İsviçre'deki haber kaynağınız.

Cavit Akbuğa

 

Mülteci Hayatlar - Bunker'de Yaşam

 

“İsviçre’ye gelmeden önce burayı yaşanılması gereken bir ülke olarak tasvir ediyordum.”

Suat Karaman 2016 yılının Ağustos ayında Kreuzlingen’de bulunan ana kampa iltica başvurusunu gerçekleştiriyor. Başvurmadan önce bir kelime öğrenmiştim diyor; ''İch bin Asyl''.

Kampa girmeden önce güvenlik görevlileri çantasını arıyor. Daha sonra da iki polis gelip Suat’ı yere yatırıyor ve ters kelepçe takarak gözaltına alıyorlar. Kafasında tasvir ettiği İsviçre tuzla buz oluyor böylece. Bir süre sonra kampa getirilip bırakılan Suat ”Mültecilik hayatım bu şekilde başlamış oldu” diyor.

Başvurunu yaptıktan sonra neler yaşadın?

3 gün boyunca Kreuzlingen’de bulunan ve ilk başvuruların yapıldığı ana kampta kaldım. Daha sonra da yine bu ana kampa ait olan bir yer altı kampına (Sığınak-Bunker) gönderildim. Bu kamptan aklımda kalan tek şey tuvalet kapısı üzerinde bulunan bir maymun karikatürüydü. Bu karikatür ile tuvaletin nasıl kullanılması gerektiği anlatılıyordu. İşte bu karikatür, İsviçre’nin mültecilerle bakış açısının net bir fotoğrafıydı benim için.

Suat burada 23 gün kalıyor. Daha sonra da Bern Kantonu’na transfer ediliyor.

Tekrar Bunker

Yeni kampın daha güzel bir yer olmasını umut ediyordum. En azından yer üstünde olmasını… Ancak Biel Tremlan’da bulunan başka bir yer altı kampına transfer edilmiştim. 6 aydır bu kamptayım. Burada 120 kişi kalıyoruz. Bulunduğum köyde, kaldığım yere benzeyen 4 mülteci kampı daha bulunuyor. Normalde yer altı kamplarına sorunlu olan ya da ülkeyi terk kararı verilmiş mültecileri gönderiyorlarmış. Bunun nedeni ise kişilerin psikolojilerini bozup ülkeden ayrılmalarını sağlamak. Ancak bu politika bütün mültecilere uygulanıyor. Politikaları işe yarıyor diyebilirim. Bu yeraltı kamplarında kalıp psikolojinizin sağlıklı kalması mümkün değil.

Bunker nasıl bir psikoloji yaratıyor?

Geçenlerde Afgan bir çocuk bir kutu ilaç içip intihar etmeye çalıştı. 120 erkek yer altına hapis edilmişmişiz adeta. Bazen sabah kalkıyorum ne yapacağımı düşünüyorum. Her gün bir önceki günün aynısı. Burada dilimi konuşan 1 kişi bile yok. Havalandırma borularının hiç bitmeyen gürültüsü altında yaşam sürdürüyoruz. Temiz hava ve güneş ışığından mahrumuz. Bu kampın kısa bir süre sonra kapanacağını duyduk.

Neden kapanıyor Kamp? Kötü koşullardan dolayı mı?

Hiç sanmıyorum. Üstümüzde bir buz hokeyi salonu var ve salonda arada bir maçlar oluyor. Burada mültecilerin bulunması rahatsız etmiş olacak ki kampı buradan kaldırıyorlar. Kamp koşullarından çok bu ihtimalin daha güçlü olduğunu düşünüyorum. Ayrıca daha iyi bir yere transfer edileceğim konusunda hiç de umutlu değilim. Başka bir yer altı kampına gönderilebiliriz.

Geçimini nasıl sağlıyorsun?

Haftalık olarak 60 frank alıyorum. Bu da günlük olarak 8,5 frank ediyor. Bu para ile bütün ihtiyaçlarımı gidermek zorundayım. Günlük olarak imza verme zorunluğu var bir de. Eğer imza vermezseniz o hafta paranızı alamayabilirsiniz.

