http://snovadopusk.ru/images/s-tetey-rasskaz-nyu.html с тетей рассказ ню                    

http://irishcoons.com/wp-content/poisk-bitovaya-tehnika-katalog.html поиск бытовая техника каталог İsviçre'deki haber kaynağınız.

Meral acar - www.haberpodium.com

Dr. Meral Acar

Çocuk Psikoloğu

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

 

http://www.mavu.cl/projects/istoriya-domov-nevskiy-prospekt.html история домов невский проспект Çok Kültürlü Ortam ve Önyargılar

 

“Hoşgörü, önyargı ve nefretin panzehiridir.“ diyor, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon.

Multikültürel bir ortam diye tanımladığımız Avrupa’da, 50 yılı aşkın bir süredir farklı kültürlere sahip topluluklar sosyal uyum ve huzur ile birlikte yaşamaktadırlar. Bu hedefe ulaşabilmek için birçok çalışma yapılırken, durum halen istenilen düzeye erişmiş sayılmaz. Buna dair entegrasyon çabaları hala devam etmektedir.

Çok kültürlü ortamlarda yaşayan insanların çoğunun en büyük engeli önyargılardır. Hepimiz geçmişte edindiğimiz tecrübeleri genelleyerek önyargılarla hayatımızı ne kadar zorlaştırdığımızın farkında değiliz malesef. Kimimiz dilinden, kimimiz ırkından kimimiz de inancından dolayı insanları gruplara ayırır ve rahatlıkla onlar hakkında konuşuruz.

Karşımızdaki insanı tanımadan önce onun hakkında yorum yapmak, onu eleştirmek, tanımak bile istememek ne kadar tehlikeli.

образец формы р21001 в 2017 году Konuyla ilgili bir araştırma değerlendirmesi

2015-16 öğretim yılında, Zürich Kanton'unda, Türkiye kökenli öğrencilere (2. sınıf - 9. sınıf) uyguladığım anket sonuçlarına göre, çocukların önyargılarla karşılaştıklarını gördüm. Öğrencilerin önyargı durumu ile başedebilmeleri konusunda nasıl bir yol izleyebileceklerini gözlemlediğim bu calışmamda öğrencilerin önyargı konusunda geri adım atmayı ve uzaklaşmayı tercih ettiklerini farkettim.

Araştırmalar, ev sahibi toplumun içinde yaşayan diğer kültürdeki toplumlara karşı belli bir mesafe ve önyargıların varolduğunu ortaya koymaktadır. Bu ev sahibi toplumun, farklı topluluklara karşı algılanan farklılığının ve sosyal mesafesinin artmasıyla birlikte önyargılar da ortaya çıkmaktadır.

Isvicre'de multi kulti egitim- www.haberpodium.comİçinde yaşadığımız toplumun kültürel değer ve yargılarını anlamadan, göçmenlerin entegrasyonunda karşılaşılan sorunları ve altında yatan nedenleri anlamak zordur.

Zürich Kantonu’nda yaptığım bu çalışmayla, çocukların ve gençlerin önyargılarını aşabilmelerini ya da hiç önyargı oluşmaması için kültürlerarası eğitimin önemli bir ihtiyaç olduğunu vurgulamak istedim. Farklı kültürden insanların bizden farklı görüşlere sahip olduğunu kabul edip olaya hoşgörü ile bakmamız gerekmektedir ki, biz de düşüncelerimize, kültür ve değer yargılarımıza saygı duyulmasını onlardan bekleyebilelim.

определение равновозможных событий Anne- baba ve öğretmenlere düşen görev

Daha önceki yazılarımda eğitimin ailede başladığını birçok kez vurgulamıştım. Dolayısıyla anne ve baba bu konuda çocuklarına pozitif ve hoşgörülü ortamlar sunarak, çocuklarını kalıplaşmış önyargılardan uzak tutabilirler.

