http://bairropontealta.com/tech/oboznachenie-datchikov-na-sheme.html обозначение датчиков на схеме                    

Hangi Filme Gitmeli?

расписание поездов светлогорск Ayhan Demirden

будем купаться голыми Sinema Eleştirmeni

http://flavrful.com/dat/porno-smotret-24-chasa.html порно смотреть 24 часа Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

http://academiadeidiomasfriends.es/delo/novosti-krasnoyarska-i-kraya.html новости красноярска и края  

http://71visions.ch/leon/obrazets-dogovor-peredacha-imushestva-ot-uchreditelya.html образец договор передача имущества от учредителя  

http://f-star.com.ua/love/golaya-pisya-zheni-video.html голая пися жены видео  

евпатория фото карта расписание варшава минск Mustang

Oscar’a yabancı Film bölümünde aday olan Mustang bir çok tartışmayı tetikledi. Fransa’da Türk bir yönetmen tarafından Türkçe çekilen bir filmin Fransa’yı temsil etmesi eleştirilirken, Türkiye’de ve Fransa’da büyümüş bir yönetmenin Türkiye’ye ve sorunlarına Fransız kaldığı, Türkiye’yi aşağılamaya çalıştığı, özellikle muhafazakar kanatta, bunun Orientalist bir film olduğu iddia edildi.

Anneleri ve babalarını kaybetmiş 5 kız kardeş babaannelerinin ve amcalarının yanında kalmaktadırlar. Bu kız kardeşler, okullar tatile girdiğinde erkekler ile oynadıkları bir oyunun ardından eve kapatılırlar ve olaylar, olaylar….

Muhafazakar bakış açısıyla erkeklerle kadınların belli bir yaştan sonra aynı mekanı bile paylaşmaları yasaklar ve günahlarla bezeli iken, bu kuralları henüz öğrenmemiş küçük kızların dünyasına nasıl müdahale edildiği bir kadın perspektifinden gayet iyi anlatılıyor bu filmde. Arada yönetmenin çok fazla batı tandanslı gözlemleri, batıdaki seyircinin hoşuna gidecek sahneler olsa da, konusunu dikkatle takip eden konunun bunaltıcı yanını masalvari anlatım tarzı ile havasını alan ve ağır temanın hakkını veren yaklaşımı takdire şayan.

Bir konuyu yeri gelmişken belirtmekte yarar var. Genç kızların erkekler ile masum oyunlarının cinsel yasaklar nedeni ile yasaklanıp cezalandırılması muhafazakarların kötülüğü ile açıklanmaya çalışılıyor; hayır durum öyle değil. Elbette bu masum oyunların cinsel bir yanı da var. Avrupa’da küçük kızlar şişe çevirme oyunu ile ilk öpücükleri tecrübe ederken ne kadar masumsa o kadar masumdur bu oyunlar. Problem, böyle masum oyunlara bile cevap vermeyen yeni toplumsal örgütlenmedir. 15 asır önce insanlar çok genç yaşta evlenebiliyor ve cinselliğini genç yaşlarda yaşayabiliyorlardı. Ancak günümüzde bu mümkün olmadığı için evlenene kadar cinselliği beklemek her iki cinsi de zıvanadan çıkartıyor adeta. Avrupa’ya gelen Ortadoğulu erkeklerin büyük bir cinsel açlıkla bazen sınırı aşan yaklaşımları reddedilebilecek gibi değil. Hayatın gittikçe tutucu hale geldiği ama buna karşı özgürlük sevdasının hiç durmadığı 5 genç kızın uzun saçlarını gururla taşıyan öyküsünün, adının özgür kırlardaki yaşamları ve estetik güzelliği aklımıza getiren Mustang olması hiç şaşırtmıyor bizi.

Sofia Coppola’nın The Virgin Suicides Filmi ile paralellikler taşıyan, bence daha çok Federico Garcia Lorca’nın ünlü oyunu ‘Bernardo Alba nın Evi’ ndeki 5 kız kardeşin ağır toplumsal baskılara karşı mücadelesini hatırlatan, Türkiye deki toplumsal problemlerin kendine ait öznelliğinden ziyade kadının baskılanmasına ve özgürlük mücadelesine yoğunlaşan yönetmen Deniz Gamze Ergüven, dar açılı kamerası ile 6. kardeş gibi aralarında olması ve ergenliğin kendi erotik doğallığını çekinmeden sahnelemeyi seçmesi ile göz dolduruyor.

