İsviçre'deki haber kaynağınız.

Politika,

  • 2016 Yılında İsviçre Gündemine Damgasını Vuran Konular

    Hasim Sancar- www.haberpodium.com

    Haşim Sancar

    Yeşiller Partisi Bern Kanton Milletvekili

    Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

     

     

     

    как стать помощником депутата на общественных началах 2016 Yılında İsviçre Gündemine Damgasını Vuran Konular

     

    2016 yılında İsviçre’de neler olduğunu anlatmadan önce bir şeyi vurgulamadan geçmeyelim; Dünya’daki gelişmeleri, savaşları, zorunlu göçleri, ekonomik krizleri vs. göz önünde tutarsak, İsviçre’de oldukça ‘rahat ve güvenilir’ bir ortamda yaşadığımızı ve diğer insanlara yardımda bulunabilme şansına sahip olduğumuzu söyleyebilirim.

    2016 yılında İsviçre’de en çok konuşulan konular şöyleydi;

     

    http://inoxsys.hu/community/vyazat-bolero-spitsami-shemi.html вязать болеро спицами схемы FIFA skandalları

    Fifa baskani infantino - www.haberpodium.com

    Yeni FIFA başkanı da Kanton Walis’in bir köyünden(!)

    Bilindiği gibi 2015 yılında, 111 yıllık bir tarihe sahip olan FIFA’nın en büyük skandalına şahit olunmuş ve ortaya çıkan bir takım yolsuzluk ve rüşvet olaylarıyla tüm futbol dünyası çalkalanmış, FIFA’ya bağlı 41 kişi ve kurum hakkında ABD’de dava açılmıştı. Diğer birçok rüşvet ve yolsuzluk olaylarının yanında, Dünya Kupaları’nın 2018’de Rusya’da ve 2022’de Katar’da yapılması kararını alan Yürütüme Kurulu’nun 24 üyesinden 12’si yolsuzluk yapmak ve zimmetine para geçirmekle suçlandı. Bu suçlamalardan dolayı merkezi Zürich’te bulunan FIFA’da aramalar yapılmış ve aynı gün kurumun 7 yöneticisi tutuklanmıştı. FIFA Başkanı, İsviçre’nin Walis Kantonu’ndan 79 yaşındaki Joseph Blatter’e yapılan ağır eleştirilere karşın, 2015’de tekrar seçilmiş, beklentilerin tersine birkaç gün sonra istifasını açıklamıştı. 

    Şubat 2016’da Zürich’te yapılan kongrede, başka bir ülkeden bir başkana sıra gelmedi. Yeni FIFA Başkanı, Walis Kantonu’nun başka bir köyünden olan Gianni Infantino seçildi. Dünya batsa, İsviçre batan en son ülke olur herhalde! Infantino FIFA içersindeki çalkantıları durdurabilecek mi sorusu henüz cevaplanmış değil.                                                                             

    http://protecaodepatrimonio.com.br/dat/seks-onlayn-sin-ebet-mat-smotret.html секс онлайн сын ебет мать смотреть Gençlerde şiddete eğilim azalmaya devam ediyor

    Gençlerde şiddete eğilimi -www.haberpodium.com

    Reşit olmayan gençlerdeki şiddete eğilim altı yıldır gittikçe azalıp 2009’daki (4440 vaka) istatistiklerin yarısına düştü. Bu yıl açıklanan 2015 istatiğine göre, İsviçreli gençlerdeki şiddet eğilimi 1000 kişiden 3 kişiye, yabancı gençlerdeki şiddet eğilimi ise 1000 kişiden 5 kişiye tekabül ediyor. Yabancılardaki oran halen yüksek olmasına karşın, özellikle Türkiyeli ve eski Yugoslavya’dan gelen gençlerde şiddet eğilimindeki düşüş oldukça yüksek. Konunun erbabları, bu düşüşün büyük nedenin sosyal medyadan kaynaklanmasından korkuyorlar. Bir taraftan, yalnızlaşan gençlik, diğer taraftan sosyal medya yolu ile yeni şiddet metodlarının gelişmesinden endişe ediliyor. Kanımca, sosyal medya etkin bir rol oynasa da konuyu açıklamaya yetmemekte. Yeni ceza yasası, son yıllarda ekonomideki canlılık ve altı yıl öncesine kıyasla, staj yeri bulmada kolaylıklar da önemli rollere sahip. Tüm bunların yanında, istitastiklere karşı mümkün oldukça mesafeli yaklaşmak gerekir, çünkü statistikler bir an fotoğrafı gibidir ve daha çok toplumun şikâyette bulunma tavrını sergiler. İstistatiklerde de olsa, kuşkusuz gençliğin günah keçisi olarak gösterilmemesi sevindirici bir durum.