Anne-babalar çocuklarıyla beraber okulda ve oturdukları bölgede çeşitli spor kulüplerine, müzik, sanat ve kültürel etkinlikleri gibi ortak buluşma alanlarında yer alabilirler. Karşılıklı iletişimle, insanlar birbirlerini daha yakından tanıyabilir, önyargısız bir birlikte yaşama zemin hazırlayabilirler.

Şüphesiz, bu konuda çok önemli görevler düşüyor. Öğretmenlerin, kültürel farklılıkları bilmeleri ve sebeplerini anlamaları, farklı toplumlarla iletişimde önemli katkılar sağlayacaktır. Okul-Aile-Çocuk iletişimini temel alarak, çocuklarımıza yönelik olarak her zaman rehber olma yolunda gayret ve çaba göstermemiz gerekmektedir.

Kültürlerarası iletişimde söylemeden geçemeyeceğimiz diğer bir etken ise medya araçlarıdır.

50 yıldır hala göçmenler ve entegrasyon konusunda araştırmalara ihtiyaç duyuluyorsa, göçmen toplulukları kendi farkındalıklarını yükseltebilmek için daha bilinçli olmalıdırlar.

Çocuklarımızın okul başarılarının önemini, kendi kültürünün değer yargılarını benimsemiş, içinde yaşadığı topluma daha çok katılımcı ve kendini iyi ifade edebilen bireyler olarak yetişmesi gerçeğini, bu son araştırmam ile bir kez daha görmekteyiz.

 

 

 

 

 

 

 

 

Meral Acar-www.haberpodium.com

Dr. Meral Acar

Çocuk Psikoloğu

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

http://adstime.us/wp-content/maslo-na-porshne-prichina.html масло на поршне причина Dinlemek duymaktan öte birşeydir

 

Dinlemek ve duymak... Bu iki kavramın arasındaki farkı görebilmek için daha yakından bakalım. 

Dinlemek, duyulanları algılamak için dikkat ve özen gösterilmesi gereken bir durumdur. Kişinin kendi tercihine bağlı olarak, seçerek algıladığı seslerin tamamıdır.

Duymak ise, insanın iradesi dışında oluşan her türlü sesin kulak aracılığı ile beyine iletilmesidir. Kişi bunun için herhangi bir çaba sarf etmez.

Duymak demek, dinlemek demek değildir. Dinlemek, duyulanların zihinde bir anlam kazanmasıdır. 

Hayatımızda, olumlu ya da olumsuz tecrübelerimizle birçok farklı duygu yaşarız. Zaman zaman mutluluk ve heyecan, zaman zamansa üzüntü, endişe gibi çeşitli duygular içinde oluruz. Bu duygularımızı anlamlandırabilmemiz için insan ilişkilerini anlamaya ihtiyacımız var. 

Örneğin, baba televizyon izlerken oğlunu dinlemek istiyorsa, bu dinleme değil, duymaya çalışmaktır. "Oğlum sen anlat ben seni dinliyorum... Ne dedin? Orayı anladım da, sonunu anlamadım.." şeklinde devam ederse, çocuk bu durumdan sıkılır ve anlatmaktan vazgeçer. Sonuç olarak ya çocuğunuz ile aranızdaki konuşma biter ya da çocuğunuz sizi test eder ve; "en son ne söyledim, söyle bakalım" diye sorar. Eğer cevaplayamazsanız, çocuğunuz sizin tarafınızdan ciddiye alınmadığını görür ve kendinizden uzaklaştırmış olursunuz. 

http://imevents.biz/caurina/serdolik-v-serebre-foto.html сердолик в серебре фото

детская песенка про пиратов текст Etkin dinleme

İnsan ilişkilerin temelinde iletişim gereklidir. İletişimde “Etkin Dinleme“ dediğimiz davranış için, öncelikle aynı göz hizasında iletişime önem vermeliyiz. Çocuğunuza değer verdiğinizi ona zaman ayırarak gösterebilirsiniz. Onun anlatacaklarına saygı duyacağınızdan, çocuğunuz emin ve güvende olmalı. Sözünü bitirmesine müdahale etmeden, onu sonuna kadar dinlemek son derce önemlidir. Eğer çocuğunuzun sözünü bitirmesini beklerseniz, onun da sizi sabırla bekleyeceğinden emin olabilirsiniz. 

