http://zhenguochansi.org/demo/razobrat-slovopo-sostavu-dogadalsya.html разобрать словопо составу догадался                    

http://nurkhairulloh.com/content/lg-hg2-harakteristiki.html lg hg2 характеристики İsviçre'deki haber kaynağınız.

низкое атмосферное давление как влияет

воронины где галина Dr. Meral Acar

состав сборной россии по футболу 2017 2018 Çocuk Psikoloğu

http://sunmoon-japan.net/demo/kraski-holi-svoimi-rukami-iz-krahmala.html краски холи своими руками из крахмала Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

http://a3-electro.ru/images/igrat-karti-pasyans-4-masti.html играть карты пасьянс 4 масти  

составляем организационную структуру  

спа салон в домашних условиях  

Çocuk daha doğduğu andan itibaren dış dünya ile ağlayarak ilk iletişimine başlamış olur. Daha sonrasında da dokunma duyusu ile iletişim dünyasını keşfetmeye devam eder. Zamanla çocukta dil ve zeka gelişimi ile beraber düşünce ve kendini ifade etme yeteneği de gelişir. Artık çocuk iletişim dünyasında tecrübelerini yapar, bunu yaparken de en çok da yakın çevresini, anne ve babasını kendine örnek alır. Böylece nelerin doğru nelerin yalnış olduğu öngörüleriyle ile birlikte kendi duygu ve düşüncelerini de geliştirir.  Çevresini iyi tanıyabilen, değerlendirebilen çocuk kendi duygu ve düşüncelerini de iyi bir şekilde analiz edip, kendini geliştirebilir. Bu da onun öz güveninin oluşumunda önemli bir adımdır.

Kendi doğrularını ve yanlışlarını iyi ayırdedebilen çocuk, duygularını kontrol etmeyi de başarabilir. Çocuğun ailede edindiği tecrübeler bu bakımdan önemlidir. Ailede yaşanılan olumlu ya da olumsuz durumlar çocuğa anlatılabilinmelidir.  Belirsizlik, kaygı ve korku olan bir aile ortamında çocuk da kaygılı ve kendini huzursuz hissedecektir.

Türkiye`den Gelişim Psikolojisi’nde uzmanlığımı yapmak üzere Almanya`da görevlendirilmiş bir araştırmacı olarak ilk gözlemlediğim bir davranışı sizlerle paylaşmak istiyorum. Bahsettiğim davranış, yetişkinlerin çocuklarla konuşurken eğilip çocuklarla aynı göz hizasında konuşmalarıydı.

Bizim toplumumuzda büyükler genellikle çocuklara yukarıdan bakarak onlara birşeyler öğretmeyi uygun bulurlar. “Ben büyüğüm sen küçüksün“ mesajı vererek araya hep mesafe koyarız. Ondan sonra da “çocuğumuz bizi iyi dinler ve iyi öğrenir“ şeklinde düşünürüz.

Buralarda çocuklara verilmek istenen mesajlarda ise, önce aradaki mesafe kaldırılarak aynı göz seviyesinde olunur, daha sonra da çocuklarla iletişime geçilir. “Ben senden büyüğüm, ben sana birşeyler öğreteceğim“  yerine, “Seninle aynı seviyede seni dinlemeye hazırım, seninle şimdi konuşabiliriz“ mesajı verilir. Yani çocuk adam yerine konulur!

Çocuklarımızla iletişime geçmek için gerekli ortam sağlanmadan onlardan birşeyler beklemek ne kadar gerçekçi olur? Çocuklarımızın adam yerine konulmaları demek, koşulsuz sevgi ile onlara değer verdiğimizi, onların bize söyleyeceklerinin önemli olduğunu, yani onların bizim için önemli olduğunu ortaya koyuyoruz.

Peki çocuklarımızın özgüveninin gelişmesi için neler yapabiliriz ?

Öncelikle çocuklarımızın neleri yapabileceğini tanıyıp onları ona göre cesaretlendirebiliriz. Bununla birlikte başladıkları işleri bitirmelerini, kendi sınırlarını tanımalarını sağlayabiliriz.

