http://kans.co.id/leon/afisha-sobitiy-rostovna-donu.html афиша событий ростовна дону

фото голых людей на пляже Ayhan Demirden

форма п 3 образец Sinema Eleştirmeni

http://vicenzacorsi.com/delo/parom-sochi-turtsiya-raspisanie.html паром сочи турция расписание Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

прижали ребенку палец что делать  

характеристики провод ввг 3х 1.5  

книги эротика читать  

http://girlbaskets.com/lifes/seks-molodih-russkih-nd.html секс молодых русских нд  

http://morganmarketingsystems.com/community/skolko-seychas-vremeni-na-kurilskih-ostrovah.html сколько сейчас времени на курильских островах как стать помощником депутата на общественных началах http://inoxsys.hu/community/vyazat-bolero-spitsami-shemi.html вязать болеро спицами схемы Denial - İnkâr

Yönetmen Mick Jakson gerçek bir olaydan yola çıkarak yarattığı film, daha çok günümüzde gerçekliğin tartışmaya konulduğu ve alternatif gerçek ötesi, kanıt ötesi gibi yaklaşımların merkezi kullanıma konulmaya çalışıldığı bir iklimde çok gerekliydi.

Amerikalı tarihçi Profesör Deborah E. Lipstadt, İngiliz yazar David İrving’ın İngiltere’de kendisine iftira attığı iddiasıyla mahkemeye başvurur. Holocaust’un bir yalan olduğunu, Hitler’in Yahudileri yok etmek için herhangi bir emir vermediğini savunan İrving, bayan profesörün kendisini Hitler hayranı ve Holocaust inkarcısı olarak nitelemesinin ve yalancı olduğunu yazmasının düzeltilip, zararlarının tazminini talep eder.

2000 yılında görülen davada İrving’in ve benzerlerinin tarihi gerçekleri çarpıtarak, kendi ideolojilerine uygun bir gerçeklik yanılsaması yaratmasının önüne geçilmişti.

Rachel Weisz’ın Profesör Lipstadt rolünü üstlendiği filmde işi hiç kolay değildi. Avukatların savunma stratejisi gereği, mahkemede kendi duygu ve düşüncelerini dile getirmesini yasakladığı bir karakterin buna rağmen merkezi belirleyici durumda oluşunu, Amerikalıların o birden parlayan, reaksiyoner yapısı ile İngilizlerin akılcı soğukluğunu anlama çabası, duyguların esiri bir bilim kadının haklı davası için kendine gem vurmaya çalışması, çoğunlukla minimal oynamak zorunda olması birkaç etaptan bazıları sadece.

Antogonist olarak yazar İrving’i canlandıran Timothy Spall, karakterinin bütün kötücüllüğünü ilmek ilmek oluşturup yansıtırken, karakterin kötü bir şablon olmasına da izin vermiyor ve harika bir oyunculuk çıkarıyor. Tarihi gerçekleri sanki olmamış ya da tartışmaya açık bir konuymuş gibi yansıtmak biz Türklerin çok yakından bildiği bir şey. Henüz yüzleşemediğimiz ve hala inkâr noktasında bulunduğumuz Ermeni mezalimi tıpkı İrving gibi bazı Türk siyasetçileri tarafından tartışmalı bir konuymuş gibi yansıtılmaya çalışılıyor.

İngiliz mahkemesinin bu yürekli kararı, acı çeken insanların bu yaralarına biraz olsun merhem olmayı başarıyor. Böyle bir filmi seyretmenin tam zamanı.   

 

http://protecaodepatrimonio.com.br/dat/seks-onlayn-sin-ebet-mat-smotret.html секс онлайн сын ебет мать смотреть Get Out – Kapan

Filmin henüz Prolog bölümünde Chris’i bahçeli villaların olduğu, zengin bir muhitte tedirgin bir halde cep telefonuyla sevgilisiyle konuşurken görürüz. Akşam karanlığı çökmüş ve beyaz bir araba sinsice onu takip etmektedir. Tam konuşmanın en cafcaflı yerinde dikkati dağılmışken, arkadan saldıran iki beyaz onu arabanın bagajına sürüklerler. Tekinsiz bu atmosferi yaratan yönetmen Jordan Peele, kadınların çok yakından tanıdığı bu duyguyu öyle bir oluşturuyor ki, Chris’in siyah olması ve genelde korkutanın hep siyahi olması ters yüz oluveriyor. Afro-Amerikan yurttaşların nasıl bir korku ikliminde yaşadığını ırkçılığın çeşitli yüzlerini bir korku filmi formunda sunan yönetmen Jordan Peele, komedyen bir oyunculuktan geldiği için kendisini tutamayıp komik elementleri de filme yedirmeye çabalıyor.

Daniel Kaluuya’nın (kendisini ünlü İngiliz dizisi Black Mirror’dan tanıyoruz) canlandırdığı Chris, endişeyle kız arkadaşına sorar: “Benim siyah olduğumu biliyorlar mı?” Rose laubali bir biçimde ailesinin ırkçı olmadığını, hatta Obama’yı seçtiklerini söyler. Rose’nın ailesi, yeşillikler içinde bulunan ve diğer insanlardan biraz uzakta küçük bir malikanede yaşamaktadır. Herkes gereğinden fazla iyi olunca, hizmetçi ve bahçıvan olarak çalışan siyahlar biraz yaşayan ölüler gibi davranınca, yavaşça gerilen kahramanımız Chris sigara içmek için bahçeye çıkınca, bunu gören Rose’un annesi (Catherine Keener) ona hipnoz yapmayı önerir.

Yönetmenin, “John Malkoviç Olmak” filminde oynayan Keener üzerinden hipnoz sahnesini oluşturması da ayrı bir tatlılık tabii. Bence filmin en iyi sinemasal parçasını oluşturan hipnozla, kahramanımız Chris’in kendini sorgulamaya başlaması bizi olasılıklar denizinde yelkensiz bırakıyor. Filmi daha fazla anlatarak keyfinizi çalmak istemediğimden, son olarak eklemek istediğim şey şu: Irkçılık her zaman korkutucudur. Amerika’da olduğu gibi Türkiye’de de korku film janrını da aşan bir gerçekliktir. 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

READ MORE