Çocuk bir sorununu paylaştığında, ebeveynin yapması gereken en önemli şey onu etkin bir şekilde dinlemektir. Çocuğun ne söylemeye çalıştığını anlamaya çalışmak, yani empati kurmaktır.

Etkin dinleme şekline bir örnek verelim;

Çocuk: “Anne kardeşim yine bana sormadan eşyalarımı karıştırmış”. 

Etkin dinlemeyi seçmeyen anne: " O daha küçük oğlum. Sen büyüksün, idare et, ne olacak."der genelde.

Etkin dinlemeyi seçen anne: "Eşyalarını karıştırdığı için kardeşine kızıyorsun, değil mi?"

Etkin dinleme yöntemini uygulayan anne, çocuğun öfkesini dile getirmesini anladığını gösterir. Bu da çocuğun öfkesinin şiddetini azaltır. 

Etkin dinlemede sen ve ben dili

Etkin dinleme yöntemlerinde tavsiye ettiğimiz diğer bir yaklaşıma ise; "sen ve ben dili" diyoruz.

Örnek... Diyelim ki çocuk okuldan geldi ve matematik dersinden zayıf aldığını söyledi. Bu durumda anne ve baba ona; "Sen tembelsin, senin hiç çalıştığını görmedik zaten, sen hep oyun oynuyorsun, bıktık senden..." şeklinde davranırlarsa çocuğun direk kişiliğine saldırmış ve çocuğa “sen değersizsin“ mesajı vermiş olurlar.

Onun yerine anne ya da baba eğer ben dilini tercih etmiş olsalardı;

"Kızım/oğlum çok üzüldü, neden zayıf aldın bilmek isterim. Senin okulun benim için çok önemli. Bir kurs veya öğretmen araştıralım mı? Destek almak ister misin?" gibi yapıcı ve olumlu yaklaşımlarla çocuğunuza onu anladığınızı ve destek olmak istediğinizi göstermeniz çok faydalı olacaktır.

Sağlıklı bir iletişimde, Etkin Dinleme Yöntemi’ni kullanarak çocuğunuzla sıkı bir bağ kurabilirsiniz.

 

 

 

 

 

 

 

 

Meral Acar-www.haberpodium.com

Dr. Meral Acar

Çocuk Psikoloğu

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

 

 

Günümüzde kimi anne ve babaların, en ideal ebveyn olma çabalarıyla en ideal çocuk yetiştirme telaşıiçinde olduklarınıgözlemliyoruz. Sanki anne ve baba olmak demek iyi bir eğitimci olmak demek gibi büyük bir görev edinerek, internetten veya örneğin “Çocuk eğitiminde altın kurallar“gibi sihirli öneriler veren kitaplarokuyarak, çocuklarınıyetiştirmek uğraşında olurlar.

Kimi anneler ve babalar ise, full-time çalıştıklarıiçin çocuklarına ayıracaklarızamanıolmadığından, kendilerini kötühissettikleri için, çocuklarının her istediklerini satın alarak içlerindeki boşluklarıdoldurmaya çalışırlar. “Aman çocuk üzülmesin, bizi sevsin“ diye çocuklara istedikleri hatta istemedikleri herşeyi sunmak doğru değil.Öyle ki zaman zaman çocuk ailenin paşasıoluyor ve her dediği anında alınarak, bir oyuncağa veya herhangi bir hediyeye hak etmeden sahip oluyor.Halbuki hayat böyle kolay değil. Zahmetsizce elde etmeyi öğrenen çocuk gerçek hayatta istediğini elde edemeyince mutsuz olabileceği hesaba katılmıyor pek.

