http://magribart.ru/leon/moskovskaya-pensiya-skolko-sostavlyaet.html московская пенсия сколько составляет                    

ALi UZDiYEN - Kanton Zürich Piraten Partei Adayı

Ankara Üniversitesi İktisat Bölümü mezunu olan Uzdiyen 1990 yılından bu yana İsviçre’de yaşıyor. İki çocuk babası olan Uzdiyen’in İsviçre politikasına olan ilgisi iki yıl öncesine uzanıyor.

“Politikaya girmemin nedeni daha çok kendi yaşadığım olaylar ve gözlemlerim. Yapılan haksızlıklar ve bize hala gurbetçi denmesi, geri dönecekmişiz gibi görmeleri beni çok üzüyor. Burada artık üçüncü kuşak büyüyor ve bizler artık göçmen İsviçrelileriz.“

Neden Piraten Partei?

Aslında bir göçmen olarak İsviçre’de politikaya atılmak çok zor. Burada göçmenler konusuna en duyarlı olan partidir Piraten Partei. Partim kişilere politikaya dahil olma olanakları sağlıyor. Bizler insanı seviyoruz. Rengi, dili, dini ne olursa olsun. İnsanların özel hayatlarına girilmesin istiyoruz ve eşitliğe inanıyoruz. Bu partiyi seçmemde bu etkenler önemliydi.

Kanton Zürich Piraten Partei Yönetim Kurulu’nda olan Uzdiyen, partisi tarafından 5. sıradan aday gösterildi. Uzdiyen tercihli aday seçme yönetmiyle seçilme şansının yüksek olduğunu ifade ediyor.

Seçildiğinizde üzerinde duracağınız konular neler olacak?

İlk olarak herkese eşit eğitim konusuna el atmak istiyorum. İnsanların özel hayatlarının gözlenmemesi, göçmenlere seçim haklarının verilmesi, eşit ise eşit ücret gibi konular diğer önceliklerim olacak. İsviçre’de göçmenlerin sorunlarını çözecek bir mekanizma pek yok, varsa da çok zayıf. Göçmenler sorunlarını birbirlerine sorarak, deneme yanılma yolu ile gidermeye çalışıyorlar. Ben, kendim ve partim adına göçmenleri en iyi şeklide temsil edebileğimi söylebilirim. Partimden karışma başka bir aday çıkarılmamış olması benim seçilme şansımı arttırıyor.

Seçmenlere nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

Oylarını mutlaka kullanmalarını ve bu konuda duyarlı olmalarını istiyorum. Seçimler konusunda duyarlı değiliz pek. Geçen sefer Kantonal düzeyde seçimler oldu. Orada da Kanton Milletvekilliği için adaylığımı koymuştum. Hiç kimse gelip bana ne yaptığımı, neden yaptığımı, kim olduğumu sormadı bile. Umarım bu duyarsızlık 18 Ekim seçimlerinde değişir. Burada yaşadığımızı, buraya ait olduğumuzu kabul etmemiz gerekiyor artık.Bizleri temsil edecek olan insanların her yerde bulunmaları ve yer edinmeleri şart. Oy kullanmayı bilmeyenlere oyun nasıl kullanılacağına dair bilgiler de verebiliriz.

 

 

 

 

 

 

ALiYE GÜL - Kanton Thurgau SP Adayı

Ailesiyle birlikte 70’li yıllarda İsviçre’ye gelen Aliye Gül 10 yaşından bu yana İsviçre’de yaşıyor.  Romanshorn Sosyal Demokrasi Partisi (SP) Başkanlığı görevini yürüten Aliye Gül, 2012 yılından bu yana Kanton Thurgau Milletvekilliği yapıyor. 1 Haziran 2015 yılından bu yana da Romanshorn Belediye Meclis Üyeliği görevinde olan Aliye Gül, 18 Ekim’de yapılacak olan seçimlerde partisi SP’den, 1. liste 5. sırasından aday gösterildi.

İsviçre politikası ile tanışmanız nasıl oldu?

İsviçre politikasına SP ile atıldım. SP ile tanışmam 1998’de oldu. İsviçre’ye çifte vatandaşlık uygulaması 1991’de geldi. Daha öncesinde tek vatandaşlık vardı. Ben hemen başvurdum ve 1992’de isviçre vatandaşı oldum. Daha sonra toplantılara yoğun bir şeklide katılmaya başladım ve partiye üye oldum. 1999 yılında okul encümenlik seçimlerinde SP adına oraya adaylığımı koydum ve 4 kişi içinden seçildim. Bu görevi 12 yıl boyunca yürüttüm ve aktif siyasete de böylece girmiş oldum.

Thurgau Kantonu gibi sağ eğilimlerin güçlü olduğu bir yerden aday oldunuz. Burada politika yapmak zor değil mi?

Burada politika yapmak zor evet. Özellikle de bir göçmen ve kadın olarak... Daha öncesinden burada birçok ilki başardığımı söylebilirim. Buradaki insanlarla çok şeyler yaptım. Romanshorn Belediyesi bünyesinde, Vatandaşlık Komisyonu’nun ve Entegrasyon Dairesi’nin oluşturulmasında da birebir yer aldım. Çoğu kişi beni daha çok buralardan tanıyor. Kendimi her kesime kabul ettirdim diyebilirim.

Thurgau Kantonu’nda yaşayan göçmenlerin oranı yüzde 30 civarında. Bu kesimin yanısıra yerli İsviçrelilere de hitap ediyorum.

SP’nin göçmenlerin sorunlarına yaklaşımını siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

SP her zaman işçinin, azınlığın, kadın haklarının ve mağdurların yanında oldu. Sosyal çalışmalar konusundaki sistem ve uygulamaları benim görüşlerime çok yakın.

Göçmenler açısından ne tür avantajlar sağladığınızı düşünüyorsunuz?

Göçmen uyruklu olan vatandaşlarımız için birçok avantaj sağladığımı düşünüyorum. Haklarımızı savunuyorum, azınlık olarak sesimizi duyuruyorum, örf ve adetlerimizi temsil edip tanıtıyorum. Bu şekilde karşılıklı anlayış sağladığıma inanıyorum. Politik çalışmalarda kendinize zaman ayıramıyorsunuz pek ve yoğun bir uğraşım içindesiniz. Burada dil, eğitim, meslek gibi birçok değişken sorunlarımız var. Bunların dillendirilmesi çok önemli.

Seçildiğiniz takdirde ele alacağınız ilk konular neler olur?

Parlamento’da iki önemli çalışmam olacak. Bunlardan ilki daha önce uzun süre burada yaşamış ve kesin dönüş yapmış olan göçmenler için “süresiz ziyaret vizesi“nin verilmesi, ikincisi ise, burada doğmuş çocuklara isviçre vatandaşlığında kolaylık sağlanması olacak.

Seçmenlerinize yönelik son mesajınız ne olur?

