluk bir ceza ile karşı karşıya kalabilecekler.

    Uygulamaya destek verenler, diğer kapıların açık halde iken sadece bir kapının kapatılmasının bir fayda sağlamayacağını ifade ediyorlar.

     Uygulamaya karşı çıkanlar

    Toplu taşıma şirketleri, yolcuların bilgilerinin kaydedilmesine dair kaygılar taşırlarken, yapılacak olan ek kontrollerden dolayı seyehatte aksamalar ve uzun bekleme süreleri oluşacağı, bilet fiyatlarının artacağı korkusunu taşıyorlar.

    Terörle mücadele uzmanları ise, saldırganları yakalamak için ortaya konan bu planın ne kadar etkili olacağına dair kuşkular taşıyorlar ve saldırganların daha farklı yöntemlerle takibe alınabileceğini savunuyorlar.

    Planın detayları henüz tam olarak belli değil, ancak Belçika bu planı 2018 Mayıs ayından itibaren uygulamaya koymak istiyor. Planın ne kadar uygulanabilinir olacağı ise oldukça tartışmalı. Uygulama Schengen anlaşmalarına ve serbest dolaşım hakkına da aykırılık teşkil edecek. Diğer yandan kişisel bilgilerin veri bankasında toplanacak olması da gizlilik hakkına aykırı.

    İsviçre

    Komşu ülkelerdeki terör saldırıları sonrasında, daha da hassaslaşan ve güvenlik öncelikli hareket eden İsviçre de kendi cephesinden önlemler almaya başladı. Geçtiğimiz günlerde Federal Hükümet üyesi Ueli Maurer sınırlara ek olarak 50 askerin konumlandırılacağını belirtti. Önlem daha çok sınırlar üzerinden İsviçre’ye ulaşmaya çalışan mültecilere yönelik.

    Diğer yandan kisa bir süre önce İsviçre basınına yansıyan bir haber İsviçrelilerin tedirginligini daha da arttırdı. İsviçre Gizli Servisi NDB’ye göre İsviçre’de, cihadist fikrine sahip olduğundan şüphelenilen 480 kişi yaşıyor.

    Ayrıca Berlin saldırısı failinin daha önce defalarca İsviçre’ye girip çıktığı iddiaları alınacak olan güvenlik önlemlerine meşruluk kazandırıyor.

    25 Eylül 2016 yapılan bir referandumda Federal İstihbarat Dairesi Yasası İnisiyatifi (Bundesgesetz über den Nachrichtendienst) yüzde 65,5’lik bir oranla kabul edilmişti. Yeni düzenleme ile istihbarat kurumlarına izleme faaliyetleri için geniş yetkiler tanırken, istihbarat kurumlarının telefon dinlemesine, e-postaları izlemesine, gizli kamera ve ses kayıt cihazı yerleştirmesine izin veriyor.

    Belçika’nın planının İsviçreli güvenlik görevlileri tarafından kabul görmeme ihtimali oldukça düşük. İlkbahar’a doğru, İsviçre de dahil olmak üzere Avrupa genelinde yeni bir güvenlik anlayışı ile karşı karşıya kalacağız.

     

    Not:İsviçre'de, hukuki konularda danışmanlık hizmetinden faydalanmak isteyenler yukardaki mail adresimden bana ulaşabilirler. Ayrıca Türkiye ile, tanıma/tenfiz davaları, tapu dava işlemleri, tebligat, vekâlet işlemi vs. türünden herhangi bir hukuki süreç içerisine giren ya da Türkiye’de hukuki takip yaptırmak isteyen okuyucularımız da iletişime geçebilirler

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

    READ MORE
  • AYIN FiLMLERi: La La Land - Manchester by the Sea

    Ayhan Demirden

    Sinema Eleştirmeni

    Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

     

     

     

    La La Land – Aşıklar Şehri

     Bu filmi çok önce Zürich Film Festivali’nde izlemiş olmama rağmen üzerine yazmayı erteledim. Oscar Ödüllerinden önce bir kez daha gündeme geleceğini biliyordum. Amerikalıların böyle filmler için çok güzel bir deyimi var: Feel good! 2 saatlik bir gösteride ve sonrasında kendinizi daha iyi hissediyorsunuz. Holywood için biçilmiş bir kaftan film. Stüdyoları ve kafe’leriyle filmde oda yer alıyor. Oscar jürisinin her zaman çok sevdiği ve ödüllere boğduğu bir yaklaşım bu. Şimdiye kadar yazdıklarımdan kinayeli vurguları negatif bir sonuca götürmeye çalışan okurlarıma yanıldıklarını söylemek isterim. Film bütün bunlara rağmen büyüleyici! Bunun birçok nedeni var:

    Mia (Emma Stone) ve Sebastian(Ryan Gosling) arasındaki müthiş enerji, çekim,  albeni. Birbirine bu kadar yakışan bir çift uzun zamandır beyazperdede yoktu. Aslında bu birlikte oynadıkları 3. Film, yönetmenin bu enerjiyi görüp daha da yukarılara taşıması olağanüstü.

    Diğer bir neden harika bir açılış sahnesi. Kesintisiz 7-8 dakika süren açılış sahnesinde Los Angeles ta bir otoyol da trafik sıkışıklığında harika bir müzik eşliğinde dans eden sürücüler, güneşin altın ışıkları altında kahramanlarımızla ilk karşılaşmamız, asfaltın kızgınlığı, erkek kahramanımızın zevkli antika spor arabası ve bütün cazcıların muhakkak edinmek, bir kez olsun giymek istedikleri iki renkli zaman dışı ayakkabılar. Sebastian kendi dünyasında biraz hayalci, Mia form dışı, arabasının önüne geçildiğinde orta parmağını kaldıracak kadar da fütursuz. Asfaltın sıcaklığından dansın koreografisine unutulmayacak bir sahneleme.

    Filmin müzikleri özellikle City of stars tatlı melodisiyle eski caz parçalarını hatırlatırken geçmişin içinden bizi bugüne taşıyan ritmiyle ve dramatik yapısıyla niye müzikallerin başarılı yada başarısız olduklarını bize fısıldıyor. Filmin bütün müziklerinin sırasını beklediklerini ve yeri geldiğinde bütün azametleri ile sahneye çıktıklarını, müzikal filmlerden hoşlanmayanların bile ilgisiz kalamayacakları bir enerjiyle ve duyguyla bizleri etkilediğini teslim etmemiz gerek.

    Yönetmenin Damien Chazelle’nin bu filmi gerçekleştirmek için yıllarca beklediğini, filmini finans edecek prodüktör bulamadığından bir kenarda beklettiğini ve sonrasında Whiplash filmini çekip Oscar kazandıktan sonra ancak tekrar gündeme getirmesini fikirlerinden vazgeçmeyen tutkulu bir rejisörle karşı karşıya olduğumuzu ayrıca vurgulamam gereksiz aslında.

