Mehmet Meral,

  • BAĞLILIK YA DA BAĞIMLILIK MI?

    jawa 660 sportard характеристики

    расценки на укладку коммерческого линолеума Mehmet Meral

    http://irsaigrappa.com/tech/uvolnenie-stati-tk-rf.html увольнение статьи тк рф lic. phil. Psychologe FSP

    результаты конкурса лучший по профессии Systemischer Therapeut

    http://irconsole.ir/leon/glavnoe-sobitie-pokerstars-championship.html главное событие pokerstars championship Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

     

     

     

    İnsanın fiziki temel ihtiyaçları dışında manevi ihtiyaçları da onun yaşamında önemli bir yere sahiptir. Manevi ihtiyaçlar denilince akla ilk gelenlerin başında “bağlılık“ duygusu gelir. Bağlılık duygusunun yanında özgürlük ihtiyacı ve onore edilme aynı derece de önemlilik arz eder.

    Bu yazımda manevi ihtiyaçlardan olan bağlılık duygusunu irdeleyeceğim. Bunu yaparken de, insanlar arasında manevi ihtiyacı giderme derdine düşüp de bağlılık yerine bağımlılık geliştirenleri anlatmaya çalışacağım.

    İnsan bağlanmak isteyen ve bağlanma arzusu ile yaratılmış bir varlıktır. Bağlanma bireyin doğasında vardır ve bu bağ önce anne karnındaki kordon bağından başlar. Anne karnında kordon bağı üzerinden geçen bu dönemde insan varlığı aynı zamanda bağımlıdır da. Hayati tüm gereksinimlerini bu bağ üzerinden sağlayan anne karnında ki bebek dünyaya geldiğinde ilk “kaybetme“ duygusunu bu kordon bağı ile bağının kopması ile yaşar. Filozof NIETZSCHE insanın hayatında iki büyük travması vardır der; birisi doğum travması diğeri ise ölüm travması. Doğumun travma olarak yaşanması, bebeğin bu alemde en güvenli ve en emniyetli yeri olan anne karnından kopmasıdır. O güne kadar tüm yaşamsal ihtiyaçlarını kordon bağı üzerinden karşılayan bebek doğumdan sonra yeni koşullara adapte olmak için çabalar. İlk çabası ilk nefesini ciğerlerine çekerek “yandım anam“ diye ağlaması ile başlar. Kordon bağının kopmasının ardından insan ağzına, bağlanacağı “nesne“ olarak annesinin memesi verilir. Doğumdan sonra insanın bağ olarak tanıdığı ilk yer annesinin memesi ve kucağıdır. Annesinin memesi üzerinden kurulan bu bağ aynı zamanda sevgi ve şefkatin de kaynağıdır. Anneye duygusal bağ geliştiren bebek, böylece bağlanmayı da öğrenir.

    Dünyada bakıma en çok muhtaç olan varlık insan evladıdır. İhtiyaçlarının giderilmesinde merkezi bir konuma sahip olan insan evladı emeklemeye başlayarak, hareket ederek “özgürlüğe“ ilk adımını atmış olur. Emekleyen bebekler her daim kafalarını sağa sola çevirerek annelerinin yakınlarında olup olmadığını kontrol ederler. Emniyet duygularının giderilmesinde bağlandıkları “nesne“ olan anneleri onların özgürlüklerini kazanmalarında merkezi bir rol oynarlar. Korkak olmayan anne ve babaların çocuklarının da esur olma ihtimalleri yüksektir.

    Memeden süt kesilince bebeğin bağlanacağı bir sonraki nesne emziği olmaya başlar. Ağzına verilen emzik ile de bir süre idare eder. Emziği bırakma vakti geldiğinde bunun yerine bağlanacakları nesneler daima olur ve içinde bulundukları yaşlara göre de değişmeye başlar.