Sandığa gitsinler ve oylarını mutlaka kullansınlar! Burada yaşayan insanlarımızın daha çok duyarlı olmaları gerekiyor. Siyasete katılmalı ve oylarını kullanmalıdırlar. Burada doğrudan işleyen bir demokrasi var. Bu çok önemli, herkesin söz hakkı var burada. Özellikle yeni kuşak gençler siyasete atılmalıdırlar. Gençlerin dil sorunları yok, kendilerini daha iyi ifade edebilirler. Mutlaka birşeyler yapıp etkilerini yansıtmaları, seslerini duyurmaları lazım.

 

 

 

 

 

 

MUSTAFA ATICI-Basel Stadt SP Milletvekili Adayı

1992 yılında öğrenci olarak İsviçre’ye gelen Mustafa Atıcı, Türkiye’de aldığı ekonomi eğitiminden sonra Basel Üniversitesi’nde Avrupa Birliği üzerine master eğitimini tamamladı. Evli ve iki çocuk babası olan Atıcı, gıda ve gastronomi alanında faaliyet gösteren bir aile işletmesinin yöneticisi. 2001 yılında İsviçre vatandaşı olduktan sonra  isviçre Sosyal Demokrat Partisi SP’ye üye olan Atıcı, 2004 yılında Basel Şehir Kanton Parlamentosu’na seçildi. Üç dönemdir Kanton Parmalentosu’nda aktif olarak çalışmalar yürüten Mustafa Atıcı aynı zamanda SP Kanton Başkan Yardımcılığı görevinde de bulunuyor. SP’nin hemen hemen bütün organlarında görev alan Atıcı, 2012 yılından bu yana, kurucusu olduğu SP Göçmenler Komisyonu’nun başkanlığını yapıyor. Mustafa Atıcı, özellikle göçmenlerle ilgili çalışmalar yapan bir çok sosyal kurumda da gönüllü olarak görev alıyor. 

Atıcı, 18 Ekim’de yapılacak olan milletvekilliği seçimlerinde, partisi SP’nin 5. listenin 2. sırasından aday gösterildi.

İsviçre’de politika içinde yoğrulmuş bir isimsiniz. Politik mücadelenizde sizi motive eden şeyler nelerdir?

Politikaya girmiş olmam benim için farklı veya yeni bir durum değil. Çocukluğumdan bu yana çevremde bir şeyler olduğunda seyirci kalmayıp hep sorumluluk almışımdır. Bu benim yaşayış tarzım. İnsanların sıkıntılarında yanlarında olmak, içinde yaşadığım toplumda bir şeyler iyi gitmezken elini taşın altına koymak veya bizden sonraki nesile yaşanılacak daha iyi bir dünya bırakmak... Sanırım biraz duyarlıysanız, politikanın dışında kalamıyorsunuz. Birçok Batı Avrupa ülkesinde olduğu gibi İsviçre`de de göçmenlerin ve göçmen çocuklarının bir sürü sorunları var. Bu sorunlarla mücadele etmek ve burada doğan gençlere sahip olduğumuz şartlardan daha iyi bir yaşam kalitesi sunmak için mücadele etmek, benim motivasyonlarımdan bazıları.

Neden SP?

SP`nin göçmenlere açık olması ve İsviçre`deki diğer siyasi partiler içerisinde göçmenlerin sıkıntıları ile en fazla ilgilenen parti olması SP`yi seçmemde etkili oldu. SP’nin; adaletli, eşitlikçi ve emekten yana bir dünya için mücadele ettiğini düşünüyorum.

Parlamento milletvekilliği adaylığı aşamasına nasıl geldiniz? Buna karar vermeniz nasıl oldu? 

2011 seçimlerinde çok iyi bir sonuç alarak Federal Parlamento için ilk yedek sırasındaydım. Bu sene de SP’nin aday belirleme kongresinde delegelerden en iyi ikinci sonucu aldım. İsviçre gibi bir ülkede siyasette ve toplumda bir şeyleri değiştirmek için ısrarlı ve uzun vadeli bir mücadele vermeniz gerekiyor. Bu ülkedeki göçmenlerin siyasette temsili için benim konumumda olan bireylerin kendi seçilme şanslarından çok toplumsal değişim için, gerekirse defalarca aday olmaları gerekiyor. Göçmenlerin siyasette seslerini yükseltmeleri için ısrarcı olmaları çok önemli. Yoksa herşey yerinde sayar.

Bir göçmen olarak İsviçre politikasında yer almanız size nasıl bir avantaj - dezavantaj sağlıyor. 

Benim için İsviçre Politikasında olmak bir avantaj. Topluma yakın bir birey olarak, içinde yaşadıkları toplumla daha fazla şeyler paylaşmaları ve ciddiye alınmaları için çaba harcıyorum. Bunun karşılığında küçük de olsa göçmenlerin lehine birşeylerin değiştiğini görüyorum. Bu beni mutlu ediyor ve politikada alanda daha fazla çalışmalar yürütmem için beni motive ediyor. İsviçre vatandaşı olanlar dahil, burada yaşayan göçmenler İsviçre toplumunun yaklaşık yüzde 45`ini oluşturuyor. Ancak bu kesimler hayatın birçok alanında hakettikleri karşılığı  bulamıyorlar. Yerli toplum ve kurumlar göçmenleri çok da ciddiye almıyor. Dolayısı ile bir göçmen politikacı olarak bu olumsuz durumdan ben de payımı alıyorum. Ancak bu durum bana göre çok da vahim değil. İsviçre’nin gerçeği bu maalesef. Önemli olan benim bu duruma karşı olan mücadelem. Ancak bu şekilde birşeyleri değiştirebilir ve istediğimiz noktaya getirebiliriz.

Partinizin göçmenlerin sorunlarını çözme konusunda yeterince çaba harcadığını düşünüyor musunuz?

SP`nin göçmenlerin sorunlarını çözmek için yeterince çaba harcadığını söylemem zor. Ancak buna, “SP göçmeleriin sorunlarını çözmek istemiyor, SP isterse göçmenlerin sorunları çözülür“ gibi bakmamak lazım.  Son 20 yıldır İsviçre`de yükselen yabancı düşmanlığına karşı, İsviçre Federal Parlamentosu’ndaki yüzde 70`lik sağ bloka karşı mücedele eden tek partidir SP. Ben bir göçmen olarak SP`nin açıklarını arayacağıma, SP ile birlikte göçmenlerin hakları için daha güçlü bir şekilde mücadele etmeyi yeğliyorum. SP’nin bu yılki Federal Parlamento adaylarının yüzde 30’u göçmen kökenli. SP`nin bu kadar göçmen kökenli adayı göstermiş olması ve bu adaylardan bazılarının seçilip, Parlamento’da göçmen sorunları ve hakları için mücadele etmeleri göçmenler açısından büyük bir başarı olacaktır.

Kendi bakış açınızı ve fikirlerinizi partinize ne kadar yansıtabiliyorsunuz?

