причины заикания и симптоматика заикания                    

http://r-service77.ru/leon/cherez-skolko-v-inkubatore-poyavyatsya-tsiplyata.html через сколько в инкубаторе появятся цыплята İsviçre'deki haber kaynağınız.

Gewrê Sultan ile Müzik Üzerine

http://magribart.ru/leon/moskovskaya-pensiya-skolko-sostavlyaet.html московская пенсия сколько составляет

как делать скрины на телефоне samsung Kitlesel iletişim araçlarının etkisi ile gittikçe küçülen dünyamızda, ülkeler ve kültürlerarası uzaklıkların azaladığı, belki de birgün tümden ortadan kalkacağı bir çağın eşiğindeyiz desek yeridir. Günümüz sosyal medya ağları çok geniş kitlelere kolayca erişim sağlarken, sunulan çalışma, karşılığını bilgisayar ekranı karşısındaki bireyin ilgi ve beğenisiyle buluyor artık. Hele söz konusu olan şey müzikse...

http://personalizedmedicinemanagement.com/community/novoe-raspisanie-dachnih-avtobusov-orenburg-2017.html новое расписание дачных автобусов оренбург 2017 Farklı özelliklerde müzik yapan sanatçılarla yaptığımız söyleşi dizimiz bu kez, son dönemlerin sosyal medya fenomeni, müzisyen Gewrê Sultan ile devam ediyor.

Gewrê Sultan, Facebook, İnstagram, Youtube gibi sosyal medya ağları üzerinden yoğun ilgiyle takip edilen bir isim. Cenevre’de yaşayan Gewrê Sultan ile müzikal çalışmaları üzerine konuştuk. 6 yaşından bu yana İsviçre’de bulunan Gewrê, müzik uğraşının yanısıra anaokul öğretmenliği de yapıyor.

İlk olarak “Sosyal paylaşım ağlarında karşılaştığınız yoğun ilgiyi neye bağlıyorsunuz?“ şeklinde soralım.

Bu soruya net bir cevap vermek zor. Çünkü her yaştan, cinsten ve farklı kesimden insanların beni dinlediğini görüyorum. Herkesin ilgi alanı aynı değil. Ama sanırsam asıl etken kendim olmam. Detaylara inersek; genç bir kadın olmam, yurt dışında büyümüş olmam, doğal bir ortamda samimi müzikler yapmam, çok kaliteli olmayan bir çekimlerle amatörce videolar yüklemem ve geleneksel parçaları yorumlamam beli başlı etkenler olabilir. Bu cesaret belki de insanları etkiliyordur.

Ne demek Gewrê?

Anlamı, Kürtçe’de beyaz demektir. Dedemin bana bebekken taktiği bir isim.

Biraz kendinizden bahseder misiniz? Nasıl bir ortamda büyüdünüz?

Alevi kökenli Kürt bir ailenin kızıyım. Sevgi ve hoşgörü felsefesiyle büyüdüm. Babam, ben daha bebekken İsviçre’ye gelmek zorunda kalmış. Ardından da annem gelmiş. O zaman ben bir yaşındaymışım. Annemle babamın yanına 6 yaşındayken geldim. O zamanların koşullarında, birçok Kürt -Alevi ailesi gibi, bizim de acı bir hikayemiz vardır. Babam Maraş olayları sürecini çok büyük tramvalarla geçiriyor. Henüz 18 yaşında iken gözü önünde kuzeni öldürülmüş ve kendisi de ölümden dönmüş. Ondan sonrasında karakolda sorgulama ve cezaevi dönemleri peşini bırakmamış. Bu sebeplerden dolayı Türkiye’yi terk etmek zorunda kalıyor. Ben 6 yaşıma geldiğimde ailem diye bildiğim insanlardan ayrılmak zorunda kaldım. O sıra anne-babamın bulunduğu İsviçre’ye kaçak yollarla getirildim. O günden sonra da yaşımdan daha büyük olmam gerektiğini anladım.  Çünkü beni hiç tanımadığım başka bir dünya, başka bir hayat bekliyordu.

Müzikle tanışmanız nasıl oldu?