    Piyanist erkek- oyuncu kız, önce birbirinden hoşlanmayan sonra birden aşık olan çift, 5 yıl sonra tesadüfen karşılaşmak, nedensiz ayrılıklar gibi zayıf olarak değerlendirilebilecek senaryo zaaflarının oyuncuların kendi yaşamlarından kattıkları tecrübeleri sahnelemeye yedirmesiyle, önemsizleşip sanki öylesinin daha samimi olduğunu bile düşünmeye başlıyorsunuz.

    Belki de en önemli neden ama sanatçıların yaratma tutkusunun onları her zaman mutlu etmeye yetmeyebileceği, buna rağmen tutkularının peşinde giden sanatçıların eninde sonunda ‘başarı’ile ödüllendireceklerini iddia etmesi.

    Gündemimizin son derece boğucu ve ümitsizlik saçtığı bir ortamda en azından 2 saat kendinizi iyi hissedeceğiniz bu filmi hararetle öneririm.

     

    Manchester by the Sea- Yaşamın Kıyısında

    Filmin adının Yaşamın Kıyısında diye Türkçe’ye çevrilmesi bazen ne kadar özensiz davranabildiğimizin kanıtı gibi. Oysa insanın aklına hemen -Denize Nazır Manchester -gibi orjinaline kesinlikle daha yakın hem de uyaklı bir çeviri geliyor.

    Lee Chandler’i (Casey Affleck) önce bir musluk sonra bir tuvaleti tamir ederken gördüğümüzde işini ciddiyetle yapan ama biraz suratsız, biraz nalet, içe dönük bir karakterle tanışırız. Bir gizemi olduğu her halinden bellidir. Kısaca meramını anlatan, az sözcüklü cümlelerle sosyal ilişkilerini minimumda tutan, acı dolu ama yakışıklı yüzünden dolayı kendisine ilgi duyan kadınlara ilgisiz olduğunu çabucak kavratan Lee 4 apartmanlı bir sitede hademelik yapmaktadır. Akşam olduğunda içtiği biraların da etkisiyle insanları provoke edip yüzü gözü şiş evine dönmektedir. Günlerden bir gün telefonla abisinin ölmek üzere olduğunu öğrenir aceleyle abisinin yaşadığı Manchester by the Sea’ya doğru yola koyulur. Maalesef oraya vardığında abisinin öldüğünü öğrenir. Defin işlemlerini yürütmek için abisinin evine yerleşir. Yeğeni Patrick 16 yaşında okulun buz hokeyi takımında oynayan ve kavgaları ile bazen saha dışına atılan hırslı bir gençtir. Avukattan Patrick’in vesayetinin kendisine verildiğini öğrenen Lee, bunu kabul edemeyeceğini yapamayacağını bildirmesine rağmen avukatın da ısrarı ile daha sonra karar vermek üzere büroyu terk eder. Patrick babasının ölümünden çok etkilenmiş görünmemektedir. İki sevgilisi vardır ve birbirlerinden haberleri olmamasını sağlamak için amcasını da suç ortağı yapmaya çalışır. Bir de babasından kalan bot onun için çok önemlidir, motoru tekleyen bot için para bile biriktirir.

    Yönetmen Kenneth Lonergen kısa flashback lerle kahramanımızın neden böyle kırgın ve hayata küskün olduğunu hiç acele etmeden trajik gerçekleri sömürüp sulu sepken hale getirmeden bazen küçük humorik dokunmalarla bezeyerek,- tabii burada filmin müziklerini yapan Lesley Barberin hakkını unutmayalım- öyle güzel anlatıyor ki, sıralı, kronolojik olmayan anlatım hikayeyi anlamayı zorlaştırmıyor, aksine başka bir ritim başka bir duyarlılık, ve olağanlık kazandırıyor.

    Yaşadığı trajedinin sonunda kendisini affedemeyen Lee yaşamına son vermeyi denese de bunda da başarılı olamıyor. Artık yaşayan bir bedene ama ölü bir ruha sahip olarak son kez yeğeninin bakımını belki üstlenmeyi düşünürken trajediyi hortlatan bir olayı yaşamasıyla kesinlikle bunu yapamayacağını anlıyor. Patrick’in sevgilisine Bot’ta dümen tutmasını öğrettiği anda onları izleyen Lee’nin acı gülümsemesi ile ilk kez karşılaşıyoruz. Burada ve Patrick’e bakımını bir arkadaşının üstleneceğini söylediği sahnede birlikte top oynarlarken küçük bir umut beliriyor, belki Lee bu travma yı atlatır diye.

    Yönetmenin bilinçli olarak dramın tepe noktalarını dolaylı anlatmayı seçtiğini, bunun hikâyeye harika bir ivme ve hafiflik kattığını ama anlatımı zenginleştirdiğini yeni boyutlara taşıdığını, Casey Affleck’in bu inanılmaz zor rolün çok büyük bir ustalıkla ve yaratıcılıkla üstesinden geldiğini ve Oscar’ın en iddialı adayı olduğunu da belirtelim. İyi kotarılmış diyaloglarının yanında çok güzel akan kurgusu ile de dikkati toplayan bu filmi muhakkak izleyin. 

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

    READ MORE
  • Bitmeyen Yolculuk… Türkiye-Avrupa İlişkileri

    Bülent Kaya

    Siyaset Bilimci ve Araştırmacı

    Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

     

     

     

    Nazım Hikmet’in “Dörtnala gelip Uzak Asya'dan, Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket...” dizelerine yansıyan Türkiye’nin Batı'ya yolculuğu sadece coğrafi bir konum meselesi değil. Avrupalılaşmakla eşanlamlı algılanan Batılılaşmak, Türkiye Cumhuriyeti’ne Osmanlı döneminden miras kalan bir olgu.

    1839 “Tanzimat” dönemi ile İmparatorluk devlet, ordu ve hazine işlerini modernleştirmek için yüzünü Avrupa’ya çevirip Avrupa modellerinden esinlendi. Cumhuriyet’in kurucuları ise en önemli kanunları- medeni, ticari ve ceza- Avrupa ülkelerinden ithal ettiler. Üstelik bu mirası, “çağdaşlaşmak ve münhasır medeniyetler düzeyine erişmek” seklinde yeniden formüle ederek Türkiye’nin en temel hedeflerinden biri yaptılar. Bu hedefe ulaşabilmek için Cumhuriyet’in gelecek siyasi aktörlerine, zaman kayıp etmeden, “medeniyet dünyasının” kapsını çalma misyonu böylece biçilmiş oldu.

    Avrupa’ya kurumsal yolculuk

    1949 Avrupa Konseyi ve 1952 NATO üyeliği “medeni dünyayla” kurulan ilk kurumsal bağlarıydı Türkiye’nin. Avrupa Birliği'nin geçmişinin mihenk taşını oluşturan, dönemin Avrupa Ekonomik Topluluğuna (AET) 1959’da yapılan başvuru “1963 Ankara Antlaşması” diye de adlandırılan ortaklık antlaşmasıyla sonuçlandı. Bu ortaklık tam üyeliğe açık bir ortaklıktı. Türkiye-Avrupa ilişkilerinin 54 yıllık inişli-çıkışlı ama, bir o kadar da heyecanlı ve bir türlü evlilikle sonuçlanmayan “sözde” aşk hikâyesi böyle başlamış oldu.