“Yaparak ve yaşayarak“’ ı herzaman için en etkili öğrenme metodu olarak kabul ediyoruz. Gereksiz kısıtlamalardan uzak, çocukların doğal olarak getirdikleri araştırma ve öğrenme yetenlerini kullanmalarına izin vererek buna yol verebiliriz. “Aman üstünü kirletme çocuğum!“ türünden söylemlerle sınırlar getirmeden onlara en büyük iyiliği yapmış oluruz aslında. Sonuçta kirlenen kıyafetler çamaşır makinasında yıkanabilir.

Çocuklarınızla parka ya da ormana yürüyüşe çıktığınızda, onların oralarda ya solucan ve salyangozlarla ya da dal ve kozalaklarla kendilerine birer oyun kuracaklarını görecekesiniz. Onların evde televizyon karşısında oturan çocuklar olması yerine, doğa ile iç içe keşifler yapan, maceralar peşinde koşan çocuklar olmasına izin verin.

Çocuklarda ve gençlerde özgüvenin gelişmesi uzun bir süreçtir. Özgüven ancak onlara sevgi ve saygı çerçevesinde değer verilerek, güvenli bir aile ortamı sunulmasına özen gösterilerek, onları yapıcı ve yönlendirici olmaya gayret edilerek gelişir.

 

 

 

 

 

 

 

Dr. Meral Acar

Çocuk Psikoloğu

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

 

Eğitim alanına önemli katkıda bulunmuş olan tanınmış pedegog M.Montessori “Çocuk toplumun mimarıdır“ diyor. Bebek bekleyen bir anne ve babaya “Nasıl bir çocuğunuz olsun istiyorsunuz?“  şeklinde bir soru sorsak, hemen hemen tüm anne ve babaların vereceği cevap şu olur; ‚“sağlığı yerinde, başarılı, eğitimli, iş güç sahibi, vatanına milletine, annesine ve babasına hayırlı bir evlat olsun’’ gibi ortak dilekleri duyarız.

Keşke bu dileklerimizi ısmarlama şansımız olsa diye bir de derin nefes alırız. Aslında diğer yandan da çocuğumuzu nasıl yetiştireceğimiz konusunda kaygılarımızında olduğunun farkındayız. İşte burada “anne ve baba olmaya hazır mıyız?’’ sorusu çok anlam taşımaktadır. 

İsviçre gibi çok kültürlü bir toplumda, çocuğumuzun yeni diller öğrenme ve kültür alışverişinde önemli rol almak gibi kazanımları varken, diğer yandan da çocuğumuzun kendi kültürünü, değer ve yargılarını kaybetme kaygısı doğabilir.

Kendi kültür, değer ve yargılarını benimsemiş, farklı kültür ve toplumlara kolaylıkla uyum sağlayabilen, özgüveni gelişmiş, etkin ve katılımcı bireylerin yetişmesi için biz ebeveynlere ve de eğitimcilere önemli sorumluluklar düşmektedir.

Nedir bu sorumluluklar?

Çocuklarımızın hayatlarında iyi bir rehber olarak bu yolda önemli adımlar atabiliriz. Çocuklarımızın özgüveninin gelişmesi için, öncelikle çocuklarımızın neleri yapabileceğini tanıyıp onları ona göre cesaretlendirebiliriz. Öncelikle çocuğumuzun neleri yapıp neleri yapamayacağını bilip, kendi sınırlarını tanımalarını sağlayabiliriz.

Birçok tanınmış eğimci ve psikolog çocuklarda 0-6 yaş dönemine özellikle dikkat çekerler. Bizim toplumumuzda da sıkça duyduğumuz “Çocuk yedisinde ne ise yetmişinde de o dur“ ya da “Ağaç yaş iken eğilir“ gibi atasözlerimizle eğitimde bu dönem vurgulanıyor. Yukarıda bahsettiğimiz kendine güvenen bireyler yetiştirebilmemiz işte bu 0-6 yaş döneminde büyük bir önem kazanıyor. 