Gelecekle ilgili neler düşünüyorsun

Şu an hiçbir şey düşünemiyorum doğrusu. Yaşadığım bu süreç beni öyle bir umutsuzluğa itiyor ki… Ne düşünebilirim? Sadece ikinci mahkemeye çıkmam için Bern’den gönderilecek olan mektubu bekliyorum.

 

*Bunker: Savaş halinde savunma amaçlı tasarlanmış askeri yer altı sığınakları. İsviçre’de şu anda birçok Bunker mülteci kampı olarak kullanılıyor. Ülkede, binaların altında bulunan toplam sığınak sayısı 300 bin. Askeri ve özel kurumlara ait olan sığınak sayısı ise 5100. Bu sığınaklar 8.6 Milyon insanı barındırma kapasitesine sahip.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Cavit Akbuğa

 

 Mülteci Hayatlar

 

“Buraya kaçak yollardan geldim. Yolda dayak ve işkencelere maruz kaldım.“

Politik kimliğinden dolayı 5 yıl hapis cezası alan ve 20’li yaşlarının 5 yılını hapiste geçirmek zorunda kalan Mestan K., hakkında açılan 4 davadan dolayı Türkiye’yi terk etmek zorunda kalıyor. 8 aydır İsviçre’de yaşayan Mestan K. ile buraya gelişini ve bir mülteci olarak kamp koşullarını konuştuk. Mestan K.’nın temel isteği oturumunu alıp yeni bir hayata başlamak.

İsviçre’ye gelene kadar ne tür sıkıntılarla karşılaştın?

Kaçak yollardan geldim buraya... Önce Bosna’ya, sonra Sırbistan’a, oradan da Macaristan’a geçtim. Macaristan’da Vişegrad (Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Polonya ve Macaristan ülkeleri tarafından, bu ülkelerin sınırlarını kontrol etmek ve korumak için oluşturulan özel bir güvenlik birimi) tarafından başka mülteciler ile birlikte yakalandık. Yakalandıktan sonra ciddi bir dayak ve işkenceye maruz kaldık. Hatta grubumuzda bulunan kadın ve çocuklar da aynı muameleye maruz kaldılar. Daha sonra mahkemeye çıkarıldım ve 7 gün hapiste kaldım. Hapisten çıktıktan sonra  orada iltica etmem gerektiğini, aksi takdirde Sırbistan’a geri iade edeceklerini söylediler. Mecburen Macaristan’da iltica ettim. Bir süre sonra da İsviçre’ye geçmeyi başardım.

isvicre'de mülteci olmak- www.haberpodium.com

İsviçre’deki iltica sürecin nasıl gelişti?

Kreuzlingen’de bulunan başvuru kampında başladı süreç. Başvuru kampları birçok insan için iç açıcı olmayabilir belki, ama benim gibi yollarda bin bir türlü zorluklar yaşayan biri için fena değildi. Burada bir süre kalıp yol ifadesi verdikten sonra Bern'e transfer edildim. Aslında İsviçre’de bütün zorluklar ana kamptan transfer edildikten sonra başlıyormuş. En azından benim için böyle oldu. Şu an bulunduğum kamp Bern merkezinde bulunan bir yer altı kampı. Merkez dediğim, trene ulaşmak için 20 dakika yürümek zorundayız.

Yer altı kampında yaşamanın ne gibi zorlukları var?

5 aydır buradayım ve şansım var ki bir süredir arkadaşlarımın yanında kalıyorum. Kampa sadece haftada bir kez para alıp imza vermek için gidiyorum. Ama burada kalmak zorunda olsaydım, 5 yılımı hapishanede geçirmeme ragmen oldukça zorlu bir yaşamım olacağının farkındayım. Yer altı kampının hapishaneye göre bir penceresi, volta atacagın bir havalandırması bile yok. Makinelerin sesinden dolayı oturup bir kitap dahi okuyamıyor insan. Bütün bunların yarrattıgı zorlukların üzerine bir de farklı kültürlerden gelen insanların bu daracık ortamda yaşamaya çalışmalarını ve üzerlerindeki stresi düşünün bir. Bu her an patlamaya hazır bomba gibi bir şey aslında.