    O günden bugüne köprülerin altından çok sular aktı; Avrupa Birliği genişledikçe genişledi. Portekiz, İspanya ve Yunanistan gibi Akdeniz ülkelerinin üyeliğini, Doğu Avrupa ve Baltık ülkeleri, daha sonra da Slovenya ve Hırvatistan gibi birkaç Balkan ülkesi takip etti. 27 ülkenin oluşturduğu bir birlik oldu AB. 1993 yılından itibaren birliğe adaylık için başvuruda bulunan ülkelerden “Kopenhag Kriterleri” diye adlandırılan ve tam üyelik için olmazsa olmaz şartları yerine getirmeleri istendi.

    Türkiye cephesinde ise 1971 ve 1980 askeri darbeleri ile demokrasi ve insan hakları notu Avrupa normlarının çok gerisine düştü. Türk ordusunun 1974 Kıbrıs çıkarmasının doğurduğu gelişmeler sonucu dönemin Başbakanı Ecevit Avrupa'yla ilişkileri resmen dondurmuştu. Özal Türkiye’sinin 1987’de Avrupa Ekonomik Topluluğu’na (AET- şimdiki AB) tam üyelik için yaptığı resmi başvurundan bugüne önümüzde duran tablo özetle şu;

    1995 yılında yürürlüğe giren, iyi kötü çalışan bir gümrük birliği ve Ekim 2005‘te başlayıp bir türlü ilerlemeyen tam üyelik müzakereleri. 12 yıllık bir sürede 35 başlıktan yarısı açılabildi ve sadece bir tanesi başarılı şekilde kapandı (bilim ve araştırma baslığı 2006 yılında). Açılan başlıklarda Türkiye'nin performansı yeterli bulunmadığı için bir türlü kapanmıyor. Yeni başlıklar konusunda ise Yunanistan ve Kıbrıs 8 yeni başlığın, Fransa ise geri kalan bütün başlıkların açılmasını engelliyor. Bundan da öteye bugün gelinen noktada ve diplomatik ilişkilerde yaşanan ciddi kriz ortamında ilişkilerin dondurulması dillendiriliyor.

    Yalancıların dansı

    “Yalan”, Türkiye-AB ilişkilerinde madalyanın görünmeyen yüzünü en iyi ifade eden kavram. Bu konuda ne AB ne de Türkiye samimi bir tavır gösteriyor. Her iki taraf da yalan söylüyor! Ne AB’nin Türkiye’yi tam üye olarak kabul etme ne de Türkiye’nin Avrupa değerlerini benimseyerek Avrupalı olma gibi gerçek bir niyeti var. Tam üyeliği ön gören 54 yıllık ilişkilerin geldiği bu noktada bu tespiti ileri sürmek, maalesef acı bir gerçek.

    Çifte standartlı Avrupa

    Avrupa cephesi Türkiye’ye karşı hep çifte standartlı davrandı. Yunanistan, Portekiz ve İspanya’nın demokrasi ve insan hakları alanındaki açıkları AET üyelikleri için bir engel olarak görülmedi. Tam tersi, bu ülkelerin topluluğa kabul edilmelerinde üyeliğin onların demokrasilerine istikrar katacağı görüşü önemli bir rol oynadı. Oysa ki Türkiye'nin 1987 yılında yaptığı üyelik başvurusuna topluluk iki yol sonra verdiği cevapta “demokrasi ve insan hakları karneniz kötü, sizi kabul edemeyiz” dedi. Aynı şekilde vatandaşları İstanbul'da iş arayan Bulgar ve Romanya ekonomisi AB üyeliğine engel oluşturmazken dinamik, büyüme hızı bazen baş döndüren Türkiye ekonomisine bir türlü olumlu yaklaşılmadı.

    AB’ye 2005 ve 2007 yıllarında 12 yeni üyenin katılması Türkiye'nin AB’deki yeri konusunda kuşku cephesini daha da genişletti. İnsan hakları ve demokrasi alanındaki gerçek nedenlere eski fanteziler ve tarihsel korkular eklendi. AB’nin bir “Hristiyan kulübü” olduğu birçok yeni üye tarafından daha açıktan dillendirilmeye başlandı. Ama asıl korku ve endişelere Almanya, Fransa ve Avusturya gibi önemli sayıda Türkiyeli göçmenleri barındıran ve göç, entegrasyon ve İslam sorunlarıyla meşgul ülkeler sahipler. Bunların başında Almanya gelmektedir. Eski Dışişleri Bakanı Joshka Fisher gibi Türkiye’nin mutlak yerinin Avrupa olduğunu düşünen birkaç politikacının dışında, büyük bir çoğunluk Türkiye’ye tam üyelik yerine “İmtiyazlı Ortaklık” statüsü verilmesini dillendirmektedir. Fransa’nın tavrı da farklı değil. Ülkenin eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy gibi birçok sağ politikacı, Türkiye’nin yerinin “Asya” olduğunu dillendirerek tam üyeliğe karşı olduklarını açıkça belirtmektedirler. Türkiye’nin AB’ye tam üyelik statüsüne karşı bu sağ cephe, zaman zaman aşırı sağ çevrelerin ırkçı “Türk karşıtlığı” duygularını iç politik çıkarlar uğruna okşayarak “Avrupa’da Müslüman Türkiye’ye yer yok” gibi kültürel bir argümanın güçlenmesine katkıda bulunuyor.

    İsteksiz ve karnesi zayıf Türkiye

     

    Türkiye cephesinden bakıldığında, birçok insan kendine “Avrupalı olmak gerçekleşmesi mümkün olmayan bir rüya mi acaba?” sorusunu soruyor. Bir diğerleri bu hayalin zaten çoktan suya düştüğüne inanarak, hayal kırıklığını hazmetmeğe çalışıyor. Siyasi çevreler açısından durum daha farklı. Çünkü sağıyla-soluyla Avrupa projesine zaten gönülden inanmamışlardı. Birileri için Avrupa Topluluğu, “Hristiyanlar kulübü biz Müslümanların ne işi var orda”, diğerleri için “emperyalistler bloğu”, bir diğerleri için “onlar Birlik biz pazar” sloganında ifade edilmek istenen “Türkiye'nin pazarına göz dikmiş kapitalistlerin projesiydi ve milli çıkarlarımıza aykırıydı”.  

    Ankara Antlaşmasının imzalanmasından sonra devleti yöneten siyasi elitlerin Avrupa politikası ise inişli-çıkışlı, tutarsız ve kararsız bir tablo sergiledi. İyi niyet açıklamalarının ötesinde Türkiye, AB’ye katılım için gerekli reformları ya “dostlar pazarda görsün” ya “göz boyama”, ya da bir şeyleri elde etmek için bir “araç” mantığıyla yaptığı için, insan hakları, demokrasi, hukuk devleti ve azınlık hakları alanındaki sicilini,1963 Ankara antlaşmasından bu yana bir türlü düzeltemedi.