    Temennim, geleceğimiz olan gençlere, ekonomik kriz gibi zor dönemlerde de perspektifler ve barış için mücadele sunabilmemizdir.

    http://www.luppolopizza.com/community/ribolovniy-magazin-v-odintsovo-na-karte.html рыболовный магазин в одинцово на карте  Burka yasağı

    isvicre'de burka yasagi - www.haberpodium.com

    Kanton Tessin’in Eylül 2013’te halk oylamasında getirdiği Burkayı Yasaklama inisiyatifi yüzde 65 oranında oyla kabul edilmişti. Bir sonraki aşamada ise Kanton anayasasının değiştirilmesi gündeme gelmişti. Bu durumda kantonların anayasalarındaki değişikliklerin Federal Parlamento’da (Nationalrat) ve Temsilciler Meclisi’nde de (Ständerat) kabul görmesi gerekiyordu. Her iki meclis bu değişikliğı kabul ederken, İsviçre’de ilk kez, Kanton Tessin’de, Burka yasağı 1 Temmuz 2016 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş oldu.

    Olmayan bir sorundan zevk alan, Burka aracılığı ile yabancı düşmanlığını hedefleyen kimi aşırı sağcı çevreler hızını alamayıp, Mart 2016 tarihinde İsviçre genelinde Burka’yı yasaklamak hedefi ile, bir inisiyatif için imza toplamaya başladılar.

    Avrupa’daki yabancı düşmanlığı yapan partiler, genelde göçmenler özelinde islama karşı yaptıkları politikalarda prim toplayınca ve bu politikalarının seçimlerde oya dönüştürdüğünü görünce, bu anti-göçmen ve islam-karşıtı propagandaların sürekli yapılması yolunu seçiyorlar. Gerek minarenin gerekse de burkanın İsviçre’deki sayısının elle sayılabilcek kadar az olması bir şey değiştirmiyor.

    урок секс сестра  İsviçre Yeşiller Partisi’nin atom santrallerine karşı inisiyatifi

    Isvicre Atom santralleri - www.haberpodium.com

    İsviçre Yeşiller Partisi’nin atom santallerinin açılışından 45 yıl sonra kapatılmasını isteyen inisiyatifi, 2016’da halk oylamasına sunuldu. Bu inisiyatife göre dünyanın en eski atom santrali olan Beznau I’in yanında Beznau II ve Mühleberg’in 2017 yılında AKW Gösgen’de 2024 ve AKW Leibstadt 2029 yıllarında fişlerinin çekilmesi gerekiyordu. Oylama sonucu, Yeşiller Partisi açısından büyük bir başarı teşkil etse de, ne yazık ki bu inisiyatif halk oylamasında yüzde 46 oranında kabul görerek, yeterli olmayan bir sonuç aldı. Bu sonucun en büyük nedeni, tüm sağ partilerin ve ekonomi çevrelerinin büyük direnişinin yanında, oylamadan kısa bir süre önce Ulusal Parlamento’nun kabul ettiği enerji stratejisi 2050 idi. Bu stratejiye göre Beznau I’in 2029’da kapatılması öngörülüyor ve diğer atom santrallerinin açılışından 40 yıl sonra uzun ömürlü konseptler sergilemesi isteniyor. Diğer taraftan İsviçre’nin giderek ekolojik kaynaklardan elektrik üretimini arttırması da öngörülüyor.

    порно о рабах Emeklilere (AHV) zam inisiyatifi

    isvicre'de emeklilik-www.haberpodium.com

    Emeklilere 250 franka kadar zam öngören AHFplus, sendika, yeşil ve sol çevrelerin inisiyatifi ne yazık ki 2016’daki halk oylamasında kabul görmedi. Pensiyon kasaların yatırımlarındaki gelirin düşmesi ve bunun alınan emekli aylıklarına yansımasını gidermek amacı ile bir olasılıkla Federal Parlamento’dan emekli aylıklarına 70 Franklık gibi bir artış çıkabilir. AHV önümüzdeki süreçte de birçok tartışmalara konu olacağa benziyor; Kadınların emeklilik yaşlarının 65’e, erkeklerin 67’e çıkarılması, emeklilerin reşit olmayan çocuklarına ödenen maaşların kaldırılması, dullara emeklilik aylıkların sadece reşit olmayan çocukları varsa verilmesi, vs…