Hak etmek çok önemli bir kavramdır. Haksızlığa uğramak hepinizi kızdırır, engellenmişhissini bize yaşatır ve sonucunda öfkelendirir. Haketmediğibir yere geldiğini bilmek dünyada bir insana yapılabilecek en kötüdavranışlardan biridir.

Anne ve baba olarak, farkında olmadan çocuklarımıza kötülük yapıyoruz. Bir mağaza satıcisının müşterisini memnun etmesi gibi yaklaşırsakçocuklarımıza, onlarıgerçek hayata hazırlayamayız. Çocuklara beklemeyi ve herşeyin bir zamanıve yeri olduğunu öğretmek için kitaplara ve internete gerek yok. Bunu sadece kendi anne ve babalarımıza bakarak, geleneksel eğitimimizin temel anlayışında bulabiliriz.

Isvicre'de cocuk egitimi-www.haberpodium.com

Çocuklarımızı ellerine verilecek hediyelerle onları kısa süreli mutlu etmek, kolay ve geçici bir eğitim anlayışıdır. Çocukların her istediklerini her zaman sahip olamayacağınıbilmeleri, beklemeyi öğrenmeleri onların gerçek hayatta mutlu olmalarıiçin önemlidir.

Örneğin ödülühak etmek konusunda, anne ve baba çocuğuna “odanıtopladığında bana haber verir  misin? Sana bir sürprizim var“derse hem çok da eğlenceli olmayan odatoplama işini neşeli hale getirmişolurlar, hem de sonucunda onun birşeyler hak edeceğini bilmesini sağlayarak, belki beraber keyifli dondurma yiyerek, çocukla güzel vakit geçirebilirler.

Çocuklarımıza ödül verdiğimiz gibi, onların yanlışyaptıklarında da bir cezanın var olduğu bilmeleri, en az ödül kadar önemlidir. Örneğin, çocuk ödevini yapmak yerine sizden izin almadan bilgisayarda oyun oynadı... Bu durumda ceza olarak bir hafta oyun oynamama cezasıverirseniz, çocuğun size karşıdürüst olmasıgerektiği hissini verebilirsiniz. Cezada dikkat edilmesi gereken, ailede kurallarınızda net koymanız, bir gün doğru dediğiniz duruma, ertesi gün yalnışdememenizdir. Çocuğunuz sizin koyduğunuz kurallarıaçık ve çok net bir biçimde bilmelidir.

Mümkün olduğu kadar ceza sıklığının az olmasına özen gösterilmelidir. Olumlu davranışların onaylanmasışeklindeki yaklaşımlar ise en sağlıklıyaklaşımlardır. En çok tavsiye edilen cezalar, çocuklarıen çok sevdiği şeylerden belirli bir süre mahrum etmektir. Yine ödül gereğinden fazla değil, hak ettiği ölçüde verilmelidir. Ödül olarak pahalıoyuncaklar anlaşılmamalıdır. Burada, öpmek, sarılmak, güzel sözler söylemek gibi manevi ödüllerin kullanılmasına özen gösterilmelidir.

Çocuklarda bireysel faklılıklar olduğunu bilmeliyiz. Öncelikle anne baba kendini iyi tanımalıve çocuğunu gözlemleyerek, onu iyi  yönlendirmelidir. Örneğin hareketli, yerinde oturamayan çocuk piyano ve keman gibi dersler almak yerine, onun enerjisini kullanabileceği, ata binme, yüzme, futbol, basketbol gibi aktivitelere yönlendirilebilir. “Benim çocuğum neden başka çocuklar gibi oturmuyor?“, demek yerine, çocuğunuzun ihtiyaçlarının görüp ona göre yönlendirmeniz hem anne baba olarak sizi hem de çocuğu mutlu edecektir.

Çocuklarımız yetişkin değildir. Onlarla, onların çocuk olduğunu bilerek konuşmanızıöneririm. Onların dünyasına oyunla girin, oyunla anlatmak istediklerinizi anlatın. Emin olun sonucu hemen göreceksiniz. 