Müzik benim hayatıma sonradan giren birşey değil, bilinç altımda hep var oldu. Kendimi bildim bileli müzik vardı. Tıpkı bir ressamın sonradan çizmeyi öğrenmediği gibi. Büyüdüğüm ortam benim müziğe olan sevgimi ve ilgimi hep arttırdı. Çevremdeki herkes türküler, şarkılar söylerdi. Halamın sesi çok güzeldi mesela. Ben daha köydeyken bana annelik yapar, türküler, ninniler söylerdi. Nenem ise Dede soyundan geldiği için hastalandığımda bana hep Alevi duaları okurdu. Dedem benim idolümdü. Onun türkülerini dinlemek bana hep keyif ve huzur verirdi.

İsviçre’ye geldiğimde, babamın büyük bir müzik sevdalısı olduğunu anladım. O kadar çok kaseti vardı ki ben onları dinleyerek, ezberleyerek büyüdüm.

Müziğe olan sevgim hergün daha da artıyordu ve hergün yeni nağmeler, yeni melodiler keşfediyordum. Her yanlız kaldığımda, bir tarak ya da televiziyon kumandası mikrofona dönüşüyordu. Bense büyük bir sanatçıya...

11 yaşıma geldiğimde babamın isteği ile bağlama dersleri almaya başlamıştım. Bu sıra  sesimden kimse haberdar değildi. Birgün bağmala hocam bir etkinlik için bizleri sahneye hazırladı ve birkaç eser seslendirdik. O etkinlik sırasında hocam ve arkadaşlarım sesimin güzel olduğunu söylediler. Ondan sonra da hocam üzerime çok düşmeye başladı.

Babam işin ciddiyetini görmeye başlayınca korkmaya başladı ve beni müzik ortamından uzaklaştırdı. O dönem babamla meslek ve okulla ilgili tartışmalarım da başlamıştı. Ben müzik yapmak istiyordum o ise okumamı istiyordu. Babama rağmen kendimi geliştirmeye, gizli gizli müzik yapmaya devam ettim.

Yaşım büyüdükçe kendi isteklerimi önemsemeye başladım. Bir ara ana okulunda staj yaptım ve o zaman müzik kadar çocuklarla da olmanın, onlara birşeyler veriyor olmanın beni mutlu ettiğini anladım.

Müzik eğitimi aldınız mı?

Evet aldım. Konservatuar Solfej Bölümü’nde özel gitar dersleri aldım. Ayrıca Cenevre’nin Ethnomüzikoloji kurumundan değişik dersler de aldım. 

Liseye başladığımda, sanat bölümü için ya resim ya da müzik bölümü seçmeliydik. Ben müziği seçtim tabii. Müzikte başarılı olanlar konservatuara yönlendiriliyordu. Ben konservatuara girmeye hak kazandım. İlk olarak Batı müziğini öğenmeye,  klasik müziğin büyük kompozitörlerini daha yakından tanımaya başladım. Antonio Vivaldi, Johann Sebastian Bach, Georg Friedrich Haendel, Wolfgang Amadeus Mozart, Ludwig van Beethoven ve daha bir çok ünlü yorumcu... Buna zamanla modern batı müziği ile jazz müziği de eklendi. Müzikle ilgili bilgim arttıkça müziğin sonsuz olduğunu daha iyi anlıyordum.

Bu arada sesim ve sesimle yaptıklarım değişiyordu. Farklı harmoniler arıyordum, bu durumu mutfakta yapılan bir sosa benzetiyorum. Kullandığınız malzeme ya da baharatlar uyumlu olursa, o sosun tadı size güzel gelir ve keyif verir.

Hangi enstrümanları çalıyorsunuz? Genellikle gitar elinizde.

Bağlama da çalıyorum ancak bağlamayı yarıda bıraktığım için kendimi hiç yeterli hissedemedim. Gitara gelince; ben gitara alıştım gitar da bana...Gitar kendimi daha iyi ifade ettiğimi düşündüğüm , otantik ile batı müziğinin sentezi gibi özgürce kullanabildiğim bir enstrüman. Sesim sadece bir yere ait değil, tıpkı benim iki kültür arasında büyüdüğüm gibi. 