    коломенская 25 спб на карте Yaptırım inisiyatifi

    isvicre'den yurtdisi edilme - www.haberpodium.com

    Almancası Durchsetzungsinitiative olan yaptırım inisiyatifi, yurtdışı etme inisiyatifi (Ausschaffungsinitiative) sonrası, yine SVP tarafından halk oylamasına sunulmuştu. Küçük suç işlemelerde dahi, yabancıların yurtdışı edilmesini öngören, yurtdışı etme inisiyatifinin parlamentoda yasaya geçirilmesinden hoşnut olmayan SVP, yeni bir initiyatif ile ilk inisiyatifinin, uluslararası antlaşmalar ve yargının bağımsızlığını gözetmeksizin, kayıtsız ve şartsız yasaya uygulanmasını istemekteydi. Oysa Parlamento, örneğin hakimlere istisnai durumlarda karar hakkı tanıyordu. Bu yeni inisiyatif 2016 yılında halk oylamasına gitmiş, tüm diğer parti ve sivil örgütlerin desteği ile, yüzde 59 gibi büyük bir çoğunlukla reddedilmişti. Bu oylama ile duvara toslayan SVP, yabancılar konusunu kamuoyunda canlı tuttuğu için, yine de kârlı çıkmıştır.

    http://kans.co.id/leon/afisha-sobitiy-rostovna-donu.html афиша событий ростовна дону Toplu göç inisiyatifi

    isvicre'de toplu göc www.haberpodium.com

    Almancası Masseneinwanderung olan SVP’nin toplu göçe karşı inisiyatifi, İsviçre’ye gelen göçmenlerin sayısını kısıtlama ile ilgili idi ve Şubat 2014’te halk oylamasında kabul görmüştü. Bu inisiyatif, Avrupa Birliği ile olan serbest dolaşımı sağlayan ikili antlaşmaların gerekirse iptal edilmesi istenmekte ve göçü kontenjana bağlayarak, örneğin yabancıların aile birleşimini ve sosyal yardım alabilmesini engelleme, iş pazarında İsviçre’de oturanlara öncelik tanıma istemlerini içermekteydi. Söz konusu inisiyatif 2016’nın sonlarında Parlamento tarafından kabul edilip, Avrupa Birliği (AB) ile olan ikili antlaşmalara ve serbest dolaşıma zarar vermeksizin yasalaştı.

    Buna göre işçi arayan bir işyeri, önce işçi kurumundan kayıtlı işsiz birisini görüşmeye davet edecek. Sunduğu inisiyatifin bu şekilde yasaya geçmesinden hoşnut olmayan SVP, diğer partilere anayasayı çiğnedikleri suçlamasında bulunsa da, yeni yasaya karşı referanduma gitmedi. SVP’nin yan kurumu olan AUNS (Bağımsız ve Tarafsız bir İsviçre Hareketi), bu yazının kaleme alındığı sıralarda, SVP’yi de şaşırtan bir açıklamayla, AB ile olan serbest dolaşımı da kapsayan ikili anlaşmaların iptali için bir inisiyatif başlatarak imza toplamaya gideceğini bildirdi. Ayrıca, referunduma başvuru süresinin son gününde, SP üyesi bir üniversite profesörü olan Nenad Stojanovic, bu yasanın Parlamento’dan bu şekilde geçmesine karşı referanduma gideceğini belirtti. Bu girişiminde, SVP’nin mağdurluk politikasını engellemeyi hedefleyen Nenad Stojanovic, bu yola halktan olur almak için başvurduğunu belirtiyor. Bilindiği gibi, referendum için İsviçre genelinde 100 gün içerisinde, oy hakkına sahip kişilerden elli bin geçerli imza toplamak gerekiyor.

    фото голых людей на пляже En sıcak ve kurak Sonbahar 2016

    Isvicre'de kurak iklim - www.haberpodium.com

    Alman kökenli Hildegard Knef, “Dünyanın sonu Zürich gölü kenarında, gölgede otuz derecede geldi” der, bir aşkın, bir sıcak yaz gününde bitimini anlatan şarkısında. Yazların sıcağına, kuru geçmesine alıştık, ancak sonbaharın 2016’daki kadar sıcak ve kuru geçmesi, kayıtlar yapıldığından beri hiç raslanmamış bir olgu. Bırakın Noel’i, yılbaşına da karsız girdik. Kayak merkezlerinın bir kısmı teleferiklerini hiç çalıştırmadı. Bazıları, makina gücü ile, ki oda gereken soğuğu yakalayabiliyorsa, suni kar üretmeye gitti. Öyleki, kayak yapılabilmesi için üretilen kar, sadece kayak şeritlerine yetebiliyor ve yeşil çimenlerin yanında, kara koyunun sırtındakı alaca beneklere benziyor.