    Garip bir paradoks; Türkiye ne zaman AB’ye yakınlaşmak için bir çaba içerisine girse bir türlü bu çabasını devam ettiremiyor, AB ile olan ilişkilerini bulunduğu yerden daha da gerilere götürüyor ve ondan sanki biraz daha uzaklaşıyor. Avrupa’ya hem yakın hem uzak, Avrupa’yı hem düşman hem uygarlık modeli olarak gören iki uçlu bir yaklaşım Türkiye’nin sergilediği tavır.

    AKP’nin ilk döneminde Avrupa’ya her zamankinden daha çok yaklaşan Türkiye, bugün Avrupa’ya her zamankinden daha da uzak. Örneğin Avrupa normlarıyla uyuşmadığı için kaldırılan idamın geri getirilmesinin son zamanlarda sık sık dillendirilmesi Türk siyasi ve devlet elitlerinin Avrupa konusundaki irade eksikliğini ifade etmekle kalmıyor, aynı zamanda onların Avrupa ruhundan ne kadar uzak olduklarını da gösteriyor.

    Sinir bozucu konular

    Türkiye’nin devlet anlayışı ve demokrasi kültürünün Batı Avrupa ülkelerininki ile karşılaştırılamayacak düzeyde Avrupa normlarından uzak oluşu vb. gibi konuları bir kenara bırakalım. Avrupalılar için, ilişkileri bir şekilde olumsuz etkileyen “sinir bozucu” ve çözülmesi gereken birçok kronik sorun hala ortada. Birincisi, Kürt sorunu. Avrupalılar için bu sorun “baskıcı ve inkârcı” politikalarla değil ancak “uzlaşmacı demokratik” politikalarla çözülmeli. İkincisi, Kıbrıs sorunu. Türk ordusunun adadan çekilmesi, Güney Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tanınması, adanın birleşmesine katkıda bulunulması – ki bu noktada Türkiye'nin çabasını göz ardı etmemek gerek, vb., Avrupalıların dillendirdiği başlıklardan en önemlileri. Üçüncüsü, Ermeni meselesi. Türkiye'nin Ermeni soykırımını tanımaması, her ne kadar Türkiye-AB ilişkilerinin “resmi prosedürlerinde” bir sorun olarak pek dillendirilmese de Avrupa Parlamentosu gibi siyasi platformlarda Türkiye’nin sinirini bozan konulardan biri olmaya devam edecek.

    Türkiye’de genel temel hak ve özgürlükler düzeyinin OHAL ile birlikte daha da aşağılara çekilmesi, referandumla kabul edilen yönetim sisteminin değiştirilmesine yönelik Anayasa değişikliklerinin kuvvetler ayrılığı ilkesini zedeleyen maddeleri içermesi, Avrupalılar için “eski tas eski hamam” misali bir durum olarak görülecek ve ilişkilerde yeniden “Kopenhag Kriterleri “ne göndermelerin yapılacağı bir durum oluşacak.

    Uzun yürüyüşün yorgun geleceği

    Referandum öncesi başta Almanya ve Hollanda olmak üzere bazı Avrupa ülkeleri ile başlayan kriz ve Avrupa Konseyi’nin Türkiye’yi yeniden denetim altına alma kararından sonra Türkiye-AB ilişkilerinin ne zaman kopacağı/dondurulacağı sorusundan çok bunu yapan tarafın kim olacağı sorusu sorulmaya başlandı. AB’nin siyasi aktörleri, Türkiye’nin göç anlaşmasını iptal etmesinden korktukları için “ne şiş yansın ne kebap “misali gibi hareket edecekler. Oyalayabildikleri kadar oyalamaya çalışacaklar Türkiye’yi. Zaten gelişmesinin önünde o kadar çok engelin olduğu bir ilişkiyi dondurmanın ne alemi var diye de düşünecekler. Birliğin kimliği ve geleceği zaten sorunlu. AB kendisiyle meşgul. Brexit’in açtığı gediğin büyüme riski büyük. Polonya ve Macaristan’daki antidemokratik gelişmeler AB için ciddi bir sorun olmaya devam ediyor. Böyle bir ortamda, AB’nin Türkiye’nin tam üyeliğini öncelikler arasına alacağını beklemek biraz hayal olur.

    Türkiye için ise “bunlar bizi AB’ye zaten almayacaklar, o halde kopardığımızı koparalım (vize serbesti vb. gibi), işimize ne gelirse onu yapalım” gibi ilkesiz bir tavır takınacağa benziyor. Türkiye’nin Avrupa’ya entegrasyon yönünde ciddi reformlar başlatması büyük bir mucize olur. Engellenen bazı müzakere baslıklarını açtırtmaya çalışacak. Belki de açtırtacak ve bunu iç politikada bir başarı olarak kullanacak. Ama müzakereyi yapanlar biliyorlar ki “yeni başlıklar açılsa ne olur, zaten olumlu sonuçlanmıyor ki”.

    54 yıl önce başlayan, AB’ye tam üyelikle sonuçlanması gereken Türkiye-Avrupa yakınlaşma sürecinin özeti şu: “Az gittik uz gittik, dere tepe düz gittik, bir de döndük baktık ki bir arpa boyu yol gittik''.

     

    Türkiye-Avrupa ilişkilerinde önemli tarihler 

    1949

       Avrupa Konseyi üyeliği

    1952

       NATO üyeliği

    1959

       AET katılım başvurusu

    1963

       AET ile Ortaklık – Ankara Antlaşması imzalandı

    1978

       Türkiye AET ile ilişkilerini dondurdu

    1987

       Avrupa Topluluğu’na (AT) tam üyelik başvurusu

    1989

       AT’nin Türkiye tam üyelik başvurusuna olumsuz cevabı

    1995

       AB ile Gümrük Birliği yürürlüğe girdi

    2005

       AB ile tam üyelik müzakereleri başladı

    2017

       Avrupa Konseyi’nin Türkiye’yi yeniden denetim altına alma kararı aldı

     

     

     

     

     

    READ MORE
  • Çocuk Ödenekleri

    Derya Özgül,  LL.M

    Hukukçu

    Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

     

     

     

    Günümüzde, meslek ve aile uyumu için çocuk bakım ücretleri konusu tartışılıyor. Tartışmalar ışığında konuyu ele almak gerekli oldu. Şu sıralar çocuk bakımı için ailelere maddi yardımlar yapılması da gündemde. Konuyu dergimize haber olarak da aktardık. Bundan yola çıkarak, bu yazımda çocuklar ve gençler için ailelere yapılan ödeneklere değindim.

    Çocuk ödeneği, ailelerin çocukları icin harcadıklarına yönelik kantonal bir maddi destektir. Gelecek nesiller olmadan, toplumun varlığı tükenmeye başlar. Ancak çocuk yetiştirmek birçok anne-baba için mali bir yüktür ve yoksulluğa da yol açabilir.