 

порно женщина с пиздой вместо рта смотреть Spotlight

Ünlü ve saygın Boston Globe gazetesine Marty Baron (Liev Schreiber) yeni şef redaktör olarak atanır. Soluklanmadan rahiplerin çocuk tacizleri konusundaki söylentilerin ardındaki gerçekleri bilmek istediğini, neden bunca zamandır bu konuya yeterince ilgilenilmediğini ve dosyaların rafa kaldırıldığını sorgular. Bu konuda gazetenin uzun araştırmaları yürütmekle yetkili ekibi Spotlight’ı görevlendirir.

Spotlight ekibi yukarıdan gelen emirle değil, kendi seçtikleri konuları araştıran ve yazan bir ekip olduğu için önce bu görevlendirmeyi yadırgasalar da, hikayenin çok çekici ve önemli olmasının yanında sadece birkaç insanın bireysel kaderi ile ilgili olmadığı, bunun ardında bir sistem sorunu olduğu bütün ekip için çok açıktır. Gerçek bir hikayeden yola çıkan Film, rejisör Thomas Mc Carthy tarafından çok sakin bir şekilde sahnelenmiş. Konusunun albenisini gölgelemek istemeyen yönetmenin her türlü anlatma oyunundan uzak durup temasını gerçekten kristal parlaklığında ortaya koyuşunda, oyuncularının da tam bir uyum içinde yer almaları filmi izlemeyi büyük bir zevk haline getiriyor.

Basın özgürlüğünün niçin gerekli olduğu, özgürlüğün bazen çoğunluğu karşına almayı göze almak demek olduğu, Katolik kilisesinin taraf olduğu taciz davalarında Boston Globe gazete okuyucularının neredeyse yarısının Katolik olduğunu bilmesine rağmen araştırmalarından ödün vermiyorlar ve saygınlıklarını arttırarak gerçek yaşamda da Pulitzer Ödülü ile mükafatlandırılıyorlar.

Ülkemiz basının tarif edilemez baskılarla bunaldığı bir dönemde bu filmi kaçırmayın derim. 

 

 

 

 

 

 

 

Oscar Ödüllerine Dair

Ayhan Demirden

Sinema Eleştirmeni

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

 

Her sene  Şubat ayında biz sinemacıları bazen sinirlendiren bazen de heyecanlandıran Oscar ödülleri bu yıl da en çok siyahi sinemacıların gözardı edildiği tartışması ile gündeme geldi. Çünkü akademi üyelerinin neredeyse tamamı erkeklerden ve beyazlardan oluşuyordu. Her ne kadar bunun ödüllere yansımadığı iddia edilse de böyle olmadığını hepimiz biliyoruz.

Oscar ödüllerindeki en büyük ikinci tartışma ise Leo’nun bu yıl sonunda Oscar’ına kavuşup kavuşamayacağı idi. 6 kez aday gösterilen Leonardo DiCaprio nihayet ödül aldı. Bence DiCaprio geçen sene almalıydı ödülünü. Revenand filminde çok çalıştığı gayretleri, fedakarlığı ile göz dolduruyordu ama maalesef abartılı acı çekme sahneleri bitmek bilmeyen hemen hemen aynı jest ve mimikler ile acısını yansıtmaya çalışması, ayrıntılı ve zengin alternatiflerin yanında zayıf kalıyordu.

En İyi Rejisör ödülünü bir kez daha Alejendro Gonzales İnarritu Revenand (Diriliş) filmi ile almayı başardı. Holywood artık neredeyse bu yeni temsilcisini böylece onore etmiş oldu.

En İyi Sinematografi (Kamera) ödülü de haklı olarak aynı filme Emmanuel Lubezki ye gitti.

En İyi Film benim de favorim Spotlight’ın oldu. En İyi Senaryo ödülü tabii ki bu filmin hakkıydı.

Aksiyon Filmi Mad Max teknik dallardaki ödülleri topladı, 6 Oscar kazandı.