 

 

 

 

 

 

 

Meral Acar-www.haberpodium.com

Dr. Meral Acar

Çocuk Psikoloğu

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

http://www.projects.premiumdw.com/uploaded/rolan-garros-2016-ofitsialniy-sayt-raspisanie.html ролан гаррос 2016 официальный сайт расписание Baba ve Çocuk

 

“Benim babam çok güçlü, tek eliyle beni havaya kaldırabiliyor.“,“Benim babam herşeyi biliyor.“gibi karşılıklı diyaloglarla, çocukların babalarıile ne kadar gurur duyduklarına şahit olmuşsunuzdur.

Çocuk eğitimi denilince, geleneksel bir yaklaşımla çocuğun eğitimindeki tek sorumlunun anneolduğu düşünülür. Bu anlayış doğrultusunda bazıbabalar, “Benim görevim eve para kazanıp getirmek, çocuklar için ne alınmasıgerekiyorsa almak, daha ne yapabilirim?“şeklinde düşünüyorlar.

Aslında baba olma görevinin, çocuğun hala anne karnındayken başladığının farkında değil çoğu babalar. Çocuk daha anne karnındayken babasının sesini ayırt edebilmektedir. Baba ile çocuk arasındaki ilk bağın kurulmasıiçin bu güzel bir fırsattır bu dönem. Çocuğun dünyaya geldikten sonraki ilk iki yılı kapsayan bakımından her ne kadar anne sorumlu olsa da, babanın ilgi ve şefkatiçocuğuyla arasındaki ilişkinin temellerinin sağlam bir şekilde gelişmesiaçısından yararlıolacaktır.

Çocukların sosyal ilişkilerinin gelişmesinde babaların rolü

0-3 yaş aralığındaki çocukluk yıllarında, babalar çocuklarıiçin daha çok oyun arkadaşlarıdır. Zihin ve zeka gelişiminin en hızlıolduğu bu dönemde çocuğun dil gelişimi de çok hızlıbir şekilde olmaktadır.

Yapılan çalışmalarda, babalarıyla beraber düzenli oyun oynayan çocukların sosyal ilişkilerde daha girişken ve dışa dönük olduklarıanlaşılmıştır. Dil gelişiminde, yine dili çok daha iyi kullandıklarıve kelime dağarcıklarının daha genişoldukları görülmüştür.

Çocuk 3- 4 yaşla birlikte, cinsiyetleri ayırmaya başladığında, babasınıerkek rolüolarak görmesi, kendi rolünün gelişmesi açısından önem arzeder.

Toplumumuzda genellikle baba-çocuk ilişkilisi denilince sadece baba- oğul ilişkisi anlaşılmaktadır. Erkek çocuğun babasınıkendine model aldığıdoğrudur. Babasıgibi konuşur, babasının mimiklerini kullanır, onun hareketlerini örnek alır. Çevrenizde oğlunuza yönelik olarak; “Tıpkıbabası, ne kadar da çok benziyor“sözlerini çok duyarsınız.

Ergenlikle beraber babanın evdeki rolüdaha da ön plana çıkar. Yapılan araştırmalarda, erken yaşta babasınıkaybetmişerkek çocuklarının ciddi düzeyde sözel saldırganlık, daha düşük düzeyde fiziksel saldırganlık ve bağımlıdavranışlarıgösterdikleri, spor türü aktivitelerle daha az ilgilendikleri gözlemlenmiştir.

Kız çocuklarının gelişiminde babaların rolü

Cocuk ve baba iliskisi-www.haberpodium.com

Bu durum aynızamanda kız çocuklarıaçısından da son derece önemlidir.Kız çocuklarının babalarıyla olan ilişkileri, daha çok onların erkekler hakkında bilgi sahibi olmalarına yardımcıolacaktır. Bu, kız çocuklarının ilerde eşseçimlerinde önemli bir etkiye sahiptir.