SP Göçmenler Komisyonu Başkanı olarak,bulunduğum her alanda SP’nin göçmenlerin çıkarları doğrultusunda politikalar belirlemesinde katkılarım oluyor. 2004 yılından bu yana SP’nin içerisinde göçmenler lobisinin gücünü arttırmak için mücadele ediyorum. Partinin kendi içersinde bulunan birçok organda göçmenlere yer verilmiş olmasını bu mücadelenin bir ürünü olarak görüyorum. Parti içerisinde oturmuş, güçlü gruplar var tabii. Bunları kazanmak ya da bunlarla çalışmak kolay olmuyor, ancak yılmadan devam ederseniz, sizi görmemezlikten gelemiyorlar.

Göçmenlerin İsviçre politikasına olan ilgilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

İsviçre nüfusunun yüzde 4’ünü çiftçiler oluştururken, çiftçilerin Parlamento’daki temsil oranı yüzde 23. Göçmen kökenli İsviçre vatandaşıların İsviçre nüfusunun yüzde 45`ini oluşturduğunu söylemiştim. Bu rakama rağmen, göçmenlerin Parlamento’daki temsili yüzde 3 bile değil. Burada tabii ki partilerin de görevlerini yapamadıklarını görüyoruz. Göçmenlerin buradaki siyasete çok ilgili olduklarını söylemek mümkün değil. İsviçre genelinde yapılan araştırma sonuçlarına göre; oy kullanma hakkı olan göçmenlerin sandığa gitme oranı isviçrelilerin 3’te 1’i kadar.

Çözüm ne olabilir sizce?

Göçmenlere seçme- seçilme hakkının yanısıra, burada doğan çocuklara otomatik olarak vatandaşlık vermek lazım. Eminim ki o zaman siyasi partiler kendi çıkarları gereği de olsa, göçmenlerin politikada aktif olmaları için daha fazla imkan sağlayacaklardır. Halkının neredeyse yarısının oy kullanmadığı bir ülkede demokrasi ya da katılımcılıktan bahsedebilir miyiz?

Türkiye kökenli bir milletvekilinin Parlamento’da yer alması da göçmenlerin İsviçre poltikasına olan ilgilerini uyandırabilir mi sizce?

İsviçre Parlamentosu’nda sadece Türkiyeli değil, bütün göçmenlerin temsilcilerinin olması uyumu hızlandırır ve birçok kişinin kendini bu ülkeye ait hissetmesini sağlar. İsviçre`ye gelen Türkiye kökenli insanların bir çoğu politik ortamlardan geldiler. Bu insanların İsviçre politikasına büyük katkılar sunacaklarına inanıyorum. Göçmen gruplarının temsiliyeti önemli bir özgüven sağlayacaktır.

Seçmenlerinizden oy isteyeceksiniz. Neden size oy versin seçmenler? Seçildiğinizde neler yapabilirsiniz?

Benim Basel Kanton Parlamentosu’nda ve İsviçre gelenlinde`de SP Partisinin göçmenler Komisyonu başkanı olarak bir pratiğim var. İyi günde de kötü günde de her zaman toplumun yanında olan bir bireyim ve yılmadan mücadele ediyorum. Seçmenlerde bunu bildiği için Basel`deki Kanton seçimlerinde Partimin en iyi oy alan vekillerinden birisiyim. Göçmen çocukların ana okulu, ilkokul ve mesleki dönemlerde daha fazla desteklenmelerini önemsiyorum ve bu alanda çalışmalar yapmak istiyorum. Gençlerin daha iyi meslekler yapabilmeleri için destekleyici programların hazırlanması şart.  Ayrıca çocukların üç yaşından itibaren tam gün anaokuluna gitmeleri için Basel Kantonu’nda verdiğim mücadeleyi İsviçre geneli için vereceğim. Bu şekilde, göçmen çocukların da yerli çocuklarla eşit eğitim şartlarına sahip olacaklarına inanıyorum. Burada doğan göçmen çocukların iyi bir eğitim alma imkanlarının kısıtlı olması, gençlerin bu ülkede hayata adımlarını çok gerilerden atmalarine sebep oluyor. Anne-baba hangi sebeple buraya gelmiş olursa olsun, eğer çocuk bu ülkede bir mesleğe sahip olursa kendisinin de ailesinin de mutlu olacağını düşünüyorum. Mücadelem bu temelde olacak.

Oy kullanma hakkı bulunan seçmenlerden beklentileriniz nelerdir?

18 Ekim`de İsviçre genelinde yapılacak olan Federal Parlamento seçimleri isviçre`de yaşayan göçmenler için çok önemli. Çünkü ekonomik krizleri bahana eden sağ partiler ve işverenler, birçok insanın iş ve sosyal güvence bigi haklarını adım adım yok ediyorlar. Bu neo liberal ve haksız politikalara dur demek için oy kullanma hakkı  olan herkesin sandığa digıp sol partıları seçmeleri gerekiyor. Aksi taktirde çocuklarımız da bizim gibi bu ülkede ikinci sınıf vatandaş olarak yaşamak zorunda kalacaklar. Buna izin vermeye hakkımız yok.

 

 

 

 

HAŞİM SANCAR- Kanton Bern Yeşiller Partisi Adayı

1982 yılından beri İsviçre’de yaşayan Haşim Sancar Yabancı Diller Yüksekokulu, Fransızca Bölümü mezunu. Bern Sosyal Hizmetler Uzmanlığı Yüksekokulu diplomasına sahip olan Sancar, Aile Terapisi ve Sosyal Güvenlik alanlarında da eğitim aldı. Şu an engellileri bilgilendirme ve yardım kurumu olan Pro Infirmis’in Bern şubesi yöneticiliğini yürüten Sancar; Kürtçe, Türkçe, Almanca, Fransızca ve İngilizce biliyor. 2005-2012 yılları arasında Grünes Bündnis’den Bern Şehir Parlamentosu’na seçilen Sancar, Yeşiller Partisi’nin ve Genç Alternatif’lerin Grup Eş Başkanlığı görevini üstlendi. 10 yıl boyunca İsviçre Yeşiller Partisi’nin Merkez Yönetim Kurulu’nda da bulunan Haşim Sancar, 2013‘ten bu yana Yeşiller Partisi’nden, Bern Kanton Parlamentosu Milletvekilliği görevinde bulunuyor.

Neden Yeşiller Partisi?

Yeşiller Partisi, ekolojik ve sosyal konuları birleştirerek, sosyal adaleti savunup, demokratik ve dayanışmacı bir İsviçre için mücadele etmektedir. Göçmenlerle ilgili en temel ve sosyal haklar konularında da en tutarlı tavrı sergilemektedir. Bütün bunlardan dolayı kendimi en iyi şekilde Yeşiller Partisi’nde ifade edebildiğimi düşünüyorum

Parlamento milletvekilliği adaylığı aşamasına nasıl geldiniz?

Uzun süreden beri bu partinin üyesiyim. Gerek şehir, gerekse de kanton parlamentolarında bir çok defa başarılı bir sonuçla seçildim. Bizdeki liste sıralamasında, öncelikle şu anda Federal Parlamento’da bulunan yer alır.  Daha sonra da alfabetik olarak yeni adayların isimleri sıralanırlar.

Partinizin öncelikli ve en önemli politikalarından bahsedebilir misiniz bize?