    2016’nın son haftasında, daha henüz yılbaşı havai fişekler atılmadan iki üzücü haber geldi: aşırı sıcaklıklar ve kuraklıklardan dolayı Tessin ve Graubünden Kantonlarında orman yangınları tüm çabalara karşın bir hafta süreyle devam etti.

    Bu gerçeklik bizlere, iklimin değiştiğini, küresel ısınmanın arttığını, bağırarak sesleniyor. Bu gidişatın bir kısmında biz insanoğlu ve kızının sorumluğu bulunuyor. Dünyanın ve doğanın bize vereceğinden daha fazlasını sağmaya çalışıyor ve elde edileni de adaletsiz bir şekilde dağıtıyoruz. Temennimiz daha sosyal ve adaletli bir dağılımın biz insanlara eşlik etmesi.

    форма п 3 образец Dünyanın en uzun tüneli Gotthard açıldı

    17 yıllık çalışmalardan sonra, 57 km ile dünyanın en uzun olan tüneli hizmete girdi. Günde 260 yük treni ve 65 yolcu treni aktarma kapasitesine sahip olan Gotthard tüneli 1 Haziran 2016’da, Angela Merkel und Alexander Dobrindt, Francois Hollande, Matteo Renzi gibi uluslararası önemli politikacılarının da aralarında bulunduğu büyük bir gösteri ile açıldı.

    SVP’nin ulusal parlamenterlerden Sylvia Flückiger, Federal Hükümet’e bir soru önergesi ile, “Allah’a yaklaşma anlamına gelen Derviş danslarının açılış gösterilerinde yer almasının, İsviçre’nin kendi kültüründen uzaklaştığı anlamına gelmiyor mu?” sorusunu yöneltti. Konu Flückiger için o kadar önemliydi ki, gösterilerin yapıldığı gün kendi doğum gününü kutlamasından dolayı gösterilere katılamamış olmasına karşın, bu denli önemli bir ulusal sorunu savsaklamamak gerektiğini düşünüyordu. Federal Hükümetin cevabında ise, Derviş dansına benzetilenin, ot desteleri olduğunu belirtiyor.

     

    http://vicenzacorsi.com/delo/parom-sochi-turtsiya-raspisanie.html паром сочи турция расписание 2017 Yılında Gündeme Gelecek Olan Konular

    прижали ребенку палец что делать Yeni vatandaşlığa geçme yasası 2018’de yürürlüğe giriyor

    isvicre vatandasligi - www.haberpodium.com

    Ulusal Parlamento, 1.1.2018’de yürürlüğe girecek olan vatandaşlığa geçme yasasını 2016 yılında yeniden düzenlemişti. Buna göre, vatandaşlığa başvurmak için İsviçre’de 12 yerine, 10 oturum yılı yeterli olacak. Ancak, başvuru sahibinin yerleşme hakkını içeren C oturumlu (C Ausweis) olması gerekiyor. Daha önceleri B, F ve hatta N oturumlularda diğer şartları yerine getirdiklerinde, bireyler vatandaşlık için başvurabiliyorlardı. Yeni yasaya göre ayrıca, kişinin başvurudan önceki son üç yıl sosyal yardım almamış olması (eğitim gören çocuklar için geçerli değil) ve oturduğu yerin dilini iyi bilmesi gerekiyor. Bu kıstaslar en az uyulması gereken kıstaslar. Kantonlar kıstasları daha da katılaştırma olanaklarına sahip.

    характеристики провод ввг 3х 1.5 Üçüncü nesil için kolaylaştırılmış vatandaşlık

    isvicre'de 3. nesil icin kolaylastirilmis vatanadaslik - www.haberpodium.com

    Waad Kantonu’ndan İtalyan kökenli ikinci nesilden, Ada Marra bu yasa önersini sekiz yıl önce vermişti. Geçen sene Parlamento’ya gelen ve olumlu bir sonuç ile geçen bir yasa tasarısı, üçüncü neslin kolaylaştırılmış vatandaşlıktan (Erleichterte Einbürgerung) yararlanmasını öngörüyor.

    SVP’nin dışında diğer tüm partiler tarafından desteklenen yasa, İsviçre’de yılda beş bin kişiye kolaylaştırılmış vatandaşlıktan yararlanmayı sağlayacak ve Anayasa değişikline neden olmasından dolayı, 12 Şubat 2017’de halkoylamasında sunulacak.