En İyi Belgesel Amy Filminin. Hiç birimizin unutamadağı Amy Winehouse un kısa hayatı anlatılıyor.

En İyi Film Müziği doğal olarak Ennio Marricone nin, The Hatefull Eight teki muhteşem performansı ile.

En İyi Kadın Oyuncu Room daki oyunuyla Brie Larson a verildi. Bana göre haksızlık. Rooney Mara Carol daki oyunuyla benim adayımdı ancak son beşe bile giremediğini belirtelim.

Bu sene Yabancı Dilde En iyi Film dalında Fransa adına yarışan Mustang adlı film son beşe kalmıştı ancak ipi Son of Saul kucakladı.

En iyi Animasyon Film ödülünün İnside Out Filmine gitmesi şaşırtmadı.

Sinemanın sizi büyülemesine izin verin. Maceralarıyla, soruları ve eğlencesi ile yeni keşifler yolunuzu gözlüyor.

 

 

 

 

 

 

Hangi Filme Gitmeli?

Ayhan Demirden

Sinema Eleştirmeni

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

 

http://tihanyoazis.hu/tech/tramvay-nizhniy-novgorod-novosti.html трамвай нижний новгород новости The Hateful Eight

Quentin Tarantino’nun yeni filmi bir sürü aksaklıkla başlamıştı, önce senaryosu çalınmış ve internette yayımlanmıştı, Tarantino Filmi çekmekten vazgeçmişti derken nihayet Film gösterime sunuldu. Bu sekizinci filmiyle Tarantino Western serisini kapatıyor. Önceki Filmi Zincirsiz gibi başrolde yine Samuel L. Jackson var, ama bu film daha ziyade bir ensemble filmi. Yani bütün oyuncu kadrosu rolleri ile filme çok şey katıyor. Amerikan iç savaşının ardından henüz çok zaman geçmemiştir. İlk açılış sahnesinde karlar altında Wyoming’de çarmıha gerilmiş İsa figürünün olduğu bir mezarın arkasından bir posta arabasının geldiğini görürüz. Bu bile bize birazdan şiddet dolu bir serüvene hazır olmamızı fısıldar. Posta arabasında yörenin ünlü celladının (Kurt Russell) esir aldığı Daisy (Jennifer Jason Leigh)bulunmaktadır ve Red Rock kasabasına doğru gitmektedirler. Marquis Warren (Samuel L. Jackson) ve Chris Mannix (Walton Goggins) te arabaya binerler zira kar fırtınası yaklaşmaktadır. Kar fırtınasından korunmak için sığındıkları Minnie’nin yerinde sadece sıcak kahve değil daha önceden oraya gelmiş ve kahramanlarımızı hiçte hoş karşılamayan Red Rock un celladı Oswaldo Mobray (Tim Roth) ve arkadaşları beklemektedir. Bu rolde Tim Roth’un Christoph Waltz (Zincirsiz) den çok etkilendiğini görüyoruz. Minnie’nin yerine kadar yolda geçen film Minnie’nin yerinde adeta bir teatral gösteriye dönüşürken, oyunculara alabildiğine yeteneklerini gösterebilecekleri bir platform sunuyor. Her zamanki gibi uzun bazen anlamsız alaycı diyaloglar eşliğinde gerçeküstü bir şiddetin sergilendiği resimlerin ardında Tarantino yine Irkçılık üzerine eleştirilerini dile getiriyor. Film müzikleri de eski italo westernlerden tanıdığımız Ennio Marricone’ den. Kaçırmayın derim.

http://www.electromontag.in.ua/community/bolit-pod-levim-rebrom-chto-delat.html болит под левым ребром что делать The Danish Girl (Danimarkalı Kız)