Kız çocuğunun babayla güvenli bir ilişki kurmasıönemlidir. Babanın eşiyle saygıve sevgi içinde örnek davranışlar sergilemesi yine kızın karşıt cinsle olan ilişkilerini etkiler.Bu tür özellikteki ailelerde yetişen ergen çocukların çevresiyle daha uyumlu, daha sosyal davranışlar içinde bulundukları görülmektedir.

Çoğu babalar kız çocuklarıiçin kendilerinin ne kadar önemli olduğunun farkında değildirler. Oğluyla maça giden baba; “Kızım da annesi ile birşeyler yapar“şeklinde düşünür. Böylece kendisi ile  kızıarasına farkında olmadan mesafe koyduğunu göremez.

Babalar oğlu ile neler yapabiliyorsa kızlarıyla da aynısınıyapabilirler. Örneğin voleybol veya basketbol oynamaya gidebilirler. Bir müze, sinema ya da tiyatro da ideal olabilir. Yeter ki onlara zaman ayırmak istesinler. Küçükken “Benim babam herşeyi bilir“, diyen kızınızın ergenlik döneminde de babasına ihtiyacı olduğunu unutmayın. Babalar, kızlarıyla da güzel hafta sonu etkinlikleri yaparak, onlarla güzel vakit geçirerek, onlarıhayata hazırlama ortamlarıoluşturabilirler.

İlk sosyal davranışların edinildiği ortam olan ailede, ne kadar karşılıklısaygıve sevgiyle sağlıklıiletişim içinde olunursa, çocuğun kendine güvenen bir birey olmasını, kişilik ve karakter gelişimini ve de sosyal gelişimini o derece desteklemiş oluruz.

 

 

 

 

 

 

Dr. Meral Acar

Çocuk Psikoloğu

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

 

 

Eğitimciler olarak sürekli 0-6 yaş dönemine vurgu yaparız. 

Erken çocukluk dönemi dediğimiz 0-6 yaş dönemi insan hayatının en hızlı geliştiği dönemdir. Yapılan araştırmalar beyin gelişiminin büyük bir kısmının bu dönemde geliştiğini gösteriyor. Buna göre çocuk yaşamının en kıymetli zamanını evde ailesiyle birlikte geçiriyor. Bu da anne ve babanın bu dönemde çocukları ile zaman geçirmesinin önemini bir kez daha ortaya koyuyor. 

Peki evde, teknolojinin sunduğu aletlere rağmen çocuklar nasıl vakit geçiriyorlar?

Çalışan anneler ve babaların zamanlarının olmadığını, olan zamanlarda ise ancak yemek, evi temizlemek gibi işlere yetişebildiklerini duyarız. Aksam eve gelindiğinde çocuğun eline verilen akıllı telefonlar, tabletler veya televizyon aracılığı ile çocugin kendisini oyalamasına ortam hazırlanır. Bu durum ne yazık ki çalışmayan annelerde de pek farklılık göstermiyor. Çocuklar yine de televizyon karşısında ya da tabletler eşliğinde yemek yerler.

Peki anne ve baba çocuğuna hangi ara eğitim verir? 

Oysa ki, özellikle 0-3 yaş çocuğun ne tablete veya akıllı telefonlara ne de televizyona kesinlikle ihtiyacı yoktur! 

Çocuk doğasında getirdiği araştırma, öğrenme, merak etme davranışlarının farkında olmadan engel olduğunun, farkında değildir anne ve baba. Birçok anne ve baba kendilerini şu şekilde savunarak iyi hissetmek isterler; „ Ama ben çocuğuma eğitici ve öğretici app`ler indiriyorum. Böylece o yeni şeyler öğreniyor.  Televizyonda eğitici çocuk programları izletiyorum“.