    Bağlılık duygularıyla kodlanan insan beyni zaman ilerledikçe yeni nesnelere bağlanmayı seçer. Bağlanma duygularu çok güçlü olup ayrılmakta zorlanan bazı kişilerde bu kopmalar travma olarak kalabilir. Bağlılık bağımlılığa dönüştüğünde işler daha karma karışık hale gelebilmektedir.Yedi yaşına kadar emziğinden koparılamayan bir danışanım, anne ve babası tarafından okulda emziğin alay konusu olacağı korkusu ile sigaraya yönlendirilmesini anlatmıştı bir kez. Bu danışamın altmış yaşına kadar da sigarayı bırkamadığından bahsetmişti.

    Ergenlik çağına gelen insanın bedeninde, hormonlarının da etkisiyle cinsel kimliğini bulmaya yönelik yeni bir dönem başlar. Bu dönemde insan genellikle cinsel tercihine göre bağlanacağı birini aramaya başlar. Beraber olduğu partnerine bağlanmaya başlayan insan, kendi kişilik yapısına ve karakterine göre, içinde bulunduğu ilişkiye yön vermeye ya da yönünü bulmaya çalışır. Kişilik ve karakter yapısına göre şekillenen bu ilişkide karşılıklı etkileşim de bulunurken, partnerler ilişkilerinde yeni bir dinamik yaratırlar. Kimi insanlarda bu bağlılıktan ziyade bağımlı bir ilişkiye dönüşme riski de olabilir. Bağımlılık asla bağlılık değildir. Bağımlılık maddi ve manevi yönleriyle ayrı ele alınıp değerlendirilmelidir. Özellikle Türkiye toplumunda kadının daha çok erkeğe olan maddi bağımlılığı onun ilişki dinamiğinde önemli bir yere sahipken, maddi bağımlılığın olmadığı manevi bağımlılığın ayrı ele alınıp incelenmesi ve değerlendirilmesi gereklidir.

    BAĞIMLI KİŞİLİK BOZUKLUĞU

    ICD 10’da (Uluslararası Hastalık Kataloğu’nun 10. versiyonu) bağımlı kişilik bozukluğundan bahsedilirken bunun en önemli kriterleri olarak şunlar karşımıza çıkmaktadır; Bağımlı kişilik bozukluğu olan kişiler başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarından daha önemli görürler ve kendi ihtiyaçlarını ikinci plana atarlar. Eşleriyle kurdukları ilişkilerde kendi temel ihtiyaçlarına öncelik vermezken, ilişkide almak yerine daima vericidirler. Kendilerine öz güvenleri yoktur ve kısa bir dönem fazla yalnız kaldıklarında bu durumdan şiddetli bir rahatsızlık hissederler. Daima eşlerinin yanında olmak isterler. Erkeklere göre bu kişilik yapısı kadınlarda daha fazla yaygındır. Yalnızlığı sevmeyen bu kişiler genellikle itaatkar olurlar ve sorumluluk almaktan kaçarlar. Karamsarlık, güvensizlik, pasiflik, cinsel ve kızgınlık duygularını göstermekten kaçınmak bağımlı kişilikleri olanların tipik davranış özellikleridir. İnsan ilişkilerinde mental, duygusal ve fiziksel olarak istismar edilmeye maruz kalmaları mümkündür ve kendilerini nasıl koruyacaklarını çoğunlukla bilmezler. Eşleriyle ilişkilerinde onları kaybetme korkusu ağır bastığından kendilerinden vazgeçmiş bir tutum geliştirirler ve ilişkiyi daima tüm enerjilerini vererek elde tutmaya çalışırlar. Bağımlı oldukları kişiyi kaybetmek zorunda kaldıklarında da ağır depresif bozukluk riski taşırlar. Özellikle bu tür eşleri olanların ilişkide onları daima kullanma, sömürme ve manupüle etme riskleri yüksektir.