Kısa bir süre önce kampta kalan mültecilere, birçok suça karıştıklarında dolayı, artık her akşam kamplarında kalma zorunluluğu getirildiği söylendi. Bu genel bir uygulama mı bilmiyorum ama sorunları çözmektense daha da derinleştireceği bir gerçek. Uygulama devam ederse beni de çok zorlu bir sürecin beklediği kesin.

Geçmini nasıl sağlıyorsun?

Haftalık olarak 66.5 frank alıyorum. İsviçre gibi bir ülkede bu para ile geçinmeniz için bir matematik profösörü olmanız gerekiyor.

Gelecek için hedefin nedir?

Öncelikli hedefim dil ögrenmek tabi. Herhangi bir dil kursuna göndermedikleri için ücretsiz verilen dil kursları bulup katılmaya çalışıyorum. Şöyle bir hedefim var dil ile ilgili... Oturumumu aldıktan sonra kantonla yapacagım görüşmeyi tercüman olmadan, Almanca konuşarak gerçekleştirmek istiyorum. Bir meslek yapmayı düşünüyorum. 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Cavit Akbuğa

 

 

Şüphesiz vicdanlı ve demokrat bir gazeteci olmak dünyanın her yerinde başınızı derde sokmak için yeterlidir. Hele bir de kana, göz yaşına,yoksulluğa, yolsuzluğa, geleceği çalınan çocukların dramına kulak verdiyseniz eğer işiniz daha da zordur.

İnsanı insan eden erdemlere sahip çıkmanız sizi kurşunlara, sürgünlere ya da demir parmaklıklara mahkum edebiliyor.

İşte Abbas da yukarda saydıklarımızdan dolayı başı dertten kurtulmayan mülteci gazetecilerden biri. 2014 yılın Ekim ayından bu yana, eşi ve 2 çocuğuyla birlikte isviçre’de yaşayan Abbas, ülkesinde olayların içindeki bir gazeteci iken, şimdi herşeye dışarıdan bakar hale geldi. Uluslararası boyutta bir gazeteci olan Abbas ile İsviçre’ye geliş sebeplerini ve burada karşılaştığı olumsuzlukları konuştuk.

İlk olarak sizi ülkenizden koparan sebeplerin ne olduğunu soralım.

2005 yılına kadar Azerbaycan’da hükümete karşı ses çıkaran ya da sesi duyulan tek güçtü gazeteciler. 2005 yılına kadar  gazetecilerin kurşunlandığı, parmaklarının kesildiği bir ülkeydi Azerbaycan. Böylesine çetin ortamlarda gazetecilik yapmak epey zor tabi.

Ne tür haberler yapmıştınız?

Azerbaycan’da gazetecilerin çok görmediği ya da görmek istemedikleri insanların hayatlarını yazıyordum. Ülkenin dağlık köylerinde yoksulluğa terk edilmiş insanların hikayelerini anlatıyordum. Bunlar bir süre sonra birilerini rahatsız etmiş ki tehdit telefonları almaya başladım. Dağ köylerinde yaşayan yoksul insanların hakların gasp eden adamlardı bunlar. Beni öldürmekle tehdit ediyorlardı hep.

Ukrayna’da Kiew’deki olayları takip eden Azerbaycanlı gazeteci Abbas, Gezi sürecinde Türkiye’de de görev yapıyor. Görevini yaptığı sırada da, polisin attığı bir biber gazi kapsülü elini kırıyor.

Buraya gelme süreciniz nasıl gelişti?