    Düzenleme, dede veya nenesi İsviçre’de yaşayan üçüncü neslin kolaylaştırılmış vatandaşlıktan (kısa sürmesi, az masraflı olması vs.) yararlanmasını öngörmekte. Göçmenlerin bu oylamayı (diğer tüm oylamaları da) kaçırmayıp, “Evet” demek için hemen işbaşına geçmesi gerekiyor.

    книги эротика читать Şirket vergileri III (Unternehmenssteuerreform III: USR III)

    İsviçre’nin uluslararası şirketlere ve holdinglere yaptığı vergi indirimleri, bunların İsviçre’ye yerleşmesine kolaylık ve cazibelik sağlıyordu. Bu uluslararası standartlara uygun değildi ve bundan dolayı İsviçre uluslararası alanda eleştirilere ve baskılara maruz kalmıştı. Bu durumu uluslararası standartlara uygun kılmak için kısa adı Unternehmenssteuerreform III (USR III) olan yeni bir şirket vergileri reformu yapmak gerekli oldu. Ancak, bu reformla birlikte uluslararası standartlara uygun bir şekilde şirketlere yenilik ve araştırmalar konularında yeni vergi imtiyazları getirilmek istenirken, yerli şirketlere de yeni vergi indirimleri talep edilmekte. Diğer taraftan, kârdan da vergi indirimi öngörülüyor. Federal Hükümet, kantonların açığını kantonlara ödediği gelir vergisi payından yüzde dört oranında arttırma ile kantonların bir kısmının kaybını karşılama yolunda gidiyor.

    Federal Hükümet yeni reformla kaybın 800 milyon frank olacağını tahmin ediyordu. Oysa şimdiki verilere göre bu rakam 4 milyar Frank (belki daha da fazla). Bu farkı kapatmak ancak vatandaşlardan alınan vergilerin yükseltilmesi, sağlık, sosyal, eğitim ve toplu taşımacılık alanındaki yatırım ve harcamaların kısıtlaması ile olanaklı olabilecek.

    Bu sebeplerden dolayı, Yeşiller, SP ve sendikalar konuyu referanduma götürmek için imza topladılar. 12 Şubat 2017’de oylamaya gelecek olan şirket vergileri referandumuna, Yeşiller, SP ve sendikalar “Hayır” diyor. Bu, reformun yükünün dar gelirli kesime yıkılmasını istemeyenlerin “Hayır” demesi gereken bir oylama.

    2017 yılına hoş geldin derken, yeni yılın sizlere, çevrenize ve tüm insanlığa adaletli bir barış yılı olmasını diliyorum.

     

     

     

     

     

     

     

     

     

    READ MORE
  • Bitmeyen Yolculuk… Türkiye-Avrupa İlişkileri

    Bülent Kaya

    Siyaset Bilimci ve Araştırmacı

    Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

     

     

     

    Nazım Hikmet’in “Dörtnala gelip Uzak Asya'dan, Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket...” dizelerine yansıyan Türkiye’nin Batı'ya yolculuğu sadece coğrafi bir konum meselesi değil. Avrupalılaşmakla eşanlamlı algılanan Batılılaşmak, Türkiye Cumhuriyeti’ne Osmanlı döneminden miras kalan bir olgu.

    1839 “Tanzimat” dönemi ile İmparatorluk devlet, ordu ve hazine işlerini modernleştirmek için yüzünü Avrupa’ya çevirip Avrupa modellerinden esinlendi. Cumhuriyet’in kurucuları ise en önemli kanunları- medeni, ticari ve ceza- Avrupa ülkelerinden ithal ettiler. Üstelik bu mirası, “çağdaşlaşmak ve münhasır medeniyetler düzeyine erişmek” seklinde yeniden formüle ederek Türkiye’nin en temel hedeflerinden biri yaptılar. Bu hedefe ulaşabilmek için Cumhuriyet’in gelecek siyasi aktörlerine, zaman kayıp etmeden, “medeniyet dünyasının” kapsını çalma misyonu böylece biçilmiş oldu.

    http://girlbaskets.com/lifes/seks-molodih-russkih-nd.html секс молодых русских нд Avrupa’ya kurumsal yolculuk

    1949 Avrupa Konseyi ve 1952 NATO üyeliği “medeni dünyayla” kurulan ilk kurumsal bağlarıydı Türkiye’nin. Avrupa Birliği'nin geçmişinin mihenk taşını oluşturan, dönemin Avrupa Ekonomik Topluluğuna (AET) 1959’da yapılan başvuru “1963 Ankara Antlaşması” diye de adlandırılan ortaklık antlaşmasıyla sonuçlandı. Bu ortaklık tam üyeliğe açık bir ortaklıktı. Türkiye-Avrupa ilişkilerinin 54 yıllık inişli-çıkışlı ama, bir o kadar da heyecanlı ve bir türlü evlilikle sonuçlanmayan “sözde” aşk hikâyesi böyle başlamış oldu.