Sosyal adaletin temel taşlarını sosyal ve temel haklar oluşturur. Yeşiller temel hakların korunması ve hukukun adaletli uygulanmasının yanında, demokratik ve dışarıya açık çok kültürlü bir toplum anlayışını savunur. Örneğin engellilerin toplumla kaynaşması, engellerin kaldırılması ile sağlanabilir. Göçmenlere seçme, seçilme ve oy hakkı da savunduğumuz konular arasında. Aynı zamanda eğitime yatırım ve eğitimde fırsat eşitliği ve iyi işleyen bir toplu taşımacılık da buna tabidir. Barışcıl ve askersiz bir İsviçre, silah satımının durdurulması da temel istemlerimiz arasında. Diğer taraftan doğayı koruma, doğanın sunduklarını saygılı bir şekilde kullanma ve ona kullanılanı dönüştürebileceği şekilde geri vermek de sosyal sorumluluk anlayışını gerektiriyor. Sosyal adalet anlayışı olmadan, doğa daha fazla kâr istemine kurban edilir. Doğa bize tüm insanlara yetecek kadar kaynak sunuyor. Sorun bu kaynakların eşitsiz dağıtımında ve aşırı kâr hırsı ile hunharca kullanılmasında. Yeşiller bu amaçla ekolojik bir İsviçre için mücadele eder.

Ekolojik olarak İsviçre’de yasayan insanları bekleyen tehlike nedir sizce?

Ekolojik alanda en büyük sorunlardan biri İsviçre’de insanlar ve doğa için en büyük tehlikeyi oluşturan beş atom santralinin bulunmasıdır (Mühleberg, Beznau 1, Beznau 2, Gösgen und Leibstadt). Atom santrallerinin saçtıkları radyasyon, insan sağlığı için son derece zararlı ve tehlikeli. Santraldeki ufak bir sızıntı, milyonlarca canlının radyasyona maruz kalmasına sebep olacaktır. Buna Çernobil ve Fukushima faciaları örnektir. Bu teknolojide kullanılan ve işi bitmiş atom artıkları da ayrı bir sorun kaynağı. Bu artıkların yüz milyonlarca yıl radyasyon üretmelerinden dolayı, çok iyi korunmaları ve saklanmaları gerekiyor. Bu nedenlerden dolayı İsviçre’deki atom santrallerinin kapatılması için mücadele ediyoruz.

Partinizin göçmenlerin sorunlarını çözme konusunda yeterince çaba harcadığını düşünüyor musunuz? Kendi fikirlerinizi partinize ne kadar yansıtabiliyorsunuz?

Kanımca Yeşiller göçmenlerle ilgili konulara ve sorunlara belki de en yoğun ve kararlı bir seklide yaklaşan partidir. Düşünce ve bakış açımı, parti içersinde aldığım sorumluluk oranında yansıtabiliyorum tabii. Meslek alanında da çok yoğun olmamızdan dolayı, partide her konuya her zaman gereken ağırlığı veremiyoruz ne yazık ki.

Göçmenlerin İsviçre politikasına ilgilerinin az olmasının sebepleri nelerdir sizce?

Vatandaşlığını alan göçmen kökenli kesimin oy kullanma oranın genel olarak düşük olduğu doğru. Bunda seçim ve oy kullanma sisteminin karışık olmasının payı var. Oyunu kullanmak isteyenler, tanıdıklarına ya da bize sorabilirler ve böylece oyun nasıl kullandığını öğrenebilirler. Duyarlılığın yeterli derecede olmamasında politikaya olan güvenin zedelenmiş olması da etkili tabii. Unutulmaması gereken, bizleri ilgilendiren kararların politika ve politikacılar tarafından belirleniyor olmasıdır.

Parlamentoda yer almanız göçmenler üzerinde bir etki yaratabilir mi?

Elbette, insanlar kendilerinden birisinin parlamentoda olmasına hem sevinir hem de politik konulara daha fazla eğilir. Kendi sorunlarının da parlamentoda tartışılabileceği beklentisine giren insanlar mümkün olduğunca seçilen kişi ile dialog içersinde olmak ister ve kendisini ilk elden bilgilendirmiş olur.

İsviçre’de yaşayan göçmenlerin temel sorunları nelerdir sizce? Bu sorunlara yaklaşımınız nasıl olacak?

Göçmen kökenli insanlarımız daha çok ekonomik olarak dezavantajlı bir durumda oldukları için, dar gelirli yerli toplum kesimi ile bir çok konuda aynı sorunları paylaşıyor. Düşük ücretler (buna bağlı olarak birden fazla işte çalışmak zorunda kalması), daha çok gürültülü caddelerdeki konutlarda ev bulabilme, çoçuklarını eğitim konusunda yeterli destekleyememesi vs. Bunlara ek olarak göçmen olmalarından kaynaklanan ayırımcılık, ırkçılık gibi sorunlar ile karşı karşıya gelmelerini ve bu nedenle de bazı haklardan mahrum bırakılmalarını (sosyal sigortalarda, konut ve iş aramada vs.) temel sorular olarak görüyorum.

Benim bu sorunlara yaklaşımım причины заикания и симптоматика заикания , sosyal adelet temelleri üzerine oturmuş, dayanışmacı, barışcıl ve eklojik bir İsviçre temeline dayanıyor. Bu temeller etrafında mücadele edeceğim ben. Şimdiye kadar ki politik çalışmalarım da bunun bir kanıtıdır. Ayrıca, yabancılar ve ilticacılar yasalarının iyileştirilmesi ve kağıtsızlara eğitim ve sigorta, oturum gibi bazı hakların verilmesi yönünde çaba sarfedeceğim. Henüz vatandaşlığa geçmemiş olanların ve engelli gençlerin devlet dairelerinde staj (Lehrstelle) yapabilmeleri oldukça sınırlı. Bunların sayıca daha fazla olması yönünde girişimlerim olacak. İkinci ve üçüncü nesilin vatandaşlığa geçme şartlarının basitleştirilmesi konuları, bir başka çalışmam olabilir. Sosyal sigortalar alanı ve adaletli vergi sistemleri konularında da mücadele verliecek bir sürü konu bulunmakta.

Seçmenlerden beklentileriniz nelerdir? Buradan nasıl bir çağrı yapmak istersiniz?

İnsanlarımızın kendi sorunlarına sahip çıkmalarını; göçmenler ve iltica yasalarının durmadan kötüleştirilmesi, sosyal haklara saldırılar gibi konulara duyarlı davranmalarını bekliyorum. Bunlar gelişen birer tehlike durumuna geldi artık. Herkesin siyasi partilerde aktifleşerek, oylarını kullanarak seslerini yükseltmeleri gerekiyor. Tanıdıklarınızı, arkadaşlarınızı ve dostlarınızı oylarını kullanmaya davet edin. Kendilerini bilgilendirip, oylarını kullanmalarında bilmeyenlere yardımcı olun. Unutulmasın ki, bir seçim bölgesindeki seçim sonucunu tek tek oylar belirler. Ulusal Parlamento’daki çoğunluğu ise kantonlardan seçilen parlamenterler belirler. Onun için her oyun büyük bir anlamı ve değeri bulunuyor. İsviçre’de tercihli oy kullanma sistemi bulunuyor ve bir kişiyi oy listesine toplamda iki defa alabiliyorsunuz. Oylarınızı çöpe atmayın, tanıdığınız, güvendiğiniz ve size en yakın bulduğunuz adaylara veriniz.