    Birkaç yıl önce Federal İstatistik Dairesi tarafından, “İsviçre’de Çocuk Giderleri” adı altına yapılan bir araştırmada, doğan ilk çocuğa aylık olarak ortalama 819 Frank harcandığı ortaya kondu. Araştırmaya göre, iki çocuğun ortalama gideri 1310 Frank olurken, üç çocuklu bir ailenin çocukları ise aileye ayda 1584 Frank’a mal oluyor.

    İsviçre devleti yıllardır, kendinin ve toplumun geleceği için ailelere maddi yardım sunuyor. 1952 yılından bu yana, özellikle de dağlık bölgelerde yaşayan küçük çiftçilere ve tarım sektöründe çalışanlara aile/çocuk parası ödeniyor. İsviçre’de aile politikası o tarihte bu şekilde başlamıştı.1965 yılından bu yana ise, tarım dışındaki sektörlerde çalışanlara, yani bütün çalışanlara çocuk parası veriliyor.

    2004 yılında yapılan bir düzenleme ile de, bebeği doğacak olan çalışan kadınlara “doğum izni” hakkı uygulanıyor.

    Ödenekler

    2009 itibari ile kantonların çocuklu ailelere ödemesi gereken asgari ücret; 16 yaşına kadar 200 Frank, 16-25 yaş arası öğrencilere ise en az 250 Frank olarak belirlenmiş durumda. 

    Çocuk parası uygulaması her çalışan anne-baba için geçerli iken, 2013 yılından bu yana serbest meslek sahipleri ve düşük ücretli “işsizler“ için de geçerli kılındı. 

    Temel olarak, kendi çocuğu için her anne-baba çocuk parası yardımı alır. Burada anne-babanın evli olup olmadığı önem taşımadığı gibi, evlatlık, üvey veya kan bağının da önemi yoktur. Önemli olan çocuğun bakımının üstlenilmiş olmasıdır. Bu anlamda kardeş veya torun farketmez, bakımının büyük bölümünü siz üstlenmişseniz eğer, çocuk parasının size ödenmesi gerekir.

    Her çocuğun, doğduğu aydan 16 yaşını bitirene kadar en az 200 Frank’lık bir ödenek hakkı vardır. Herhangi bir hastalık veya engelden dolayı çocuk çalışamıyor ise, bu ödenek 20 yaşını bitirene kadar devam edebiliyor. Daha sonra, 16-25 yaş arasında eğitim parası ödeneği mevcut. Bu da en az 250 Frank’lık bir ücret. 16-25 yaşları arasındaki gençlerin gelirleri varsa ve bu gelirler yıllık olarak 28.200 Frank’ı geçiyorsa eğitim yardımları yapılmıyor.

    Kantonlara göre degişiklik

    Birçok Kanton yukarda belirttiğim rakamları baz alıyor. Bazı kantonlarda bu rakamlar daha yüksek olmakla birlikte, doğum parası veya evlatlık ödeneği de yapılıyor. Örneğin Kanton Zürich’te 0-12 yaş arası 200 Frank, 12-16 arası 250 Frank ve daha sonrası eğitim ödeneği için 250 Frank şeklinde bir aylık ücret ödenirken, doğum veya evlatlık ödeneği bulunmuyor. Ancak Cenevre Kantonu’nda, ilk iki çocuk aylık 300’er, daha sonra doğan her çocuk için 400’er Frank ödeniyor. Eğitimleri için ilklere çocuk başına 400, üçünücü ve sonrasında doğan çocuklar için 500 Frank ödeniyor. Ayrıca Cenvre’de doğum yapan veya evlatlık edinen her kadına bir defalık olmak üzere, ilk iki çocuk başına 2000 Frank, daha sonra ki doğumlara ise 3000 Frank’lık ödenekler yapılıyor. 

    İşleyiş nasıl oluyor?

    Çocuk ve eğitim ile ilgili yardım ücretleri çalışan anne veya babaya yapılır. Hem anne hem de baba çalışıyorsa, bu ödenek ya çocuğun bakımını üstlenene ya da çocuğun kaldığı kantonda çalışana yapılır. Her ikisi de aynı kantonda çalışıyor ise, bu kez ödenek en yüksek maaşı kim alıyorsa ona yapılır.

    Ayda en az 587 (Yılda en az 7050) Frank maaş alan her anne-baba bu hakka sahiptir. 

    Çalışanlar için çocuk parası başvurusu işverenler tarafında yapılır. Serbest meslek sahipleri kendileri başvurmalıdırlar.

    Çalışanlar, çocuk paralarını ay sonunda ödenen maaş ile birlikte alırlar. Çocuk parası başvurusu çocuğun doğduğu aydan itibaren yapılabilirken, yapmayanlar için geriye dönük yasal süre 5 yıldır.

    Kantonlara göre ödenekler şöyle;

    Kanton                   Cocuk Parası            Eğitim Parası                  Dogum/evlatlık ödeneği

    Zürich                        200/250                       250                                          -

    Bern                           230                            290                                          -

    Luzern                       200/210                       250                                        1000  

    Uri                              200                            250                                       1000

    Schwyz                       220                            270                                        1000

    Obwalden                   200                            250                                           -

    Nidwalden                  240                            270                                           -

    Glarus                        200                             250                                          -

    Zug                           300                         300/350                                       -

    Fribourg                    245/265                     305/325                                     -

    Solothurn                   200                            250                                          -

    Basel-Stadt                 200                            250                                          -

    Basel-Land                 200                            250                                          -

    Schafhausen               200                           250                                          -

    Appenzell Ausserrhoden         200                 250                                          -

    Appenzell Innerrhoden        200                    250                                         -

    St. Gallen                          200                    250                                         -

    Graubünden                      200                    250                                         -

    Aargau                               200                    250                                        -

    Thurgau                             200                    250                                        -

    Tessin                                200                    250                                         -

    Vaduz                                 250/370            330/450                              1500

    Wallis                                 275/375            425/525                              2000

    Neuchetal                          275/250            300/330                              1200

    Cenevre                             300/400            400/500                              2000

    Jura                                   250                    300                                    850

     

     

    Not:  İsviçre'de, hukuki konularda danışmanlık hizmetinden faydalanmak isteyenler yukardaki mail adresimden bana ulaşabilirler. Ayrıca Türkiye ile, tanıma/tenfiz davaları, tapu dava işlemleri, tebligat, vekâlet işlemi vs. türünden herhangi bir hukuki süreç içerisine giren ya da Türkiye’de hukuki takip yaptırmak isteyen okuyucularımız da iletişime geçebilirler.

     

     

     

     

     

    READ MORE
  • DAVOS ÜZERiNE

    1970'lerde Dünya Ekonomik Forumu'nun (WEF) ilk topladığı dönemlerde, buluşmalar küçük çaplı beyin fırtınalarından ibaretti. Bugünse Davos Zirvesi 2 bin 500'ün üzerinde katılımcıya ev sahipliği yapıyor ve bu katılımcıların da 1000'den fazlası küresel şirketlerin üst düzey yöneticileri. READ MORE

  • DAVOS ÜZERiNE

    1970'lerde Dünya Ekonomik Forumu'nun (WEF) ilk topladığı dönemlerde, buluşmalar küçük çaplı beyin fırtınalarından ibaretti. Bugünse Davos Zirvesi 2 bin 500'ün üzerinde katılımcıya ev sahipliği yapıyor ve bu katılımcıların da 1000'den fazlası küresel şirketlerin üst düzey yöneticileri.