Gerçek bir hikayeden yola çıkan film 1920’li yıllarda Kopenhag’da yaşayan sanatçılar Lili Elbe (Eddie Redmayne)  erkek olarak  Einar Wegener ve karısı Gerda (Alicia Wikander)’nın hareketli yaşamlarını konu alıyor. Ressam olan Gerda, bir sürü başarısız girişimin ardından kocasından kadın bir model gibi poz vermesini istediğinde, kocasının bu istemle birlikte eski eğilimlerinin tekrar ateşlendiğinin farkına varır. Ancak artık çok geçtir. Resimler ve portrelerde geniş bir ilgili çevre tarafından merakla izlenmektedir. Gerda sonunda ilham perisini bulmuş olmanın mutluluğu ile kocasını bir erkek olarak kaybetmenin arasında gidip gelirken, Einar ise artık sadece Lili olmak istemektedir ve bu istem o yıllarda bir sürü rizikoyu beraberinde getirir. Toplumun dışlaması ve Tıb biliminin yetersizliği bu sanatçı ailenin mücadelesini zora sokar ama bazen sadece yol açmak için yaratılmış olduğunuzu sezersiniz ve sanatçı olmak bu duyarlılığa yakın bir olgudur. Oscar ödüllü yönetmen Tom Hooper (The King’s speech, les Miserables) ın yine Oscar ödüllü Eddie Redmayne ve Ex Machine den tanıdığımız Alicia Wikander ile gerçekleştirdiği filmi izleyin derim. Bu film aynı zamanda büyük bir mücadeleye,  Gerda’nın toleransına ve Lili’nin cesaretine adanmış.

порно-фото нудистов с детьми Heidi

8 Çizgi film ve animasyon 5 Televizyon dizisi ve 11 sinema filmine kaynaklık eden eseri Johanna Spyri 1880-1881 yıllarında kaleme almış. Heidi İsviçre’nin ulusal efsanesi haline gelmiş bir eser. Doğal olarak üzerinde ne kadar tartışma olsa da İsviçre’nin medar-ı iftiharı. Filmin yönetmeni Alain Gsponer 500 çocuk arasından Heidi rolü için Anuk Steffen ve keçi çobanı Peter rolü için Quirin Agrippa’yı seçmiş. Büyükbaba rolünde ise büyük bir aktör var, Bruno Ganz... Hitler rolünden ötürü bir sürü haklı eleştiriye maruz kalan aktör Heidi’deki büyükbaba rolünün yanına yaklaşılmaz, kendi başına buyruk karekteri için biçilemez bir kaftan olduğunu ispatlıyor. Öyküyü hala bilmeyenler varsa kısaca anlatalım.

Heidi’nin teyzesi Dete öksüz kalmış Heidi’yi Alp’lerde yalnız yaşayan büyükbabasına bırakır. Önce kendi başına yaşamaya alışmış, hakkında birilerini öldürmüş olabileceği söylentisi de olan Büyükbaba Heidi’ye mesafeli davransa da zamanla Alpleri ilk gördüğünden itibaren büyülenmiş olan Heidi’nin saçmış olduğu pozitif enerjiye ilgisiz kalamaz. Heidi keçi çobanı Peter ile arkadaş olur ve onunla birlikte dağlara çobanlık yapmaya çıkar. Heidi’nin mutluluğu uzun sürmez, zira teyzesi onu Frankfurt’ta hasta Klara’ya oyun arkadaşı olabilmesi için götürür.

Bu yeni filmde rejisör Gsponer bir sürü kitchten uzak kalarak bir “anavatan” filmi çekilebileceğini göstermeye çalışıyor. Dogmatik olmadan, milliyetçi olmadan da hikayeyi anlatılabileceğini ispatlıyor. Tabii ki en büyük oyuncu yine Alp’ler. Bu muazzam güzelliği ve hepimizi büyüleyen esrarlı havasıyla, ama aynı zamanda yaşamanın hiç kolay olmadığı; fakirliğin, diz boyu çamurların, ekmek yiyemeyen ninelerin olduğu bir yer burası. Birkaç klişeden daha kaçınabilmek mümkün olsaydı eğer çocuk bakıcısı Fräulein Rottenmeyer’in anlamsız kötülüğü vs. Gibi muhafazakârlığın, doğanın muhafazasını kendine görev aldığında hayatımız için çok önemli bir rolü olabileceğini belki görebilecektik.

Bu filmi yediden yetmişe herkese öneriyorum hem çocuklarınızla güzel vakit geçirir hem de İsviçre’nin ulusal efsanesini öğrenmiş olursunuz.  