 

Daha fazla bilgi için: www.hasimsancar.ch

 

 

 

 

 

 

MÜLTECİ HAYATLAR

http://r-service77.ru/leon/cherez-skolko-v-inkubatore-poyavyatsya-tsiplyata.html через сколько в инкубаторе появятся цыплята Umuda (!) Yolculuk

“Sürgün hayatımız, 1989-1994 yılları arasında boşaltılan 5 bin’in üzerinde olan köylerden birinin bizim köy olması ile başladı. Ailem Adana'ya göç ettiğinde ben henüz 3 yaşındaydım. Hiç tanımadığımız bir coğrafyada yaşamak hepimiz için zor oldu. Sokakta oynarken tutun da okula başladığım zamana kadar Türkçe’yi bozuk konuştuğum için birçok sıkıntıyla karşılaştım. Bu durumdan kurtulmak için 1996’da istanbul’a göç ettik. Burada da büyük yokluklar ve baskılar içinde geçen bir hayat sürdürdük.“

Türkiye’de yaşadığı sorunlar nedeniyle, su an İsviçre’de yasayan politik bir sığınmacı D.K.*. Bir tır kasasında 4 gün süren tehlikeli bir yolculuktan sonra İsviçre’ye ulaşıyor. 4 gün boyunca; oksijensizlik, açlık, susuzluk, tuvalet ihtiyacını giderememe ve karanlıkta kalma gibi etkilerden dolayı ölümü adeta ensesinde hissettiğini söyleyen D. K.,  bu şekilde geldiği İsviçre’de, Basel’de bulunan ve “50 Numara“ olarak bilinen iltica başvuru merkezinin kapısını çalıyor.

“12 kişilik bir odada, 300 -400 kişi ile aynı tuvaletleri kullandığımız, sabah kahvaltılarımızı küçük bir reçel ve iki dilim ekmek ile yaptığımız, mikrobun bol ,sağlık koşullarının ise olmadığı bir yerdi burası. Düşünün ki o sıralar “Ebola“ salgını gündemde ve bu kampa Afrika’dan yüzlerce insan geliyor. Orada kalan hiçbirimiz kampa alınırken sağlık kontrolünden geçirilmedik ve hepimiz böylesi bir ortamda teker teker hastalandık. Temizlik görevlisi olarak çalışan kişiler eczane olarak hizmet sunulan bir yerden insanlara ilaç dağıtıyorlardı. Ben oradayken kampa hiç doktor gelmedi ve bu şartlarda 50 Numara’da 82 gün yaşadım.“

D.K., 82 gün sonra Basel Land Kantonu’nda bulunan Gelterkingen’e transfer oluyor. Şu an hala aynı yerde yaşayan D. K.,  yeni kamp yerinde de daha önce karşılaştığı sorunlarla karşılaşıyor.

“Sağlık koşuları burada da sıkıntılı. 5 kişi bir odada kalıyoruz ve 15 kişinin birlikte kullandığı iki tuvaleti, iki de banyosu var buranın. Şu sıralar geceleri malum sıcaklardan dolayı yatamıyoruz. Kamp yönetiminden vantilatör istedik ancak bize bu isteğimizi karşılayamayacaklarını söylediler. Burada haftanın 2 günü imza vermek zorundayız. Daha önce parayı bize haftalık veriyorlardı, şimdi ise aylık vermeye başladılar.“

Burada zorunlu bir temizlik sistemi olduğunu da aktaran D. K., haftanın bir günü sokak temizlemek için kamp dışına götürüldüklerini ve zorla çalıştırıldıklarını dile getiriyor.

“Temizliğe katılmamanın cezası 80 franklık bir kesinti. Böylece ücretsiz iş gücü oluyoruz. Uzun süredir burada olmasam da kendime Basel Stadt’da bir çevre oluşturdum. Biraz nefes almak için ve bu sıkıntılardan biraz olsun sıyrılmak için zamanımın çoğunu Basel’de geçiriyorum. Bunun için kendime bir abonoment bilet aldım. Paramın önemli bir kısmı biletime gidiyor.“

D.K.’nın mültecilik başvurusu ile ilgili prosedürlerinin ne kadar süreceği belirsizliğini korurken, anlatılanlar, kamplarda barındırılan mültecilerin uygulamalardan dolayı psikolojik olarak nasıl etkilendiklerini gözler önüne seriyor.

 

* İsim değiştirilerek yayınlanmıştır.

 

где найти катану Hazırlayan: Cavit Akbuğa

 

 

 

SiBEL ARSLAN- Kanton Basel-Stadt - BastA! (Yeşil Birlik) Adayı

1991 yılından bu yana İsviçre’de yaşayan Sibel Arslan, İngilizce, Fransızca ve İspanyolca dillerinde eğitim aldı. Basel Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olan Arslan, 2015 yılının Mart ayından bu yana Kanton Basel-Landschaft Güvenlik Dairesi’nde hukukçu olarak çalışıyor. İsviçre vatandaşlığını 2004 yılında edinen Arslan, İsviçre politikasına ilgi duymaya başlıyor. Burada yaşayan göçmenlere sık sık tercümanlık yaptığını ve yardım ettiğini ifade eden Arslan, “Bu çalışmalarım, göçmenlerin karşılaştıkları sorunların farkına varmama sebep oldu. Dile hakim olmayan insanların karşılaştıkları muameleler, bazı alanlarda haklarının olmamaları, hakların oluşumunda yer alamamaları, haklarını bildikleri halde yeterli özgüvene sahip olmamaları beni etkiledi. Bir şeyi değiştirmenin en iyi yolu içinde yer almaktır. Buna inandığım için hukuk okumaya ve siyasetle uğraşmaya karar verdim“ diyor ve 2004 yılında Basel Stadt Parlamentosu’na seçildiğini ifade ediyor. Kanton Basel-Stadt Parlamentosu’nda şu an, Hukuk, Spor ve Güvenlik Komisyonu’nda milletvekili sıfatıyla yer alan Arslan, yapılan ya da yapılacak olan yasal değişikliklerde de söz sahibi iken,  2013 yılından bu yana Af Komisyonu üyeliği de yapıyor ve af talepleri ile ilgili kararları değerlendiriyor.

Sibel Arslan, 2015 yılı Federal Meclis seçimleri için, İsviçre Yeşiller Partisi ile birlikte olan BastA! Partisi’nden, 8. listenin 1. sırasından aday gösterildi.

BastA!’dan aday olmanızın sebepleri nelerdir?