    READ MORE
  • DIŞİŞLERİ BAKANI BURKHALTER GÖREVİNİ BIRAKIYOR

    İsviçre Dışişleri Bakanı Didier Burkhalter görevini bırakıyor. Konuya ilişkin bir açıklamada bulunan Burkhalter, görevi bırakma nedeni; “Bu bireysel bir his, sadece başka birşey yapma isteğim var.“ şeklinde açıkladı.

    READ MORE
  • DIŞİŞLERİ BAKANI BURKHALTER GÖREVİNİ BIRAKIYOR

    İsviçre Dışişleri Bakanı Didier Burkhalter görevini bırakıyor. Konuya ilişkin bir açıklamada bulunan Burkhalter, görevi bırakma nedeni; “Bu bireysel bir his, sadece başka birşey yapma isteğim var.“ şeklinde açıkladı.

    READ MORE
  • DÖViZLi ASKERLiK BiN EURO

    T.C. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yurtdışında dövizli askerliği bin Euro’ya indiren yasa düzenlemesini onayladı. T.C. Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamada, ’6661 sayılı "Askerlik Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’,  6662 sayılı Dünya Ticaret Örgütünü Kuran Marakeş Anlaşmasını Tadil Eden Protokol ile Ticaretin Kolaylaştırılması Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun’, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Anayasanın 89’uncu maddesinin birinci fıkrası ile 104’inci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca yayımlanmak üzere Başbakanlığa gönderilmiştir" denildi.

    READ MORE
  • DÖViZLi ASKERLiK BiN EURO

    T.C. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yurtdışında dövizli askerliği bin Euro’ya indiren yasa düzenlemesini onayladı. T.C. Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamada, ’6661 sayılı "Askerlik Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’,  6662 sayılı Dünya Ticaret Örgütünü Kuran Marakeş Anlaşmasını Tadil Eden Protokol ile Ticaretin Kolaylaştırılması Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun’, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Anayasanın 89’uncu maddesinin birinci fıkrası ile 104’inci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca yayımlanmak üzere Başbakanlığa gönderilmiştir" denildi.

    READ MORE
  • Editörün Notu

     

    Aydin Yildirim- www.haberpodium.com

    Aydın Yıldırım

    Genel Yayın Yönetmeni

    Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

     

     

     

    Yıl sonlarında genellikle Dünya ve ülke gündemine damgasını vuran olaylara bakarız. 2016 yılı Dünya gündeminde Türkiye’nin yoğun bir şeklide yer aldığını, Tükiye’de olan biten gelişmelerin yıla damgasını vurduğunu gördük.

    Türkiye, birçok açıdan olağanüstü bir yıl geçirdi. Başkanlık sistemi tartışmaları, 15 Temmuz darbe girişimi, seçilmis siyasetçilere yönelik tutuklamalar, görevden almalar, yıl boyunca yaşanan çok sayıda bombalı ve silahlı saldırı, her kesimden oluşan gazetecilere yönelik dava ve tutuklamalar...

    Burada, konuya daha çok gazetecilik boyutu ile yaklaşıp gazetecilerin yaşadığı zorluklara değinmek istiyorum.

    Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu geçtiğimiz günlerde 2016 yılı basın raporunu açıkladı. Rapora göre 2016 yılında 780 gazetecinin basın kartı iptal edilirken, 839 gazeteci yaptıkları haberler nedeniyle hakim karşısına çıktı. Bunlardan 143’ü yeni yıla cezaevinde girdi. Rapora göre 157 yayın organı kapatılırken işsiz kalan gazeteci sayısı ise 10 bini aştı.

    Türkiye’deki gazetecilerle ilgili bir rapor da Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nden geldi. Rapora göre Türkiye, dünya basın özgürlüğü sıralamasında iki puan daha kaybederek, 180 ülke arasından 151. sıraya geriledi.  Yani 2016 yılı, basın açısından kara bir yıl olarak kayıtlara geçti.

    Gazetecilerin yaşadığı bu zorluklar Türkiye ile sınırlı değil tabi ki. Burada, İsviçre’de de bu işin zorluklarını hissedebiliyoruz kimi zaman.

    Nasıl mı?

    T.C. Bern Büyükelçiliği Basın Müşaviri Hacı Mehmet Gani’yi okuyucularımızın pek azı bilir.

    2016 yılında, gazetecilik çalışmalarımızdan kaynaklı haklarımıza dayanarak Basın Müşaviri Hacı Mehmet Gani Bey üzerinden, Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü (BYEGM)’ne basın kartı başvurusunda bulunduk. Bir ton resmi belge, dergi nüshaları, form ve Büyükelçilik onayından sonra, başvurumuz Hacı Mehmet Gani Bey tarafından BYEGM’e iletildi.

    BYEGM başvurumuzu olumlu yönde değerlendirip, kartlarımızı bize iletilmek üzere Hacı Mehmet Gani Bey’e gönderdi. Basın kartlarımız geçtiğimiz Eylül ayında gönderilmiş olmasına rağmen Hacı Mehmet Gani Bey tarafından keyfi olarak alıkonuldu ve bize iletilmedi.

    Konuyu yazılı ve sözlü olarak birçok kez kendilerine sormamıza rağmen yeterli bir yanıt almış değiliz. Kartlarımız verilmemesinde kimi zaman sponsorlarımız, kimi zamansa köşe yazarlarımız gerekçe gösterildi. Konunun Almanya'daki merkez ile (!) konuşulacağı iletildi.

    Anlaşılan o ki yaptığımız çalışmalar Hacı Mehmet Gani Bey’in pek de hoşuna gitmiyor. Basın Müşaviri Hacı Mehmet Gani Bey’in, Türkiye’de gazetecilere yönelik olan yaptırımları burada da hayata geçirme çabası içinde olduğunu düşünüyor, uygulamanın keyfiyetine dikkat çekmek istiyoruz. Aksi halde Büyükelçilik ve BYEGM basın kartlarımız için onay vermezlerdi.

    HaberPodium çalışanları olarak daha önce Isviçre basın kartı ve uluslararası basın kartı başvurularında da bulunmuştuk. Bu başvurularda istenilen belgeler sadece basın alanında çalışıldığını kanıtlayan birkaç belge idi. Çok kısa bir zamanda da sorgusuz sualsiz kartlarımız bizlere iletilmişti.

    Kıyaslama yapmak gerekirse; uygulamalarda ve gazeteciliğe yönelik yaklaşımlarda, aradaki farkların çok fazla olduğunu görebiliyoruz maalesef.

    Son olarak şunu da belirtelim; HaberPodium İsviçre’deki yaşamı konu edinen, burada yaşayan insanlarımızı İsviçre gündemine dair en iyi şekilde bilgilendirme hedefi güden bağımsız bir yayın organıdır. Hukuk kökenli bir devlet görevlisi olan Hacı Mehmet Gani Bey, belki yarın başka bir yerde başka bir göreve atanacaktır, ancak burada kalıcı olan bizler, çalışmalarımızı aynı yayın çizgisinde sürdürmeye devam edeceğiz.