Daha çok Kürtçe eserler seslendiriyorsunuz. Kendinizi Kürt müziğine daha mı yakın hissediyorsunuz?

Yakınlıktan ziyade, Kürtçe benim ana dilim. Dolayısıyla ben Kürtçe hissediyorum, Kürtçe düşünüyorum. Bu yüzden Kürtçe okumak benim için başka bir duygu. Hatta en özgür duygularımı Kürtçe’de ifade ediyorum diyebilirim.

İlham aldığınız bir müzik tarzı var mı?

Bu soruya net cevap asla veremem çünkü tarzı birbirinden tamamen farklı olan sanatçılar dinlerim. Okuduğum eserlere bakıldığında, sadece geleneksel ve halk müziği dinlediğimi düşünülebilir. Ancak ben aynı zamanda bir İran müziği hayranıyım da. İrlanda müziğini çok severim.Hint ve Kızıldereli müziklerine karşı yoğun bir ilgim var. Batı müziklerinden birçok sanatçıyı dinler Fransızca şarkılar da söylerim.

Hedefiniz ne, bundan sonra ne yapmak istiyorsunuz?

Hedefim, günün birinde benim dünyamı, hayata bakışımı, hislerimi anlatan bir albüm yapmak.

Herhangi bir Albüm hazırlığı var mı?

Şu aşamada henüz yok. Kişisel düşünceme göre, albümü ancak müziğimi kendim ürettiğim zaman yapmalıyım. Şu an çok değerli isimlerin eserlerini yorumluyorum, yani şimdilik sadece bir yorumcuyum.

Beste veya söz çalışmalarınız var mı?

Evet var. Ancak bunları ileride yapacağım albümde tanıtmak istiyorum.

Müzikle ilgili bir projeniz olacak mı?

Dilan Biçer’in yönetiminde, “Orta Anadolu Kürt Ezgileri” isimli bir albüm projesi var. Albüm şu an yapım aşamasında ve 2015 yılı yaz sezonunda çıkacak. Bu albümde benimle birlikte, Mehmet Akbaş, Serbülent Kanat, Stranbej Yusuf, Aygül Erce, Gülseven Medar, Sakina gibi sanatçılar da yer alacak.

Son olarak okuyucularımıza söylemek istediğiniz birşey var mı?

Bugüne kadar iyi ve kötü zamanlarımda hep yanımda olduğu için anneme çok teşekkür ediyorum, iyi ki var. Müzik yeteneğimi ve müziğe olan aşkımı ilk fark edendir annemdir. Çünkü gizli gizli müzik yaptığımda beni gizlice dinler ve izlerdi. Babamı her defasında ikna etmeye çalışan da kendisidir.

Diliyorum ki her alanda olması gerektiği gibi, müzik ortamında da kadınların sayıları ve sesleri artsın. Çünkü bu dünyanın artık yapıcı ruhlara ihtiyacı var.

Tanrı’nın gizli dili olan müzik hepimizin yaralarına derman olsun. 

 

 

 

MOZAİK’TE RESİM SERGİSİ

Zürich’te bulunan Mozaik Kütüphanesi’nde,16 Ekim’e kadar sürecek olan bir resim sergisinin aperosu yapıldı. Akşam saat 18.00'de başlayan aperoya birçok sanatsever katıldı.

KOCAAY KARDEŞLERLE KLASiK MÜZiK VE OPERA

Klasik müzik ve opera dallarında önemli başarılara imza atmış olan iki sanatçı kardeş Canan Kocaay-Çamurtaş ve Alpcan Kocaay. Müzisyen bir ailede doğan Kocaay kardeşlerin anneleri Ankara Devlet Opera ve Balesi solist sanatçılarından Gülşah Kocaay.

Aldıkları temel eğitimlerle başarılara imza atan Kocaay kardeşlerin geçtiğimiz günlerde Winterthur’da Opera konserleri vardı. “Faszination Oper“ ismiyle verilen konserde, Kocaay kardeşlerin yanısıra Nicholas Scarpianti, SabIbe Abt ve Caroline Dorn isimli sanatçılar da yer aldı.