    O günden bugüne köprülerin altından çok sular aktı; Avrupa Birliği genişledikçe genişledi. Portekiz, İspanya ve Yunanistan gibi Akdeniz ülkelerinin üyeliğini, Doğu Avrupa ve Baltık ülkeleri, daha sonra da Slovenya ve Hırvatistan gibi birkaç Balkan ülkesi takip etti. 27 ülkenin oluşturduğu bir birlik oldu AB. 1993 yılından itibaren birliğe adaylık için başvuruda bulunan ülkelerden “Kopenhag Kriterleri” diye adlandırılan ve tam üyelik için olmazsa olmaz şartları yerine getirmeleri istendi.

    Türkiye cephesinde ise 1971 ve 1980 askeri darbeleri ile demokrasi ve insan hakları notu Avrupa normlarının çok gerisine düştü. Türk ordusunun 1974 Kıbrıs çıkarmasının doğurduğu gelişmeler sonucu dönemin Başbakanı Ecevit Avrupa'yla ilişkileri resmen dondurmuştu. Özal Türkiye’sinin 1987’de Avrupa Ekonomik Topluluğu’na (AET- şimdiki AB) tam üyelik için yaptığı resmi başvurundan bugüne önümüzde duran tablo özetle şu;

    1995 yılında yürürlüğe giren, iyi kötü çalışan bir gümrük birliği ve Ekim 2005‘te başlayıp bir türlü ilerlemeyen tam üyelik müzakereleri. 12 yıllık bir sürede 35 başlıktan yarısı açılabildi ve sadece bir tanesi başarılı şekilde kapandı (bilim ve araştırma baslığı 2006 yılında). Açılan başlıklarda Türkiye'nin performansı yeterli bulunmadığı için bir türlü kapanmıyor. Yeni başlıklar konusunda ise Yunanistan ve Kıbrıs 8 yeni başlığın, Fransa ise geri kalan bütün başlıkların açılmasını engelliyor. Bundan da öteye bugün gelinen noktada ve diplomatik ilişkilerde yaşanan ciddi kriz ortamında ilişkilerin dondurulması dillendiriliyor.

    http://morganmarketingsystems.com/community/skolko-seychas-vremeni-na-kurilskih-ostrovah.html сколько сейчас времени на курильских островах Yalancıların dans ı

    “Yalan”, Türkiye-AB ilişkilerinde madalyanın görünmeyen yüzünü en iyi ifade eden kavram. Bu konuda ne AB ne de Türkiye samimi bir tavır gösteriyor. Her iki taraf da yalan söylüyor! Ne AB’nin Türkiye’yi tam üye olarak kabul etme ne de Türkiye’nin Avrupa değerlerini benimseyerek Avrupalı olma gibi gerçek bir niyeti var. Tam üyeliği ön gören 54 yıllık ilişkilerin geldiği bu noktada bu tespiti ileri sürmek, maalesef acı bir gerçek.

    Çifte standartlı Avrupa

    Avrupa cephesi Türkiye’ye karşı hep çifte standartlı davrandı. Yunanistan, Portekiz ve İspanya’nın demokrasi ve insan hakları alanındaki açıkları AET üyelikleri için bir engel olarak görülmedi. Tam tersi, bu ülkelerin topluluğa kabul edilmelerinde üyeliğin onların demokrasilerine istikrar katacağı görüşü önemli bir rol oynadı. Oysa ki Türkiye'nin 1987 yılında yaptığı üyelik başvurusuna topluluk iki yol sonra verdiği cevapta “demokrasi ve insan hakları karneniz kötü, sizi kabul edemeyiz” dedi. Aynı şekilde vatandaşları İstanbul'da iş arayan Bulgar ve Romanya ekonomisi AB üyeliğine engel oluşturmazken dinamik, büyüme hızı bazen baş döndüren Türkiye ekonomisine bir türlü olumlu yaklaşılmadı.