Fotoğraflarım birçok uluslararası gazetede yayınlandığı için tanınan biriydim. Durum kritik olunca, ben ve ailem İsviçre konsolosluğundan davet aldık ve konsolosluk aracılığıyla buraya geldik. Ben geldikten bir süre sonra çalıştığım gazete basıldı. Orayla ilgili aldığım haberler hiç de iyi değildi.

Buradaki kamp süreçleriniz nasıl geçti?

İlk geldiğimiz zamanlar Basel’de 4 gün kalmıştık. Bir odamız vardı. Diğer insanlara göre bu bir ayrıcalıktı tabi. Yemekler çocuklar için sorun oluyordu elbette ama kısa süre sonra başka bir yere transfer edildik. İlk olarak Kanton Aargau’ya bağlı Buchs’ta bulunan bir dağıtım kampına gönderildik. Burada 12 gün kalmıştık ve yaşam koşulları çok kötüydü. Daha sonra da üçüncü kampımızın bulunduğu Gränichen kasabasına transef edildik. Gränichen’da kışın çocuklar hastalandı. Geceleri kusuyorlardı. Uykudayken kusup boğulacaklar diye çok korkuyorduk. Bir gece küçük çocuk ateşlenince hasteneye götürmek zorunda kaldık. Kampın şefi sabah bizimle tartıştı. Ondan habersiz hasteneye gitmemiz büyük problemmiş güya. Çocuklarla kamp süreçleri daha çetin oluyor.

Bir süre önce oturum hakkınızı aldınız. Bununla ilgili ne söylemek istersiniz?

2015 yılının Mart ayında oturumumuzu aldık. Oturumla ilgili işlemlerimiz diğer insanlara göre hızlı bir şeklide gelişti. 5 ayda oturumumuzu aldık. Fakat Aargau Kantonu sıkıntılı bir Kanton. Oturum almanız koşullarınızda pek bir değişikliğe sebep olmuyor burada. Ev bulup taşınmadıkça, N kimlikli olduğunuz koşullarda günlüķ olarak 10 frank alıyorsunuz. Biz oturum aldıktan sonra, ev aramak için 3 ay "bilgilendirme" görüşmesini bekledik. Normalde bu süreç 4 ay sürüyormuş. 3 ayın sonunda, kendi araştırmamız sonucunda, aslında ev aramak için bu bilgilendirme görüşmesini beklememize gerek olmadığını öğrendik. Zaten bu görüşmede önemli bir bilgi de vermiyorlar. Kanton yetkilileri bu süreci bilinçli bir şekilde uzatıyorlar. Oturum aldıktan sonra ödenmesi gereken para ev buluncaya kadar bağlı olduğunuz belediyeye kalıyor. Siz bu sürede günlük olarak 10 frank almaya devam ediyorsunuz. Biz de bu politikanın kurbanı olduk. Daha bir ay önce ev bulup taşınabildik ancak.

Bundan sonraki zamanlar için planlarınız neler?

Şimdi Almanca kursuna gidiyoruz. Elbette ilk hedef Almancayı iyi bir şekilde öğrenmek. Daha sonra mesleğime burada devam etmek istiyorum. Çocuklarımızı güzel bir şekilde yetiştirmeyi hedefliyoruz. Bir de çok fazla olmazsa, ülkem için daha fazla özgürlük hayal ediyorum.

Ropörtajımız sırasında, bir yandan da televizyondan ülkesinde çıkan çatışmaları takip ediyor Abbas. Bedeni burada, ama ruhu doğduğu büyüdüğü topraklara ait olanlar gibi.

Gazetecilerin özgürce yazabildiği bir dünya dileğiyle...

 

 

 

 

 

Cavit Akbuğa

 

 

Arzu, politik durumundan dolayı aldığı hapis cezasından dolayı, daha yeni evlendiği eşini ve ailesini geride bırakıp İsviçre’ye sığınmak zorunda kalan bir kadın. Arzu, isminin ve resminin saklı kalması koşuluyla bize iltica ve kamp süreçlerini anlatıyor.