Farklı kesimlerden sanat severlerin katıldığı bu Opera gösterisi 1, 5 saat süresince ilgiyle izlendi. Konserde Schubert, Verdi, Mozart, Tschaikowsky, Rossini, Ada, Gounot gibi ünlü bestecilerin eserleri seslendirildi.

Konser sonrası buluştuğumuz Kocaay kardeşlerle çalışmaları hakkında bir söyleşi gerçekleştirdik.

Canan Kocaay-Çamurtaş yıllarca yurtdışında eğitim aldı ve çoğunluğu yurtdışı olmak üzere bir çok konsere imza attı. Abi Kocaay ise dönem dönem yurtdışında konserler vermenin yanısıra, çalışmalarını daha çok Türkiye’de sürdürüyor.

Kocaay kardeşlerle yurdışında ve Türkiye’de sanat yapmanın zorluklarını konuştuk.

Konuyla ilgili olarak sözü Alpcan Kocaay alıyor ve Türkiye’de sanatla ilgili yaşanan kaygıları şöyle dile getiriyor: “Sanat camiası olarak önümüzdeki yıl için Hükümet’in hakkımızda vereceği bir kararı bekliyoruz. Kararname olarak çıkacak olan bu yeni düzenleme ile, 11 kişinin oluşturduğu bir denetleme grubunun Türkiye’deki tüm sanatsal faaliyetleri kontrol etmesi söz konusu. Bu 11 kişilik grup bakanlar ve Başbakan tarafından atanacak. Bu kabul edilirse sanata çok büyük bir neşter vurulmuş olacak. Türkiye’de şu an itibarı ile Ankara, İstanbul, İzmir, Mersin, Antalya ve Samsun olmak üzere 6 Devlet Opera Balesi var. Bu kurumlar elinden gelenin fazlasını yaparak halka hizmet vermek için çabalıyor. Bu kurumlar zamanında çok zor şartlarda açılmış kurumlar. Sayıları azaldığında, bu kurumlar yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaklardır ve sanat kurumlarının tamamı bu durumdan etkilenecektir. Belediye ve şehir tiyatrolarını bile kapsayacak bu durum.“

Yaşanan bu zorluklardan yola çıkarak çalışmalarınızı yurdışında sürdürmeyi düşündünüz mü hiç?

Evet düşündüm. Türkiye’de sanat yapmak çok zor. Aslında yurt dışındaki sanat ile Türkiye’de ki sanat arasında kalite olarak pek fark yok. Bazı arkadaşlarım çalışmalarını sürdürmek için Almanya’ya geldiler. Türkye’de 6 şehirde opera var, Almanya da ise sadece bir şehirde 6 opera var. Almanya’da kendilerini dinletip çok iyi operalarda çalışıyorlar. İzleyici ve dinleyici potansiyeli de çok fazla burada. Örneğin Zürich Operası’nın birkaç temsiline gittim burada ve hiç boş yer görmedim. Hep dolu... Burada haftanın 6 günü temsiller var.

Canan Kocaay-Çamurtaş ise çalışmalarında daha çok buraya endekslenmiş ve burada var olan çalışma koşullarının daha rahat olduğunu ifade ediyor.

Kocaay-Çamurtaş şu sıra Winterthur’da ailelere ve çocuklara yönelik bazı müzik kursları veriyor. Daha çok çocukların sosyal gelişimleri üzerine kurulu olan bu kurslarda müziğin yanısıra çocuklara müzik enstrümanları da tanıtılıyor.