    AB’ye 2005 ve 2007 yıllarında 12 yeni üyenin katılması Türkiye'nin AB’deki yeri konusunda kuşku cephesini daha da genişletti. İnsan hakları ve demokrasi alanındaki gerçek nedenlere eski fanteziler ve tarihsel korkular eklendi. AB’nin bir “Hristiyan kulübü” olduğu birçok yeni üye tarafından daha açıktan dillendirilmeye başlandı. Ama asıl korku ve endişelere Almanya, Fransa ve Avusturya gibi önemli sayıda Türkiyeli göçmenleri barındıran ve göç, entegrasyon ve İslam sorunlarıyla meşgul ülkeler sahipler. Bunların başında Almanya gelmektedir. Eski Dışişleri Bakanı Joshka Fisher gibi Türkiye’nin mutlak yerinin Avrupa olduğunu düşünen birkaç politikacının dışında, büyük bir çoğunluk Türkiye’ye tam üyelik yerine “İmtiyazlı Ortaklık” statüsü verilmesini dillendirmektedir. Fransa’nın tavrı da farklı değil. Ülkenin eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy gibi birçok sağ politikacı, Türkiye’nin yerinin “Asya” olduğunu dillendirerek tam üyeliğe karşı olduklarını açıkça belirtmektedirler. Türkiye’nin AB’ye tam üyelik statüsüne karşı bu sağ cephe, zaman zaman aşırı sağ çevrelerin ırkçı “Türk karşıtlığı” duygularını iç politik çıkarlar uğruna okşayarak “Avrupa’da Müslüman Türkiye’ye yer yok” gibi kültürel bir argümanın güçlenmesine katkıda bulunuyor.

    İsteksiz ve karnesi zayıf Türkiye

     

    Türkiye cephesinden bakıldığında, birçok insan kendine “Avrupalı olmak gerçekleşmesi mümkün olmayan bir rüya mi acaba?” sorusunu soruyor. Bir diğerleri bu hayalin zaten çoktan suya düştüğüne inanarak, hayal kırıklığını hazmetmeğe çalışıyor. Siyasi çevreler açısından durum daha farklı. Çünkü sağıyla-soluyla Avrupa projesine zaten gönülden inanmamışlardı. Birileri için Avrupa Topluluğu, “Hristiyanlar kulübü biz Müslümanların ne işi var orda”, diğerleri için “emperyalistler bloğu”, bir diğerleri için “onlar Birlik biz pazar” sloganında ifade edilmek istenen “Türkiye'nin pazarına göz dikmiş kapitalistlerin projesiydi ve milli çıkarlarımıza aykırıydı”.  

    Ankara Antlaşmasının imzalanmasından sonra devleti yöneten siyasi elitlerin Avrupa politikası ise inişli-çıkışlı, tutarsız ve kararsız bir tablo sergiledi. İyi niyet açıklamalarının ötesinde Türkiye, AB’ye katılım için gerekli reformları ya “dostlar pazarda görsün” ya “göz boyama”, ya da bir şeyleri elde etmek için bir “araç” mantığıyla yaptığı için, insan hakları, demokrasi, hukuk devleti ve azınlık hakları alanındaki sicilini,1963 Ankara antlaşmasından bu yana bir türlü düzeltemedi.

    Garip bir paradoks; Türkiye ne zaman AB’ye yakınlaşmak için bir çaba içerisine girse bir türlü bu çabasını devam ettiremiyor, AB ile olan ilişkilerini bulunduğu yerden daha da gerilere götürüyor ve ondan sanki biraz daha uzaklaşıyor. Avrupa’ya hem yakın hem uzak, Avrupa’yı hem düşman hem uygarlık modeli olarak gören iki uçlu bir yaklaşım Türkiye’nin sergilediği tavır.

    AKP’nin ilk döneminde Avrupa’ya her zamankinden daha çok yaklaşan Türkiye, bugün Avrupa’ya her zamankinden daha da uzak. Örneğin Avrupa normlarıyla uyuşmadığı için kaldırılan idamın geri getirilmesinin son zamanlarda sık sık dillendirilmesi Türk siyasi ve devlet elitlerinin Avrupa konusundaki irade eksikliğini ifade etmekle kalmıyor, aynı zamanda onların Avrupa ruhundan ne kadar uzak olduklarını da gösteriyor.