    Bağımlı kişiliğin oluşmasında kuşkusuz ebeveyn-çocuk ilişkisinin etkisi büyüktür. Çocuklarına özgüven vermemiş, tam tersine bu özgüveni ellerinden almış olan ebeveynler, onları onore etmeyi ihmal etmiş, sürekli ağır eleştirerek, pasifleştirerek ve kendi başlarına iş yapma becerilerini ellerinden alarak bağımlı bireyler haline getirmişlerdir. Bu ortamda ya da bu sistemde büyüyen bireyin bağımlı kişilik geliştirmesi de bir o kadar doğaldır aslında.

    Bağımlı kişilik bozukluğu olan bireylerin tedavileri donanımlarına göre psikoterapi ile mümkündür ve diğer kişilik bozukluğuna göre daha kolaydır. Psikoterapi, genellikle iç-görü (reflexion) ile kendi hikayelerini anlamalarını sağlayarak daha fazla bağımsız, özgüveni yüksek olan güçlü bireyler olmalarını sağlar.

    Bağımlılık yerine bağlılığı tercih ederken, özgürlüğünüzden de ödün vermeyip bağlanarak özgürleşmek ilişkinizin en önemli ayağı olacaktır. Bunun bilinciyle yaşamanızı diliyorum!

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

    READ MORE
  • Lösemi – Kemik ilik nakli ve psikoonkoloji

    Mehmet Meral- www.haberpodium.com

    Mehmet Meral

    lic. phil. Psychologe FSP

    Systemischer Therapeut

    Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

     

     

    http://calcher.com/delo/istoriya-gruppi-korol-i-shut-vikipediya.html история группы король и шут википедия Lösemi – Kemik ilik nakli ve psikoonkoloji

     

     

    Çağımızın tartışmasız en korkutan hastalığı olan kanser hastalıklarından olan lösemi, diğer tabiriyle kan kanseri, artık eskisi kadar tedavisi daha iyi yapılabilen ve çoğunlukla üstesinden gelinebilen bir hastalık artık.

    Gelinen durum böyle iken, hem hastalarda hem de hasta yakınlarında yine de her zaman bir korku ve tedirginlik hakimdir. Bunun sebebi de; tedavi esnasında bir takım belirsizliklerin kendini koruması ve gidişatın nereye varacağının bilinmemesinin hasta ve hasta yakınlarında streste sebep olmasıdır. İşte burada psikoonkoloji devreye girmektedir.

    Psikoonkoloji, hasta ile hasta yakınlarına tedavi esnasında ve sonrasında destek vermek amacıyla devreye giren destek ayağıdır.

    Psikolog olarak dört yıl boyunca Zürich Çocuk Hastanesi’nin psikoonkoloji destek ünitesinde, yaşları 3 aydan başlayıp 18 yaşına kadar olan hastalara ve hasta yakınlarına, genellikle de anne ve babalara destekte bulundum. Özellikle de lösemi hastalığı ve kemik iliği nakli konusunda birçok kişinin bilinçsiz olduğunu ve hastalığın şok etkisinden kaynaklı olarak çaresizlik ve umutsuzluk duygularının hakim olduğunu gördüm. Çalıştığım klinik kemik iliğinde dünya çapında iyi bir isme sahip olan bir yer olarak kaldı hep bende. Lösemi tedavisinde % 90’lara varan bir başarı söz konusuydu.

    обоснование возникшей проблемы и потребности Çocuklarda Lösemi 

    isvicre'de lösemi tedavisi - www.haberpodium.com

    Çocukluk döneminde tüm kanser vakalarının % 35’ini lösemi hastalığı oluşturur. Birinci durumda olan bu hastalık temel olarak iki gruba ayrılır; ALL (Akut Lenfoblastik Lösemi) ve AML (Akut Myeloblastik Lösemi). Bunlarda kendi içlerinde tekrar ikişer gruba ayrılırlar.