Kocaay-Çamurtaş: “Verdiğimiz kurslar daha çok müzikli oyunlara dayalı. Konsept olarak; çocuk 2 haftada bir en temel müzik enstrümanları ile tanışıyor. Bir hafta boyunca kemanı görüyor, dinliyor, bakıyor, çalmaya çalışıyor. Diğer bir hafta başka bir enstumanla tanışıyor. Burada ki asıl amacımız çocuklara klasik müziğin temel enstrümanlarını tanıtmak.“ diyor ve son olarak şu tavsiyelerde bulnuyor;

“Çocuğun gelişiminde anne ve babalara çok büyük görevler düşüyor Anne ile çocuğun birlikte geldiği okul gruplarımız var. Anneleler 6 aylık bebeklerle geliyorlar bize ve çocukta çok farklı bir sosyal ilgi gelişiyor. Bu kursları çocuğun müzisyen olmaları için değil, daha çok  çocuğunun sağlıklı gelişmesi için tavsiye ediyorum.  Ayrıca İsviçre’de maddi olarak çocuklara destek sunan müzik okulları var. Çocuğun müziğe ilgisi anlaşıldığında bazı kurs ücretleri üstlenilebiliyor. O yüzden bütün anne babalara en büyük tavsiyem küçük yaştan itibaren çocuklarını müziğe yönlendirmeleri. İsviçre’de her köyde, her şehirde müzik okulları ve konservatuarlar var. İlgilenenler sekreterliklerden müzik eğitimleriyle ilgili bilgi edinebilirler.“

CANAN KOCAAY-ÇAMURTAŞ

Canan Kocaay-Çamurtaş 1997 yılında Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuarı’ndan okul ve bölüm birincisi olarak mezun oldu.

Aldığı özel bir burs ile Moskova Tschaikowsky Devlet Konservatuarı’na başlayan Kocaay-Çamurtaş, 2000 yılında bu kurumdan doktora derecesini almaya hak kazandı.

Çalışmalarını daha sonra Paris’te sürdüren sanatçı, buradan “6eme Süperieur Enseignement“ ve “6eme Süperieur Execution“ diplomalarını aldı. Bir süre sonra piyano eğitimine Zürich Konservatuvarı’nda başlayan Kocaay-Çamurtaş, bu kurumdan solistlik diplomasi alarak mezun oldu.

Rusya, Fransa, Almanya, Avusturya, İsviçre, Türkiye ve Güney Afrika’da konserler veren ve birçok yarışmada ödüller de alan sanatçı, her yıl Eylül ayında İsviçre, St. Moritz' de düzenlenen Uluslararası Piyano Ustalık Sınıfı’nda asistan olarak dersler vermekte ve 2000 yılından bu yana Winterthur’da bulunan Zürcher Hochschule der Kunste’de öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır.

Aynı zamanda Winterthur Konservatuarı’nda temel olarak piyano ve müzik kursları da veren Kocaay-Çamurtaş, daha çok çocuklara yönelik eğitimler sunuyor.

Canan Kocaay-Çamurtaş Türkçe’nin yanısıra, iyi derecede Almanca, İngilizce, Fransızca ve Rusça da bilmektedir. Müzik alanındaki repertuarının çok geniş olduğunu söyleyen Kocaay-Çamurtaş, bir piyano sanatçısı olarak hedefinin kendi repertuarına yeni eserler katmak ve bu repertuarları çalıp icra etmek olduğunu aktarıyor.

Bir diğer projesinin de küçük çocuklarla müzik yapmak olduğunu ifade eden sanatçı, müziğin evrensel dilini konserlerine yansıtmak istediğini ifade ediyor.

ALPCAN KOCAAY

Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuarı’nda Opera-Şan eğitimi alan  Alpcan Kocaay, 1995-2012 yılları arasında Uluslararası Aspendos, Side ve İstanbul Opera festivallerinde sahne aldı.

Kocaay’ ın görev aldığı belli başlı eserler şunlar;

La Traviata (Dr. Granville), Arşın Mal Alan (Sultanbey), Elisir Damore (Dulcamara), La Boheme (Colline), Midas’ın Kulakları (Heykelcibaşı), Die Entführung aus dem Serail (Osmin), Il Barbiere Di Seviglia (Don Basilio), Fiddler on the Roof (Tevye), Ali Baba ve 40 Haramiler (Haramibaşı), Tosca (Sagrestano), Cem Sultan (Fransa Kralı), Luisa Miller (Walter), Rigoletto (Sparafucile).

Alpcan Kocaay çalışmalarına Ankara Devlet Opera ve Balesi’nde solist sanatçısı olarak devam ediyor.