    Sinir bozucu konular

    Türkiye’nin devlet anlayışı ve demokrasi kültürünün Batı Avrupa ülkelerininki ile karşılaştırılamayacak düzeyde Avrupa normlarından uzak oluşu vb. gibi konuları bir kenara bırakalım. Avrupalılar için, ilişkileri bir şekilde olumsuz etkileyen “sinir bozucu” ve çözülmesi gereken birçok kronik sorun hala ortada. Birincisi, Kürt sorunu. Avrupalılar için bu sorun “baskıcı ve inkârcı” politikalarla değil ancak “uzlaşmacı demokratik” politikalarla çözülmeli. İkincisi, Kıbrıs sorunu. Türk ordusunun adadan çekilmesi, Güney Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tanınması, adanın birleşmesine katkıda bulunulması – ki bu noktada Türkiye'nin çabasını göz ardı etmemek gerek, vb., Avrupalıların dillendirdiği başlıklardan en önemlileri. Üçüncüsü, Ermeni meselesi. Türkiye'nin Ermeni soykırımını tanımaması, her ne kadar Türkiye-AB ilişkilerinin “resmi prosedürlerinde” bir sorun olarak pek dillendirilmese de Avrupa Parlamentosu gibi siyasi platformlarda Türkiye’nin sinirini bozan konulardan biri olmaya devam edecek.

    Türkiye’de genel temel hak ve özgürlükler düzeyinin OHAL ile birlikte daha da aşağılara çekilmesi, referandumla kabul edilen yönetim sisteminin değiştirilmesine yönelik Anayasa değişikliklerinin kuvvetler ayrılığı ilkesini zedeleyen maddeleri içermesi, Avrupalılar için “eski tas eski hamam” misali bir durum olarak görülecek ve ilişkilerde yeniden “Kopenhag Kriterleri “ne göndermelerin yapılacağı bir durum oluşacak.

    Uzun yürüyüşün yorgun geleceği

    Referandum öncesi başta Almanya ve Hollanda olmak üzere bazı Avrupa ülkeleri ile başlayan kriz ve Avrupa Konseyi’nin Türkiye’yi yeniden denetim altına alma kararından sonra Türkiye-AB ilişkilerinin ne zaman kopacağı/dondurulacağı sorusundan çok bunu yapan tarafın kim olacağı sorusu sorulmaya başlandı. AB’nin siyasi aktörleri, Türkiye’nin göç anlaşmasını iptal etmesinden korktukları için “ne şiş yansın ne kebap “misali gibi hareket edecekler. Oyalayabildikleri kadar oyalamaya çalışacaklar Türkiye’yi. Zaten gelişmesinin önünde o kadar çok engelin olduğu bir ilişkiyi dondurmanın ne alemi var diye de düşünecekler. Birliğin kimliği ve geleceği zaten sorunlu. AB kendisiyle meşgul. Brexit’in açtığı gediğin büyüme riski büyük. Polonya ve Macaristan’daki antidemokratik gelişmeler AB için ciddi bir sorun olmaya devam ediyor. Böyle bir ortamda, AB’nin Türkiye’nin tam üyeliğini öncelikler arasına alacağını beklemek biraz hayal olur.

    Türkiye için ise “bunlar bizi AB’ye zaten almayacaklar, o halde kopardığımızı koparalım (vize serbesti vb. gibi), işimize ne gelirse onu yapalım” gibi ilkesiz bir tavır takınacağa benziyor. Türkiye’nin Avrupa’ya entegrasyon yönünde ciddi reformlar başlatması büyük bir mucize olur. Engellenen bazı müzakere baslıklarını açtırtmaya çalışacak. Belki de açtırtacak ve bunu iç politikada bir başarı olarak kullanacak. Ama müzakereyi yapanlar biliyorlar ki “yeni başlıklar açılsa ne olur, zaten olumlu sonuçlanmıyor ki”.

    54 yıl önce başlayan, AB’ye tam üyelikle sonuçlanması gereken Türkiye-Avrupa yakınlaşma sürecinin özeti şu: “Az gittik uz gittik, dere tepe düz gittik, bir de döndük baktık ki bir arpa boyu yol gittik''.

     

    Türkiye-Avrupa ilişkilerinde önemli tarihler 

    1949

       Avrupa Konseyi üyeliği

    1952

       NATO üyeliği

    1959

       AET katılım başvurusu

    1963

       AET ile Ortaklık – Ankara Antlaşması imzalandı

    1978

       Türkiye AET ile ilişkilerini dondurdu

    1987

       Avrupa Topluluğu’na (AT) tam üyelik başvurusu

    1989

       AT’nin Türkiye tam üyelik başvurusuna olumsuz cevabı

    1995

       AB ile Gümrük Birliği yürürlüğe girdi

    2005

       AB ile tam üyelik müzakereleri başladı

    2017

       Avrupa Konseyi’nin Türkiye’yi yeniden denetim altına alma kararı aldı

     

     

     

     

     

    READ MORE