21 Eylül 2011 günü Basel’de bulunan “50 Numara“ isimli başvuru kampının kapısında beklerken, o kapının arkasında yeni bir hayatın kendisini beklediğini biliyor Arzu. O kapının açılması ile başlayacak olan zorlu mülteci yaşamında yalnız değildir o sıra. Karnında taşıdığı büyük oğlu Alaz’da eşlik ediyordur kendisine.

Arzu kamptaki ilk zamanlarını şu sözlerle aktarıyor:

“ Burada iken hamile olduğumdan şüpheleniyordum. Doktora gitmek istedim ancak beni göndermediler. 1 ay kadar sonra doktara gidebildim ancak. Basel’deki koşullar çok kötüydü. Bu zor koşulları hamile ve yalnız bir kadın olarak yaşamak zorundaydım. Burada yaklaşık 400 kişi kalıyordu ve insanlar hiçbir sağlık taramasından geçirilmiyordu. Bu kamp yerine benim en tuhaf olan şey; herkese, kendi ana dillerinde hazırlanmış olan soruların bilgisayar tarafından sorulmasıydı. Bilgisayar verilen yanıtlar doğrultusunda bir hastalığınız olup olmadığını tespit ediyordu. Buna da sağlık taraması diyorlardı.“

 İlk transfer

Arzu 2 ay süresince Basel’deki başvuru kampında bekletildikten sonra Aargau Kantonu’na transfer ediliyor. 2 hafta kadar, Buchs’ta bulunan geçici bir kamp yerinde kalan Arzu, bu dönemde hamileliğinin dördüncü ayındadır.

“Doktora gitmem gerekiyordu. Kullanmam gereken vitaminler vardı ve bu dönem hamileliğimin en tehlikeli dönemiyidi. Bu ana kadar sadece bir kez doktora gidebilmişim. Bütün ısrarlarıma rağmen kamp görevlileri doktora gidemeyeceğimi söylediler bana. 2 hafta sonra Muhen’de bulunan bir kampa transfer edildim. Burası eski bir binaydı ve hijenik açıdan epey sıkıntılar yaşadım. Doğumum yaklaşmaya başlayınca başka bir kampa transfer edildim. 2 metrelik bir odaydı burası ve kafamı kaldırsam tavana çarpıyordu. Odaya ilk girdiğim zamanlarda saatlerce ağladığımı hatırlıyorum. Bir süre sonra buradan da transfer edilip başka bir yere gönderildim. Hamile halimle kamp kamp geziyordum.“

Alaz’ın doğumu

“Oberkulm’da bulunan 2 katlı bir eve gelmiştim bu kez de. Doğumum iyice yaklaşmıştı ve sürekli olarak oradan oraya taşınmaktam bıkmıştım artık. Doğumum yaklaşmasına rağmen kamptan bebek için yatak vermediler bana. Bir arkadaşımla beraber bir yardım kuruluşundan bebek için yatak temin ettik. Doğum sürecim çok zorlu geçmişti ve hastanede bebeğimle birlikte bir başımaydım. Doğum sevincini bir başıma yaşadım yani.“

Eşiyle buluşma

2012 yılının Aralık ayında Arzu’nun eşi de gelir İsviçre’ye. Zorlu kamp süreçlerini bu kez de eşi yaşamaya başlar.

“Bizi başka bir kampa vermedikleri için eşimin yanımıza gönderilmesini talep ettim. Eşim geldikten sonra bize daha büyük bir yer verileceğini düşünüyordum. Ancak olmadı tabi. Eşim ve çocuğumla birlikte bu tek kişilik bir odada yaşamak zorunda bırakıldık.“

Daha sonra eşiyle birlikte ilk olarak Kölliken’de bulunan bir kampa, daha sonra da Suhr’da bulunan 3 odalı bir yere yerleştiriliyorlar.

Kaldığı kamplara dair değerlendirmelerde de bulunan Arzu, hemen hemen kaldığı her kampta insanlık dışı muamelelerle karşılaştığını aktarıyor.