Öncelikle “Hangi parti bana daha yakın?“ ın cevabını aradım ve bir analiz yaptım. Sonuçta da BastA!’dan yana karar verdim. Yaklaşık 16 yıl önce, daha bizler göçmenlerle ilgili konuları konuşmazken, Türkiyeli göçmenleri Kanton Parlamentosu’na seçtiren ilk ve tek partiydi BastA!. Bu durum bana BastA!’n ın göçmenler konusunda dürüst ve samimi bir parti olduğunu göstermişti . Solda duran, insan haklarını büyük harflerle yazan, eşitlik taraftarı, birlikte yaşamın tüm halkların ve düşüncelerin katkısıyla daha güzel olacağına inanan bir partidir BastA!. Ben bu partide samimiyet, eşitlik ve birlikteliği görüyor, yaşıyorum. Diğer partilerle karşılaştırıldığında; yerel ve küçük bir parti olmasına rağmen, Basel`in en tanınmış politikacılarından biri olmamda büyük rolü vardır BastA!`nın.

Federal Parlamento milletvekilliği adaylığı süreciniz nasıl gelişti?

Senelerdir partimde, yerel parlemento adayları arasında en çok oyla seçilen parlamenterim ve çok oy aldığım biliniyor. Geçen seçimlerde çok az oy farkı ile Federal Parlamento’ya seçilemedim. Bu, partim tarafından bu seçimlerde real olarak en fazla oyu alabileceğim yönünde değerlendirildi ve partimin yetkili organlarında en çok oyu alarak aday gösterildim. Geçen seçimden sonra, partimin yaptığı analizler sonucunda, 1500 kişinin daha listesinde benim adımı iki kez yazdıklarında takdirde ulusal parlamentoya seçilebileceğim tespit edildi. Bu durum benim Federal Parlamento’da ilk Türkiyeli milletvekili olma şansımı arttırıyor .

Partinizin öncelikli olarak ele aldığı konulardan bahsedebilir misiniz?

Hem partim BastA!`da, hem de Yeşiller Partisi’nde önemli politik konuların başında; insan hakları, göçmenlerin seçme ve seçilme hakları, tüm dinlerin, dillerin ve ırkların eşitliliğini, eşit işe-eşit ücret, kadın ve çocuk haklarının geliştirilmesi, sosyal sistemin korunması ve sağcı partiler tarafından tehlikeye atılmaması, mülteciler siyaseti, çevre ve çevre sorunlarına bağlı olarak gelişen sosyal sorunların çözümü gibi konular geliyor. Sol partiler arasında en samimi politikayı partimin yaptığını söyleyebilirim. Demokratik sistemin gerçekten uygulanması için azınlıkların da söz hakkına sahip olmasını savunan BastA!/Yeşil Birlik, seneler önce göçmenlerin seçme ve seçilme hakkı için yerel bir insiyatif başlattı. Sosyal Demokrat Partisi SP’nin de katıldığı bu insiyatifi halk oylamasında maalesef kaybettik. Bizlerin oylarını alan partiler, bu sürecin henüz gelmediğini savunarak bu insiyatife yeterince destek vermediler.

Bir kadın ve göçmen olarak partiniz içerisindeki ağırlığınız nedir?

BastA! özellikle gençlerin, göçmenlerin ve kadınların siyasette yer almaları konusunda samimi bir politika yürütüyor. Partim içindeki duruşumda yıllardır hep aynı kararlılık ve süreklilik içinde kaldım. Bakış açım oldukça net. Bu durum arkadaşlarım tarafından da kabul görmüş durumda ve takdir edilmekte. Gelmiş olduğum yer, cinsiyetim, mesleğim, dilim ve tecrübemden partim her zaman yararlanıyor ve bunu bir zenginlik olarak kabul ediyor. Gösterdiğim bu kararlı duruş, seçmenlerin bana verdiği güveni ve sorumluluğu yerine getirmemle destekleniyor.

Göçmen politikacıların İsviçre Parlamantosu’nda yer almaları nasıl bir etki yaratır sizce?

Almanya`da hem göçmenlere hem de Almanlara örnek olacak birçok politikacı var. İsviçre maalesef bu konuda oldukça geride hala. Ulusal Parlamento’da yer almakla burada doğan, büyüyen, yaşayan insanlara örnek olunurken, yerli halka da biz göçmenlerin de bu ülkenin bir parçası olduğumuzu göstermiş olacağız. İsviçrelileri ilgilendirdiğini düşündüğümüz konular aslında sadece onları ilgilendirmiyor. Eğitim, sağlık, ekonomi, kültür, sanat gibi tüm konular bu ülkede yaşayan herkesi ilgilendiriyor. Bu anlamda bizlerin de söz hakkını istememiz,  öneriler sunmamız, birlikte çözüm arama çabalarımız er geç kabul edilecektir. Unutmayalım ki burası artık bizim ülkemiz ve gençlerimiz bu ülkenin bir parçası. Bundan dolayı,  buradaki hayatın her alanında olduğu gibi Federal Parlameto’da da yer almamız oldukça önemli ve artık doğal olmalı.

Partniz BastA! göçmenlerin temel sorunlarını nasıl değerlendiriyor?

Göçmenlerin ne yazık ki güçlü bir lobi çalışması henüz yok. Bu da şu anlama geliyor; taleplerimizi yeterince güçlü dile getiremiyor ve politik gücü bu yönde bir çözüme yönlendiremiyoruz. Bunun için biraz süreye, kararlığa ve birbirimizi desteklemeye ihtiyacımız var.

Eşit haklara sahip değil göçmenler. Bu doğru analiz edildiğinde normal bir durum gibi görünebilir. Fakat daha iyi bakıldığında görülmektedir ki, bu haklara sahip olmak için yeterince çaba sarf edilmemekte. Göçmenler İsviçre’deki eğitim sistemini detaylı olarak bilmemektedirler mesela. Eğitim programlarında pedagoji eğitimi alan öğretmenlerin hassaslaştırılması gerekmektedir. Fakat bu henüz gerçekleşmediği için, dile tam hakim olmayan çocuklar, adeta yeterli kapasiteye sahip değillermiş gibi bir muamele görüyorlar ve böylece erken yaşlarda, eğitim yollarının önü kapanıyor. Yoksulluk daha çok göçmenlerin başına geliyor. İşsizlik, aileye yardım etme sorumluluğu, az bir ücret karşılığında zor işler yapma zorunluluğu ve bunun birlikte getirdiği sağlık sorunları göçmenlerin temel sorunlarından bazıları.

Bu zorlukları hem kendimiz çözmeliyiz, hem de yaşadığımız ülkenin halkına kendi dilleri ile (yani kültürel perspektifte de) anlatmalıyız. Aynı zamanda da bu ülkenin yasaları içinde oluşacak bir çözüm yolunu zorlamalıyız.

200 kişilik Federal Parlamento’da çok az göçmen kökenli parlamenter var. Bunların ya anneleri ya da babaları göçmen. Fakat ikinci kuşak göçmenler bir veya iki tane. Bana sorulan soruların başında şu geliyor: “İsviçre`de yaşayan o kadar çok Türkiyeli var fakat Federal Parlamento’ya seçilmiş hiç kimse yok. Neden?“ Bu çok yerinde bir soru. Bizlerin artık Federal Parlamento’da temsil edilmesi gerekiyor.