     

     Sevgiyle 

     

     

     

     

     

     

     

     

    READ MORE
  • Editörün Notu

    Aydın Yıldırım

    Genel Yayın Yönetmeni

    Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

     

     

     

    Bu yıl Avrupa'nın birçok ülkesinde seçim, Türkiye’de ise başkanlık referandumu yapılacak. Hollanda, Fransa, Almanya, İtalya gibi ülkelerde yapılacak olan seçimlerin ilki Mart ayında Hollanda da başlayacak. Tam da bu dönemde AB içinde Donald Trump paniği yaşanıyor. Göçmen ve sığınmacılar konusunda sıkıntılı dönemler geçiren ve içten içe dağılma söylentileriyle çalkalanan AB, Donald Trump’ın göçmen politikaları ile daha da çetrefilli bir sürece giriyor.

    Donald Trump bazı Müslüman ülkelerin vatandaşlarına seyahat yasağı getirmek istemiş, ancak ABD mahkemeleri tarafından reddedilen bu istemi Avrupa’daki aşırı sağcı partiler tarafından da desteklenmişti. İtalya’da Kuzey Ligi, Belçika’da Vlaams Belang, Hollanda’da PVV, Fransa’da Milli Cephe (FN) ve Almanya’da AfD, Trump’ın göçmenlerle ilgili kararnamesine destek veren partiler. Hollanda'da PVV partisinin lideri Geert Wilders, hızını alamayıp, iktidara gelmesi halinde Trump’ın yaptığının “aynısını yapacağını” söylüyor.

    “Visegrad ülkeleri” olarak bilinen Polonya, Slovakya, Çek Cumhuriyeti ve Macaristan’ın iktidarda olan liderleri de, Donald Trump’ın göçmen politikalarına destek verdiklerini açıklıyorlar.

    Türkiye’de de başkanlık için öngörülen referandum tarihi 16 Nisan olarak açıklandı. OHAL ve KHK’lar ortamında gidilecek olan bu referandumda, daha önceki seçim deneyimleri göz önünde bulundurulduğunda, çatışmalı ve kutuplu ortamın daha da tırmandırılacağı kuşkusuz. Referandum ile ilgili tartışmalar, oy kullanma hakkı olan milyonlarca Türkiye vatandaşı olması vesilesi ile Avrupa’ya da yansıyacak. Gerekli propagandalarını yürütmek amacıyla, birçok siyasetçinin buralara geleceğini tahmin etmek hiç de zor değil. Öyle ya da böyle gelişmelerin içinde olacağız.

    İsviçre’de ise şu sıra üçüncü jenerasyon için geçerli olacak olan kolaylaştırılmış vatandaşlık hakkı üzerinden çifte vatandaşlık tartışmaları başlatıldı. İsviçre Halk Partisi SVP gelecekte tek ülke vatandaşlığının gündeme getirilmesi için çalışmalara başladı. Konuyu detaylı bir şekilde yazarımız Derya Özgül kaleme aldı.

    .......

    2017 yılındaki gelişmeler, gelecekte dünya gidişatına nasıl bir yön verileceği konusunda ipuçları veriyor bize. Dünya siyasetine, tutucu ve otoriter güce dayalı siyaset yaklaşımıyla yön verileceği çok açık. 

    Geçtiğimiz günlerde George Orwell'in "1984” isimli kitabının, Donald Trump'ın ABD başkanlık koltuğunu devralmasından kısa süre sonra, en çok satan kitaplar listesinde birinci sıraya yükseldiğine dair haberler aktarıldı. 1949 yılında yayımlanan bu romanda, Big Brother (Büyük Birader) tarafından sürekli gözetim altında olan ve gerçeklerin çarpıtılması yoluyla insanları sürekli baskı ve kontrol altında tutan totaliter bir toplum anlatılıyor.

    Anlaşılan o ki, insanlar hafızalarını taze tutmak için yeniden okuma ihtiyacı duyuyorlar. Gelişmelerin kitapları yeniden okunabilir kılıyor olması sevindirici.

     

     

    Sevgiyle

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

    READ MORE
  • EV KİRALARI DÜŞMEYE DEVAM EDİYOR

    İsviçre’de ev kiraları faiz oranları ile birlikte düşmeye devam ediyor. Federal Konut Dairesi, kira hesaplamaları için belirleyici olan referans faiz oranının 2 Haziran itibarı ile % 1,75’ten % 1,5’e düşürüldüğünü açıkladı. READ MORE

  • EV KİRALARI DÜŞMEYE DEVAM EDİYOR

    İsviçre’de ev kiraları faiz oranları ile birlikte düşmeye devam ediyor. Federal Konut Dairesi, kira hesaplamaları için belirleyici olan referans faiz oranının 2 Haziran itibarı ile % 1,75’ten % 1,5’e düşürüldüğünü açıkladı.

    READ MORE
  • EV KİRALARI DÜŞMEYE DEVAM EDİYOR

    İsviçre’de ev kiraları faiz oranları ile birlikte düşmeye devam ediyor. Federal Konut Dairesi, kira hesaplamaları için belirleyici olan referans faiz oranının 2 Haziran itibarı ile % 1,75’ten % 1,5’e düşürüldüğünü açıkladı.

    READ MORE
  • İdrar Kaçırma

    Yasemin schreiber pekin- www.haberpodium.com

    Dr. med. Yasemin Schreiber-Pekin

    Kadın Doǧum Uzmanı, Psikoterapist

    Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

     

    İdrar Kaçırma

     

    “Çok sıkışmış halde eve anca yetişmiş, kapı önünde telaşla çantadaki anahtarı ararken, veya tuvalete tam oturmak üzereyken başıma geliyor… Sinema, tiyatroda herkes keyif çıkarırken, tedirginlikle en kenardaki koltuğa ilişiyorum… Sınav veya yolculuk öncesi iki üç damla için beş dakikada bir tuvalete koşturuyorum… Şehirde alışverişe çıkacağım gün hiç su içmem, mağazalardaki tuvaletlerin hepsinin yerini bilirim...”

    Buna benzer sözler, sıkışma tipi veya „urge“ tipi idrar kaçıranlardan geliyor. İkinci bir gurup, öksürür, aksırırken, koşarken veya gülerken idrarını tutamamaktan yakınıyor. Buna stres tipi idrar kaçırma deniyor. Karma tipse, her ikisinden de şikayetçi olanlar.

    Sıkışma tipi idrar kaçırmada; mesanede, idrarla dolarken, ani ve kontrolsüz kasılmalar olur ve acil idrar yapma zorunluluğu görülür. Artmış gündüz idrar yapma sıklığı ve gece 1 kereden daha fazla idrara kalkma şeklinde gösterebilir kendini.

    Stres dediğimiz ikinci tip; öksürme, zıplama, gülme gibi karın içi basıncının aniden arttığı durumlarda görülür. Anatomik destek veren pelvik taban kaslarının zayıflaması sonucu oluşur.