    Destek ünitesinde anne ve babalar en çok bu hastalığın nedenlerini sorarlardı. Nedenleri konusunda bilimsel veriler tam olarak tatmin edici bilgiler verememekle beraber, genellikle genetik yatkınlık, radyasyon gibi çevresel faktörlerin etkili olduğuna inandığımı söylerdim hep. Yapılan bazı bilimsel çalışmalarda böcek ilaçları gibi kimyasal maddelerin, bazı kalıtsal ve viral hastalıkların ortak etkisiyle lösemiye sebep oldukları ortaya konmuştur.

    Lösemi her yaşta olmakla birlikte, en sık çocukluk döneminin 2-5 yaşları arasında rastlanmaktadır. Bedenimizde dolaşan kanın esas yapım yeri olan kemik iliğimizdeki ana hücrelerden meydana gelen değişikliklerde “blast“ adı verilen ve olgun olmayan kan hücrelerinin artmasıyla açığa çıkan bir hastalıktır. Bu kan hücreleri sebebi bilinmeyen bir şekilde olgunlaşmayı beklemeden kemik iliğini terk ederek bedene yayılmasıyla kemik iliğini, karaciğeri, dalağı, lenf bezlerini ve merkezi sinir sistemini olumsuz etkileyerek hastalığa sebep olmaktadır.

    отчет по практике инженера электрика Belirtileri

    Hastalığın belirtileri olarak, hepsinin bir arada görülmesiyle değerlendirilmesi gerekir. Bu belirtileri sıralarsak: iştahsızlık, yorgunluk, kansızlık, zayıflama, bacak kemiklerinde ağrılar, cilt altında kanamalar (kırmızı noktalar ve morarmalar), burun ve diş eti kanamaları ve sık sık ateşli hastalık durumu.

    Bu hastalığın teşhisinde öncelikle hematoloji (kan hastalıkları) bölümünde yapılacak bir kontrol ile teşhisin doğru konulması gerekmektedir. Bu bölümdeki uzmanlarca karaciğer ve dalak büyümesi, lenf bezlerinde genişleme ve kanama bulguları ile rahatlıkla tespit edilebilmektedir. Özellikle bebeklerde bu belirtilerin gözlenmesi hemen olmayabilir ama nihayetinde bu hastalığın teşisinde yukarıdaki belirtileri iyi gözlemleyen bir hekim teşhisin konulmasında önemli rol oynayabilir.

    http://ericknavarro.com.mx/leon/tarifnie-plani-lineyki-cherniy.html тарифные планы линейки черный Tedavisi

    Tedaviye, öncelikle hastanın genel durumunun stabilize edilmesiyle başlanır. Bağışıklık sistemini güçlendirecek olan tedbirsel ilaçlı tedavi ile beraber kemo terapi de uygulanabilir.

    Hastalık kontrol altına alınamadığında kemik ilik nakli süreci başlatılır. Kemik ilik nakli genelikle hastanın iliğine en uygun donör (iliği bağışlayan) aranması başlar. İlik aranması önce hastanın ailesinden başlar. Anne, baba ve kardeşler ilik uyumunda en yakın kişiler olarak seçilir. Uygun ilik ailede bulunamadığında aile dışında kemik ilik verileri en uygun kişide aranır.

    сколько тормозной жидкости нужно в ваз 2114 İsviçre’de tedavi

    Bu tedavi, her ülkede kemik ilik nakli izni verilmiş belli hastanelerde yapılır. İsviçre’de bu tedavide en uzmanlaşmış klinik olarak Zürich Çocuk Hastahanesi öne çıkmaktadır. Dünyadaki birçok hastanenin donör bulunmasında kurdukları bir kemik ilik bankası üzerinden hastalarına uygun olan donör aranılır. Her ülkeden gönüllü insanların başvurdukları bu bankalara kan örneği vererek donör olmaları, hastahanelerin ve o ülkenin kanserle mücedele eden derneklerinin özel çabasıyla oluşturulmaktadır.