Oy kullanma hakkı olan tüm seçmemlerin aktif bir şekilde oy kullanmaları şart. Yaşadığımız bu ülkede göçmenler hakkında sadece olumsuz haberler ya da örnekler değil de, olumlu haberler ve örneklerin de aktarılmasını istiyorum. Sorunlarımızı kısmen de olsa çözme adına, Federal Meclis üyeliği için seçmenler tarafından verilecek olan bu göreve talip oldum.

Milletvekilliğini elde ettiğinizde öncelikleriniz neler olacak?

Şimdiye kadar ki politik yaşamımda soru önergeleri olarak hazırladığım bir listem var. Buna göre, göçmen çocukların eğitimde eşit şartlara sahip olmaları, senelerdir burada yaşayan ve bu ülkenin parçası olmuş insanların seçme ve seçilme hakkına sahip olmaları, vatandaşlık için başvuru kriterlerinin hukuksal ve maddi anlamda kolaylaştırılması, meslek, iş ve ev aramada göçmenlerin yaşadıkları zorlukların giderilmesi, eğitim ücretlerinin düşürülmesi, bireyler hakkında devlet tarafından gizli bilgilerin toplanmasının önüne geçilmesi, temel hakların ihlal edilmesinin önüne geçilmesi gibi konular listemde bulunan belli başlı konular.

Seçimlerde oy kullanmanın önemini nasıl ifade edersiniz?

Son senelerde İsviçre`de özellikle göçmenler üzerinden siyaset yapılıyor. Yapılan istatistiklere göre göçmenler bu konularla ya çok az ilgileniyorlar ya da hiç ilgilenmiyorlar. Uzun vadeli bakıldığında, az olan bu ilginin hayatımızın farklı alanlarında olumsuz etkileriyle karşımıza çıktığını görüyoruz. Vatandaş olmak, yaşanılan ülkeye kendini ait hissetmek demektir. Ait olmak, sahip çıkmak ise, üstüne düşen görevi yerine getirmek demektir. Herkes vatandaş olmalı demiyorum kesinlikle, ancak kolaylıklarının da farkında olmalıyız. Vatandaş olanlar, kimsenin özel daveti olmadan politik haklarını kullanmalıdırlar. Böylece sadece yaşlı, tutucu, disiplinli İsviçrelilerin değil, genel çoğunluğun ortak fikri de demokratik bir şekilde siyasete yansıyabilir. Elimizdeki oyun farkında olmamak, elimizdeki imkanları kullanmamak anlamına gelir ki, bu da yaşadığımız alanın kurallarını belirleme işini başkalarına bırakmak demektir.

Son olarak buradan seçmenlerinize nasıl bir çağrıda bulunmak istersiniz?

Damlaya damlaya göl olur. O yüzden her damla, bu seçimlerde bizler için büyük bir göle dönüşebilir. Seçmenlerden beklentim ve ricam; oylarını kullanmaları, listelerine göçmen kökenli adayları ikişer defa yazmaları ve çevrelerindeki herkesi harekete geçirmeleridir. Ben senelerdir siyasette elimden gelini yapıyorum. Seçmenlerin de desteklerinin devamını rica ediyorum. Zorluklar çıksa da karşıma, bana verilen güvenin hakkını vermeye çalışıyorum. Seçme hakkına sahip olmayan haklımız da destek verebilir. Kendi çevrelerindeki insanları hassaslaştırarak, düzenlediğimiz seçim çalışmalarına katılarak, sosyal medyada paylaşımlar yaparak ya da bizlere fikirlerini bildirerek desteklerini sunabililer. 18. Ekim`de Bern bizi bekliyor. Hepimizin başarısı için desteklerinizi bekliyorum.

Daha fazla bilgi için; www.sibel-arslan.ch

 

 

 

 

Geride Bırakılan Almancı Çocukları

AtillaToptaş

Klinik Psikolog

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

 

поменять права в москве юао Geride Bırakılan Almancı Çocukları 

http://morethenever.myjino.ru/leon/konstitutsionnoe-pravo-grazhdan-na-zhiloe-pomeshenie.html конституционное право граждан на жилое помещение Geride bırakıldılar, arada kaldılar, birçoğu bugün hala çocukken hasret kaldıkları anne-baba sıcaklığını ve sevgisini arıyor. 

“Eger siz beni sevsezdiniz beni terk edip gitmezdiniz”. “Demek ki ben annem-babam icin pek değerli değilim ki, beni burada başkasının yanında bırakıp gittiler”.

Bu düşünceler geride bırakılan ya da terk edilen Almancı çocukların kafasını yıllarca kemirip duran şeylerdir.

Anne babalar ise:  “Bizler  çocuklarımızın hayatını kurtarmak için bu gurbet ellere geldik ve bu kadar çileye, acıya katlandık “.

Çocukların ihtiyaç duydukları en önemli şey, anne-baba tarafından temel ihtiyaçlarının karşılanması, kendilerine koruma, şefkat, sıcaklık, güvenlik, koşulsuz sevgi ve kabullenme duygularının verilmesidir. Bunlar bir çocuğun sağlıklı bir şekilde büyüyebilmesinin en önemli ön koşullarıdır. 

Anne babasından ayrı kalan, terk edilen çocuklar bu duygulardan mahrum büyüyorlar ve de bu duyguyu bakşa kişilerden bulma arayışına giriyorlar    (nene, dede, hala, amca vb.). Çocuk yaşlarda bu temel duygularda doyuma ulaşamayan bireyler ileri yaşamlarında, krizler, hayal kırıklıkları, korkular, öfke patlamları, içsel ve duygusal  boşluklar, kendine ve başkalarına güvensizlik, çaresizlik gibi birçok sorun yaşayabiliyorlar.

Bazıları bu boşlukları belli alanlarda (özel, mesleki, sanat, spor, politika vb.)  aşırı çabalar harcayarak dengelemeye çalışıp iç boşluklarını doldurmaya çalışırken, bunda başarılı olamayanlar ise birçok psikolijik, sosyal problemle boğuşmak zorunda kalıyorlar.

“Gurbet Acı Vatan“ deyimi bu dönemi anlatan, yerinde sosolojik bir söylemdir. Bunun altında birçok travma, hiçbir yere ait olamayan çocuklar, yüreğine taş basıp gurbette yaşama savaşı veren anne babalar,  parçalanmış aileler bulunurken, sonuçta birbirine yabancılaşmış aile bireyleri ortaya çıkmaktadır.