    İdrar kaçırma, çekinerek dile getirilen konulardan biri. Hayati tehlike içeren bir sorun olmamakla birlikte yaşam kalitesini sosyal ve cinsel anlamda bozmakta. Kadınların % 15’i ila % 25’i şikayetçi idrar kaçırmadan. Yaş ilerledikçe oran % 60a kadar çıkıyor. Sıkışma tipine her iki cinsiyette ve her yaşta rastlanabiliyor.

    İdrar kesesinin iki ayrı görevi var. Birincisi, idrarın depolanmasıdır. Depo görevi için, kesenin duvarlarını oluşturan kasların gevşek ve esnek olup, aynı zamanda idrar borusu yoluyla idrar çıkışını kontrol eden tıpanın sımsıkı kapalı olması gerekir. İkinci görevse, istendiği zaman idrarın boşaltılabilmesi. Boşalma sırasında duvar kaslarının kasılıp, tıpa kaslarının gevşeyerek açılması gereklidir. İdrar kesesinin görevini yapabilmesi için, sinir ve kasların, beyinle omurilikteki merkezlerle beraber çalışması şarttır. Değişik nedenlerle bu iş birliği sistemi çabucak bozulabilir.

    idrar kacirma sorunlari- www.haberpodium.comİdrar kaçırma şikayeti olan kişide ilk yapılması gereken; hangi tip olduğunu anlamaya çalışmaktır. Buna göre değişir tedavi yöntemleri. Muayene ve üriner sistem ultrasonu sonrası tam olarak ayrım yapılamayan hastalara daha ayrıntılı testler uygulamak gerekir.

    Gebelik sırasında görülen idrar kaçırma genellikle doğumdan kısa bir süre sonra düzelir. Çalışmalar; normal doğum ve sezaryen arasında; idrar kaçırma sorunu gelişmesi açısından anlamlı bir fark olmadığını göstermiştir. Fakat özellikle normal doğumda gelişebilecek (iri bebek, bebeğin ters gelmesi gibi) zorluklardan sonra, pelvik taban kaslarının zedelendiği ve idrar kaçırmanın daha çok görüldüğü biliniyor. 

    Kabızlık, aşırı kilo, şeker hastalığı, sinir sistemi hastalıklarında da görülebilir istemsiz idrar kaçırma. Sigara kullanımı östrojen hormonuna karşı gelen etkisiyle kollajen yapısını azaltarak, ayrıca kronik öksürük sebebi ile idrar kaçırmayı arttırır. Çay, kahve, kola gibi diüretik etkisi fazla olan sıvıları çok tüketenlerde arttığı gibi, sedatiflerin, bazı kalp ve tansiyon ilaçları ile antidepresanların bir kısmında da yan etki olarak görülebilir. Menopozlu yıllarda azalan östrojen hormonundan dolayı gevşeyen doku yapısı idrar kaçırma sorununa yol açabilir. Adet öncesinde de artabiliyor sıkıntılar. Ayrıca yağmurlu, soğuk havanın, yorgunluğun ve özellikle ruh halinin de büyük etkisi var. İdrarı tutamama korkusuyla az sıvı tüketenlerde idrar kesesi büzülür, doluş kapasitesi küçüldükçe daha da sık idrar yapma refleksi oluşur. Bir kısır döngüye girer kişi.

    Aşağıda tarif edilen ilk 4 yöntem, idrar kaçırma tipi belirlendikten sonra, uzman doktor veya özel eğitimli bir fizyoterapist tarafından öğretilir kişiye. Amaç, öğrenilenlerin günlük yaşamın bir parçası haline gelmesidir.

    Tedavi yöntemleri

    1- Pelvik taban kaslarının güçlendirilmesi amacıyla uygulanan egzersizler: Vajina ve makat etrafını saran kasları toparlayarak idrar ve gaz çıkışını durduracakmış gibi kasmak hedeflenir. Sadece kasmak değil, yeterince serbest bırakmak da önemlidir.

    2- Diyet ve yaşam tarzı değişiklikleri: Gevşeme yöntemleri öğrenmek ve uygulamak, günlük sıvı alımının 1800-2400 ml arasında olması, ideal kiloyu korumak ve sigarayı bırakmak hedeflenir.

    3- Mesane eğitimi: Sadece belirli zamanlarda idrar yapmanın öğretildiği bir programdır. Bu şekilde idrar kesesi yavaş yavaş genişler, doluş kapasitesi büyür.

    4- Biofeedback ve fonksiyonel elektriksel uyarılma: Problar yoluyla pelvik sinirler ve kaslar uyarılarak kas kuvveti artışı sağlanır. Hangi kasları nasıl çalıştıracağını anlamakta zorluk çekenlere önerilir.

    5- Östrojen kremi: Özellikle menopoz dönemindeki kadınlara, vajina yoluyla uygulanan bu hormon; o bölgedeki kan akımını arttırır ve idrar tutan kas dokusunu geliştirir. 

    6- Ağızdan alınan ilaçlar: “urge” tip idrar kaçırması olanlara uygulanır. Bu ilaçlar idrar torbasının aşırı uyarılmasını azaltarak sık idrara çıkmayı ve idrar kaçırmayı düzeltir.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                

    Cerrahi tedavi

    En sık yapılan ve hastanede kalış süresi az olan yöntemde; idrar borusunun altına bir bant gevşek olarak yerleştirilir. Bu bant idrar boynunun altını destekleyerek öksürmek veya hapşırmakla karın içi basıncı arttığında ortaya çıkan idrar kaçma durumunu engeller. TVT veya TOT kısaltmaları ile ifade edilen bu tip asıcı ameliyatlar ile stres tipi idrar kaçırmada % 90 civarında  başarı sağlanır. Bunun dışında mesaneyi ve idrar borusunu destekleyen açık ameliyatlar da yapılabilmektedir.

     

    www.praxis-schreiber.ch

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

    READ MORE
  • İLTİCA “SEKTÖRÜ“; BAŞVURULAR DÜŞÜYOR, GİDERLER ARTIYOR

    isvicre'de iltica etmek - www.haberpodium.com

    2016 yılında İsviçre’de iltica başvuru sayısı yaklaşık üçte bir oranında azaldı. Buna rağmen, kantonların ve belediyelerin ek giderleri yüz milyonları buluyor. Federal Hükümet’in henüz açıklamadığı kesin rakamları NZZ gazetesi yeni yılın ilk haftasında yayınladı. READ MORE

  • İLTİCA “SEKTÖRÜ“; BAŞVURULAR DÜŞÜYOR, GİDERLER ARTIYOR

    isvicre'de iltica etmek - www.haberpodium.com

    2016 yılında İsviçre’de iltica başvuru sayısı yaklaşık üçte bir oranında azaldı. Buna rağmen, kantonların ve belediyelerin ek giderleri yüz milyonları buluyor. Federal Hükümet’in henüz açıklamadığı kesin rakamları NZZ gazetesi yeni yılın ilk haftasında yayınladı.

    READ MORE