 

 

 

 

 

 

 

Köpek Filmi ve İsviçre Bulvar Medyası

Ayhan Demirden

Sinema Eleştirmeni

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

 

İsviçre’de yaşayan Yönetmen Esen Işık’ın ilk uzun metrajlı filmi Köpek, Quartz Filmpreis Verleihung tarafından en iyi film, en iyi senaryo, en iyi kamera ve en iyi müzik ve dallarındaaday gösterildi. Buraya kadar herşey normal. Ancak bundan sonrası; bir refah ülkesi olan, saygınlığını ülkelerarası diplomatik ilişkileri düzenlemekle kazanan ve uluslararası ilişkilerin harmoni içinde yürütülmesinde öncü olan bir ülkenin, çoktan beri var olan ancak son dönemlerde iyice utanmazlaşan “İsviçre bulvar medyasının” tavrı üzerine yazmamızı kaçınılmaz kılıyor.

Bulvar gezetesi Blick, bu yıl gösterime sunulan ve İsviçre’nin ulusal efsanesi haline gelen Heidi ve Schellen Ursli’nin komite tarafından sadece yan dallarda ödüle aday gösterilmesini eleştirmek için çok garip ve düşündürücü bir yöntem seçti.

İstanbul’da geçen ve epizodik hikayeleri anlatan Köpek filmini 3.600 kişi seyretmişken, 1.600.000 kişinin seyrettiği Heidi filminin sadece yan dallarda ödüllere aday gösterilmesi, İsviçre vergi gelirleri ile finans edilen (bu çok önemli bir vurgu) Köpek Filmi ile kıyaslanıp ödüllere boğulması  Blick gazetesi tarafından çok haksız bulundu. Gazete, konuya dair rahatsızlığını gerçekleri tersyüz ederek sayfalarına yansıttı.

Gazete aday gösterilmeyle direk olarak, her adaylık için 25.000’er frank alınıyormuş algısı yaratarak, Köpek filmine 100.000 frank verilmiş gibi bir yayın yaptı. Burada ilginç olan ise, çok subtil bir biçimde ırkçı eğilimler ortaya konulurken, artık çocukların bile bildiği bayat ve basit numaralara başvurulmaktan dahi utanılmamasıydı.

Bu Blick’in ilk günahı değil aslında. Gazete, Satiriker (Hiciv sanatçısı) Serdar Somuncu üzerine yaptıkları yayınlarda da gerçeklerden tamamen uzak ve tahrif edilmiş bir çizgi izlemişlerdi. Serdar Somuncu’nun Arosa Humor Festivali’nde sözde İsviçreliler için  “Aufrichtige Nazis“(Harbi Naziler) ifadesi kullandığı iddia edilmiş, ancak böyle bir sözün festivalde hiç söylenmediği videoların Facebook’ta yayınlanmasından sonra ortaya çıkmıştı.

Konuya açıklık getiren Serdar Somuncu, kendisinin sadece Yaptırım İnisiyatifi’ni (Durchsetzungsinitiative) eleştirdiğini, bundan dolayı da bütün programı filme alan devlet kanalı SRF’in kendisini sansür ettiğini dile getirmişti.

Bu yazdıklarım sadece Blick gazetesi ile sınırlı olsaydı belki sözünü etmeye bile değmeyebilirdi. Ancak 20 Minuten gibi yayınlar da bu tür kampanyalara severek katılıyorlar. Serdar Somuncu ile yanlış bilgileri aynı şekilde yayınlayan 20 Minuten, çok bilinen kötü gazetecilik örnekleri sergilemekten çekinmiyor.

Gazete, Andreas Thiel ile Serdar Somuncu üzerine röportaj yapıyor ve Thiel’in hiçbir şekilde kastetmediği, ancak konuşmasında geçen bir cümleyi manşete çekerek okuyucuda sanki Thiel Serdar Somuncu’yu eleştirmiş algısı yaratmıştı.

Kısacası sorun göçmenler olunca, İsviçre bulvar medyasının tavrı, genellikle demokratik bir ülkenin medyası olmaktan uzak kalıyor.

Bu durum, medya dünyasında hem kendilerinin ne kadar pervasız ve vicdansız olduklarını hem de haberlerinde göçmenlere vurarak okur sayılarını ve ilgilerini nasıl arttıracaklarını hesap ederek, paranın kudretinin onları esir aldığını bir kez daha gözler önüne seriyor.