“Kamp güvenlikçilerinde kaldığımız odaların anahtarları bulunuyordu. Gece ya da gündüz fark etmeksizin kaldığımız odalara pat diye dalıyorlardı. Bunu iki günde bir yaparlardı. Bazı kamplarda da polis baskınları olurdu. Polisler adeta baskın yapar gibi odalara giriyorlar telefonlarımıza bilgisayarlarımıza el koyup inceliyorlardı. Bunlar insan psikolojisinin  kaldırabileceği şeyler değil. Bütün bunlar çok derin izler bıraktı bende.“

İkinci çocuk ve oturum hakkı

Bir süre sonra ikinci çocuğuna hamile kalan Arzu bu hamileliğin de oldukça sorunlu geçtiğini aktarıyor.

Burada bir parantez açıp, Arzu’nun ikinci çocuğuna hamile kaldıktan kısa bir süre sonra, 2013 yılının Kasım ayında oturum hakkını aldığını belirtelim.

Sağlık kontrolleri sırasında yaşadığı dil yetersizliği nedeniyle tercüman ihtiyacı duyan Arzu’nun bu isteği hiçbir şeklide yerine getirilmiyor.

“Bütün hamilelik sürecimi böyle geçirdim. Erken doğum yaptım ve oğlum Aris 8 aylık olarak dünyaya geldi. Doğunca oğlumun Down sendromlu olduğunu söylediler bana. Hamileliğim süresince, Down Sendromu için yapılması gereken testleri yapmamıştı doktor. Çocuğum için Dawn sendromlu denince ilk etapta bu durumu gözümüzde çok büyüttük. Ancak bir süre sonra üstesinden geldik.“

Son olarak Aris’in fizik tedaviye ihtiyacı olduğunu aktaran Arzu, bu tedavi masraflarının üstesinden gelemediklerini, belediyenin de kendilerine yeterince destek vermediğini söylüyor.

Arzu’nun bundan sonraki isteği iyi bir meslek yapmak ve ailesiyle birlikte kendi ayakları üzerinde durabilmek. 

 

 

 

 

 

Cavit Akbuğa 

 

 

"Keşke ülkemizi terk etmek zorunda kalmasaydık da bu sefaleti yaşamasaydık."

Şu anki yaşamını iki çocuğu ile birlikte mülteci kampalarında sürdürmeye çalışan E. K. böyle başlıyor sözlerine. İsteği, ülkesinden hiç ayrılmamakmış ancak yaşadıklarını anlatınca neden hayatlarının buralara kadar sürüklendiğini daha iyi anlayabiliyoruz.

İki çocuk sahibi olan E.K., eşinin aldığı politik bir cezadan sonra, iki çocuğu ile birlikte yurtdışına çıkmak zorunda kalıyor. İsviçre’ye kaçak yollardan gelen E.K. bir yıldır burada yaşıyor. Henüz oturumunu alamayan E.K.’nin eşi ise iki yıl önce gelmiş İsviçre’ye. Geldiğinde ilk olarak Basel’de bulunan ve 50 numara olarak bilinen başvuru merkezinde kalan E.K. orada yaşadıklarını şöyle anlatıyor;

“2 çocukla o kalabalıkta yaşamak, daha doğrusu yaşamaya çalışmak tarif edilecek gibi değil. Düşünün bir; 15 kişilik bir odada çocuğunuz gece yarısı ağlayarak uyanıyor. Bir tarafdan onu susturmaya çalışırken diğer tarafdan da uyandırdığınız için insanlardan özür dilemeye çalışıyorsunuz. Az miktarda verilen tatsız tuzsuz yemekleri çocuklarınıza zorla yedirmeye çalışıyorsunuz. Çocuklar hastalanıyor ve sağlık görevlisi olmayan kişilerin verdiği ilaçları çocuklara verip vermeme kararsızlığı yaşıyorsunuz. Çocuklar için akşamları az miktarda süt veriyorlardı bize. Akşamları verilen süte ek olarak biraz daha süt istedim bir ara. Kızım aç kaldığı için gece kalkıp ağlıyordu çünkü. O sütü bana vermediler ve kızım o gece aç yattı. Kampa yiyecek, içecek, telefon dahi sokamıyorduk. Bu hapisane koşullarında onların verdiğiyle doymak zorundaydık. Çocuklar olmadan bu süreci biraz daha kolay atlatabilirdim belki ama bu süreç hem bende hem de çocuklarda büyük izler bıraktı.“