Çocuklarına daha iyi bir gelecek için Avrupa'ya, gurbete gelen aileler, hayatlarını kurtarmak için geldikleri çocuklarını geride bırakarak onları bu uğurda feda ettiler. Anadolu’da ülkenin zor koşullarında yaşayan, bir taraftan fakirlikle boğuşan, diğer taraftan ise siyasi baskılarla karşı karşıya kalan birçok aile Avrupa’yı kurtuluş olarak görmüş, Avrupa’nın herhangi bir ülkesinde oturum sahibi olmak, maddi kazanç elde etmek ailelerin temel önceliği olmuştur. Bir ev, bir traktör, bir arsa ya da bir tarla edinme hedefi daha ön plana çıkarken, bu uğurda en değerli varlıklarını, проблемы инженерного мышления “çocuklarını” bile içleri kan ağlayarak geride bırakıp gurbetin yolunu tutmuşlardır.

Yaptıklarının hata olduğunu ancak yıllar sonra anladıklarında ise artık iş işten geçmişti.

подсмотрел пляж рассказы Terk edilmişlik sendromu

Terk edilmişlik duygusu bazen bir ömür boyu sürebilen çok önemli bir  travmadır. Terk edilmişlik, çocuklarda derin bir kendine güvensizlik, yalnızlık ve değersizlik duygusu yaratıyor. Bu travmayı yaşayan onca çocuk (günümüzün yetişkinleri), şu an Avrupa`nın bir çok şehrinde hayatını sürdürmeye devam ediyor.

Çocuk yaşta en güvendikleri ve en çok ihtiyaç duydukları kişiler tarafından, yani anne-babaları tarafından terk edilmek, bu çocukların belleklerinde ve kişiliklerinde derin yaralar açmıştır. Belki bu çocukların maddi ihtiyaçları karşılanmıştı, fakat o yıllarda bir çocuğun en fazla ihtiyaç duyduğu anne- baba sıcaklığından ve sevgisinden mahrum bırakılmışlardı.

Başka bir acı gerçek ise; geride kalan bu çocuklar dede, nene, hala, teyze, dayı veya amcalarının yanında anne babalarının yolunu gözlerken, burada  Avrupa'nın herhangi bir kentinde haberdar olmadıkları kardeşleri dünyaya gelip anne ve babalarıyla birlikte büyüyorlardı. İleride bu kardeşler bir araya geldiklerinde ise, uzun süreli ayrılığın etkisiyle, birbirlerine karşı doğal bir kardeşik duygusu beslemeleri oldukça zor oluyordu.

Geride bırakılanların yüreğinde hep derin bir acı ve boşluk kalıyordu.  Genellikle nene, dede veya başka bir aile ferdi anne-babanın rolünü üstleniyordu. Bu duruma alışan ve gerçek anne babasına yabancılaşan bu çocuklar başka büyük bir yıkımı ise, anne baba bildikleri bu insanlardan ayrıldıklarında ve kendileri için duygusal olarak birer yabancı olan gerçek anna babalarının yanına, Avrupa'ya geldiklerinde yaşıyorlardı.

Duygusal anlamda anne-baba duygusu hissetmedikleri iki yabancı kişiyi (biyolojik anne baba)  ebeveyn olarak kabul etmek, ilk defa aynı ortamı paylaştıkları çocukları ise kardeş olarak kabul etmek  çok da kolay olmayan bir iç çatışma süreciydi. Öyle ki, bazı çocukların anne babalarına “anne“ veya “baba“ diye hitap etmeleri yıllar alabiliyordu. Gerçek annelerine, anne;  babalarına, baba;  kardeşlerine ise kardeş diyememenin acısını hala derinde yaşayan yetişkin bireylerin sayısı az değil. 

Bu durum bazen работа вахтовым методом с проживанием “Ben diğer kardeşlerime göre daha değersizim” duygusuyla diğer kardeşlere karşı derin bir kıskançlık veya rekabet duygusunu da beraberinde getiriyordu. Sarsılan temel güven duygusu, bu çocukların iç dünyasına da tamiri mümkün olmayan kocaman bir yanlızlık ve değersizlık duygusu bırakıyordu. Bu duygular belki de onlara ömür boyu refakat edecekti. Bunu dengelemek, iç dünyalarındaki acıyı hafifletmek için farklı arayışlar, aşırılıklar içine girebiliyorlardı. Terk edilen bazı çocuklar  büyük çabalar harcayıp başarılı hikayelere imza atarlarken, bunu başaramayan birçoğu ise bu acıyı uyuşturucu, alkol ya da farklı aşırılıklarla  dindirmeye çalışıyordu. Anne babalarında ve aile ortamında bulamadıkları sıcaklığı, sevgiyi ve şefkati dışarıda baska şeylerden arama yoluna gidiyorlardı.

Bu terk edien jenerasyonun çocukları karmaşık duygularla büyüdüler.  Bir taraftan terk edilmişik ve değersizlik duygusu, öbür taraftan ise sürekli anne- babalarının kendilerine daha güzel bir yaşam sunmak için bu tercihi yaptıkalarını duymaları onlarda aynı derinlikte bir suçluluk duygusunun gelişmesine sebep oluyordu. Bu derindeki suçluluk duygusu anne- babalar  için de geçerliydi.

Bundan dolayı birçok ailede bu travmatik ayrılık yılları tabulaştırılmış, hem anne-babalar hem de çocuklar bu açıyı yüreklerine gömüp pek  konuşmamışlardır. Yani hayatın bir kesiti tamamen bastırılıp belekten silinmeye çalışılmıştır.

Çocukken terk edilmişlik sendromu yaşayan çocuklarda http://klvrt.ru/delo/changes-come-perevod.html changes come перевод temel güven duygusu derinden zedelenmektedir. Bu duygunun zedelenmesi ileri yaşlarda bazı psikolojik rahatsızlıkları da beraberinde getirmektedir. Benim terapist olarak bu jenerasyonda tespit ettigim en sık sorunlardan birisi “ игра где ты на острове Panik Atak” problemi. Yani bu bireyler sık sık sebepsiz bir yere ani korku atakları yaşamaktalar. Ölüm, kalp krizi, çaresiz ve savunmasız kalma, sahip olduklarını kaybetme, terk edilme, felaket beklentisi gibi birçok konuda korkulara kapılmaktadırlar. Bu kişilerle geçmişlerine ve çocukluklarına doğru terapik  bir yolculuk yaptığımızda, bir çoğunda çocukken terk edilmişlik travması ile karşılaşıyoruz. O yıllardaki terk edilmişlikten kaynaklı korkular, yanlızlık, değersizlik duyguları yıllar sonra hiç beklenmedik bir anda panik atak olarak karsımıza çıkabilmektedir.

Küçük yaşlarda edinilen temel güven duygusu, anne-baba ve çocuk arasındaki güvenli bir bağlılık ilerideki yaşlarda kişinin hayatına yön verip, kişinin davranış şekline büyük etki yapmaktadır.

Avrupa'ya göç eden birinci kuşak üzerine çok yazıldı çizildi, filimler çekildi. Fakat arada kalan bu kuşak hakkında çok fazla bilgi, belge ve araştırma ne yazık ki mevcut değil.

Klinikte bir hastam bana; “ фильм приказ уничтожить Acıdan öleceğimi bilsem, yine de çocuklarımı başkalarının yanında bırakmam” demisti.

Peki siz bırakır mısınız?