    Isvicre'de lösemi tedavisi - www.haberpodium.com

    İsviçre’de gönüllü donör sayısı maalesef dünya ortalamasının çok altındadır. Bunun sebeplerinden biri, insanların bu konuda duyarsızlıkları iken, diğer bir sebep ise kemik iliği transeferi ile ilgili bilgisizlik diyebiliriz. Birçok insan kemik iliğinin nasıl alınıp ve verildiğini bilmiyor. Bu konuda daha fazla kampayanlar yapılmalıdır.

    Dünya kemik iliği bankasında yıllardır gönüllü donörlerle İsrail başı çekmektedir. İsrail’den birçok insanın kemik iliği dünyanın başka bir bölgesinde hastalananlara şifa olabilmektedir.

    Son yıllarda bebeklerin dondurulan kordon bağından alınan kan hücrelerinden de nakil yapılmaktadır. Son on yıldır dondurulan kordon bağının sayısının çoğalması sevindirici olmakla beraber, bu kordon bağı verileri dünya ilik nakli bankasına aktırılmaktadır. Kordon bağı sadece lösemi hastalığı tedavisinde değil, diğer kan ve hücre hastalıklarında da kullanılmaktadır.

    Yeni yöntemlerden bir diğeri olan “gen terapisi“ henüz yeni bir alan olduğu için çok tercih edilen bir yöntem olmamakla beraber, ilerideki tedavilerde büyük umutlar vaad eden bir saha olarak görülmektedir.

     

    http://plock.nu/tech/kak-ustanovit-igru-na-8.html как установить игру на 8 Psikolojik desteğin önemi

    Hastalık teşhisinden itibaren başlayan bu strestli dönemlerde her hastanede psikoonkoloji (kanser tedavisinde psikolojik destek) devreye girmektedir. Bu ünitede çalışan psikologlar bir taraftan hasta ile konuşarak duygu ve düşünce durumunu anlamaya çalışırken, diğer taraftan da hasta yakınlarının nasıl bir desteğe ihtiyaç duyabilecekleri konusunda görüş bildirebilirler. Bu dönemde herkesin konuşmaya ihtiyacı varken; kim, neyi, nasıl konuşacağı konusunda donanımlı olmadığı için, nereden başlayacığını bilememektedirler. Psikologlar için öncelikli olan hastanın kendisi iken, hastanın en yakınlarının da bu çemberin içinde oldukları unutulmaz.

    Bazı anne ve babalar özellikle bu dönemde konuşmaya pek cesaret edemezler. Bunun sebebi de, doğrudan yaşadıkları korku ve tedirginliğin büyümesi, kendilerinin henüz bazı kavramları ve gelişmeleri duymaya hazır olmadıklarının farkında olmalıdır. Bu tepkinin böyle olması aslında normaldir. Ne zaman ki tedavide iyi gelişmeler görülürse, işte o zaman daha rahat bir şekilde önceki korku ve kaygıların ne olduğu üzerine konuşabilmektedirler.

    Psikoonkolojide çalışan bir psikolog için bütün bu gelişmelerin iyi izlenmesi ve doğru zamanlamanın yapılması her zaman kolay olmayabilir. Sonuçta insanların duygu durumu değişken ve çok çeşitli olduğu için, isabetli müdahelelerin yeri ve ortamı da önemli rol oynamaktadır.

    Bazı durumlarda anne ve babalara ya da diğer hasta yakınlarına hastane dışında psikolojik destek alınması önerilebilir. Bu desteğin alınması çoğunlukla hasta yakınlarına iyi gelmektedir.  Eşler bu dönemde kimi zaman hastalık ve korkular üzerine birbirleriyle dahi konuşamamaktadırlar. Konuşmak iyi geliyorsa bu destek alınmalıdır. 

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

    READ MORE