Buradan başka bir yere gönderildiniz. Gittiğiniz yerde koşullarınız biraz düzeldi mi?

Biraz daha iyi koşullarda yaşamayı öyle istedim ki... Ama olmadı. 1 ay sonra Aargau Kantonu’na transfer olduk. Buchs’ta bulunan dağıtım kampına... Burada tuvatler öyle kötü durumdaydı ki tuvaletlere giremiyorduk bile. İki çocukla alışveriş merkezine taşınıyordum. Kalabalık insan grubu ve sidik kokan döşekler bizim için normaldi artık. Yataklarımız ranza şeklindeydi ve yatakları yere sermek yasaktı. Çocuklar ranzadan düştü düşecek korkusu ile uyuyamazdım pek. Hiç unutmuyorum, bir aile yatağını odada yere serdi diye bir tamirci çağırıp ranzalari duvara sabitlediler. Ama aylardır bozuk olan tuvalet için tamirci çağırmadılar. Burada doktora dahi gidemiyorduk.

Daha sonra buradan da başka yere gönderildiniz?

Evet, Aarau’da bulunan şimdiki kampımıza transfer olduk. Artık daha kötüsünü bekliyordum. Burası üç katlı, büyük ve eski bir bina. Buraya ilk geldiğimde binanın önünde çocukların oynaması için ayrılmış bir baraka vardı. İlk etapta orada kalacağımızı düşünmüştüm. Daha sonra bu odayı verdiler, iki çocukla birlikte buraya sığıştık.

Çocuklar bu durumdan nasıl etkileniyorlar?

Kötü etkileniyorlar tabii ki. Artık psikolojimin bozulduğunu hissediyorum.  Çocukları kimbilir nasıl etkiliyordur bir düşünün. Bütün bu süreçte beni en çok üzen şey büyük kızımı okula gönderememek olmuştu. Buraya geldikten sonrada bunun için çok uğraştım. Bu dönem kızım yeni okuluna başladı.

İltica prosedürünüz ne aşamada?

Belirsizlik var. En büyük problem de bu zaten. Bu durum insanı yiyip bitiriyor. En son bir ay önce ifadeye çağırmışlardı. Bekliyoruz.

Geçiminizi sağlayabiliyor musunuz?

Haftalık verdikleri az miktarda para ile geçinmeye çalışıyoruz. İki çocuğumun geleceklerine dair kaygılarım var. Onlara kötü şeyler olmasından korkuyorum.

E. K., kısa bir süre önce kaldıkların binanın bahçesin çadırlar kurulduğundan bahsediyor. Yüzlerce insanın bu çadırların içinde konulduğunu aktaran E.K. şöyle devam ediyor;

“Normal şartlarda bile yetersiz olan tuvalet, duş ve mutfak kullanılmaz halde. Çadırlarda yaşayanlar için dışarıya tuvalat ve duş koydular ama bunlar da ihtiyacı karşılamıyor. Artık başıma daha kötü ne gelecek diye düşünüyorum. Pencerimin önünde yüzlerce insan çadırlarda. Kış geliyor ne yapacaklar diye düşünüyorum şimdi.

Bir de geçen burada Neo-naziler gelip çadırları taşlamış. Çadırda bulunanlar da onları kovalarken mültecilerden birine araba çarpmış. Yaralının durumu belirsiz.“

Mülteci Hayatlar devam edecek...