Yapılan araştırmalar, çocukların saatlerce pasif olmasına neden olan bu durumun, çocuğun sosyalleşmesine ve zeka gelişimine önemli derece olumsuz etkisi olduğunu ortaya koymuştur. Unutmamak gerekir ki çocuklar yaparak ve yaşayarak en iyi şekilde öğrenirler. Eğer çocuklar parklara ve doğaya bırakılırlarsa, onların çalılık, sopa ve taşlarla neler inşaa edebilecekleri görülecektir. Karıncaların dünyasına dalıp, onları takip ederek saatlerce zaman geçirebilecekler. 

Isvicre'de cocuk egitimi- haberpodium.comErken çocukluk dediğimiz 0-6 yaş döneminde, sağlıklı bir psikolojik, sosyal, dil ve zeka gelişimine sahip olabilmelerinde; ilgi, sevgi, göz teması, dokunma ve birebir iletişim kurmak çok önemlidir. Bu iletişimle, beraber oynayarak, tekerlemeler söyleyerek, karşılıklı etkileşim içinde hem onun dil gelişimini sağlamış olursunuz hem de aranızdaki sevgi ve güven bağını güçlendirmiş olursunuz. 

Erken gelişim dönemi (0-6 yaş), çocukların sağlıklı bir psikolojik yapıya sahip olabilmeleri açısından sevgiye, ilgiye, göz kontağına ve ten temasına en çok ihtiyaç duydukları dönemdir. Ayrıca çocukların temel güven duygularının gelişmesi ve dış dünyayı anlamaları bu dönemde yapacakları keşifler ile mümkündür. 

Anne ve babaların düştüğü hatalardan bir diğeri de, „çocuğumu ne de olsa oyalıyor“ diyerek, saat kısıtlaması getirmeden uzun süre çocuğun tek yönlü iletişimle başbaşa bırakılmasıdır. Sonuç olarak da dikkat eksikliği, hiperaktif ve sosyal uyum gibi problemlerle karşı karşıya kalınıyor.

Hem fiziksel, hem de psikolojik gelişimin bu kadar önemli olduğu bu yaş döneminde, çocukların ekran karşısında sürekli pasif kalan, tek yönlü iletişime maruz bırakılmasıyla dil gelişimi, hareket gelişimi, zihinsel ve sosyal gelişim alanlarında yetersizlikler ve gecikmeler görülebilmektedir. Özellikle de 3 yaşın alındaki çocuklar, hızlı hareket eden objeleri takip etmeye ve odaklanmaya çaba sarf ederlerken; duran, hareket etmeyen nesnelere (örneğin kitap resimlerine) bakmakta konsantre olamadıkları gözlenmiştir. Yine 3 yaşın altındaki çocuklarda, soyut düşünce gelişmediği için, gördüğünü gerçek olarak algılama, kabus görme, saldırganlık ve uyumsuzluk gibi olumsuz davranışlar görülmüştür. Araştırmalar, uzun süre televizyon izleyen çocukların kelime dağarcıklarının az olduğunu, bu durumun dil gelişimini olumsuz etkilediğini ortaya koyuyor.

Anne ve Babalara öneriler;

- Teknolojinin getirdiği ortamlardan uzaklaşmanın mümkün olmadığı düşünülerek, çocuğunuza mutlaka saat sınırlaması getirmelisiniz.

- Televizyonda yaşına uygun programlar izliyor olmasına dikkat edin.

- Eğitici oyuncaklar, resimli kitaplarla imkanlar sunup, onu teşvik edin.

- Anne-baba olarak çocuğunuzun sizi örnek aldığını unutmayın. Onun sizi kitap okumak veya örgü örmek gibi hobilerinizle görmesi, model olmanızı sağlayacaktır ve çocuk sizi taklit etmek isteyecektir.

- Boş zamanlarınızda müze, kütüphane, fuar ziyaretleri, yüzme gibi etkinliklere katılın. Bu şekilde çocuğunuzla zamanınızı çok daha verimli, güven ve sevgi ortamı içinde geçirebilirsiniz.