Çocuğum başarılı olsun derken, biz buradan özgüveni gelişmiş çocuk ve gençleri anlıyoruz. Malesef bu kavram bizim Anadolu toplumunda farklı algılanmaktadır. Özgüvenli çocuk yetiştirmek demek, laf yetiştiren, halk arasında laf ebesi, laf yetiştirmede altta kalmayan, her konuda bilgi sahibi olduğunu düşünen ve konuşan çocuklar anlaşılıyor. Ancak bu özellikler gerçek anlamda özgüven kavramını tanımlamazlar.

Anne ve babalar çocuklarına sevgi ve saygıyla yaklaşarak, onların değerli oldukları hissini vererek özgüvenlerini geliştirebilirler. Yine Anne ve babalar, çocuklarına davranışları ve konuşmalarıyla örnek olarak, sosyal yaşamda önemli bir sorumluluk taşırlar.

 

 

 

 

 

 

Dr. Meral Acar

Çocuk Psikoloğu

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

сколько кубов в поддоне газобетона  Eğer Çocuğunuz Okumuyorsa...

Okuma alışkanlığının çok iyi bir alışkanlık olduğunu çocukluğumuzdan beri büyüklerimizden duyarız hep. Çocuklara okumanın ne kadar önemli olduğunu, ufkunun gelişeceğini, bilgisinin artacağını uzun uzun anlatan anne ve babalar, konuşmalarını da şöyle bitirirler: "Yavrum bizden geçti artık, siz okuyun".

Böylesi söylemler kullanan anne ve babalar okuma alışkanlığının sadece çocukluk döneminde edinilecek bir alışkanlık olduğu inancındadırlar. Halbuki "Okumanın yaşı yoktur" atasözümüz okumaya verilen önemin en güzel ifadesidir. Peki çocuklarımıza okumanın önemini nasıl anlatacağız?

Her davranışların kazanılmasında olduğu gibi, okuma alışkanlığın kazandırılması davranışında yine anne ve babanın örnek olması gerekmektedir. Eğer çocuk veya genç, anne ve babasının elinde kitap, gazete, dergi gibi yazılı araçlar görmüyorsa, bu alışkanlığı kendi kendine edinmesi beklenilemez.

Peki çocuklarımıza ve gençlerimize nasıl okuma alışkanlığını edindirebiliriz?

Doğrusu çocukların bu davranışı edinmemelerinde ciddi rakipler var. Bunların başında televizyon, bilgisayar, cep telefonları, bilgisayar oyunları, facebook, twitter, v.b. geliyor. Özellikle gençler günlerinin büyük bir bölümünü ellerinden düşürmedikleri cep telefonlarıyla geçirirler. İnternet üzerinden, sosyal paylaşım siteleri aracılığıyla sürekli iletişim içindedirler.

Çocuklarımızı bütün bunlardan uzaklaştırıp, sadece yazıların olduğu kitaplara çekmek işimizi zorlaştırabilir. Peki neler yapabiliriz? Küçük çocuklara yönelik, ilgilendikleri konular aracılığı ile, örneğin erkek çocuklar için dinazorlarla ilgili, kız çocukları için prensesler, sihirli cadı gibi konularda renkli çizgi romanlar, resimli hikayelerle çocukları kitaplara yönlendirmek iyi bir başlangıç olabilir. Gençlere yönelik ise, onların sevdiği bir futbolcunun ya da bir aktörün biyografisi olan kitaplar hediye edilerek okumaya özendirilebilinir.

İlk çocukluk yıllarında uykudan önce okunan masallar onların kitaplara olan ilgisini arttıracağı gibi, mahalledeki kütüphanelere gidilerek, çocukları okuma alışkanlığına edinmesine yardımcı olunabilinir. Anne ve babalar sık sık “oku yavrum“ diyerek onları sıkmamalıdır. Tramvayda, otobüste okumak için çantada bir kitap taşıyarak okuma fırsatları oluşturulabilinir. Gazetede bir yazı tavsiye edilebilinir. Bu, ilgi ve merakı uyandırabilir.

Çok kitap okuyanların bir konuyu anlamada ve kavrayışda daha başarılı oldukları, kendilerini daha iyi ifade edebildikleri, dolayısıyla kelime haznelerinin çok daha geniş olduğu dikkat çekmektedir. Masallar ve hikayeler çocukların hayal güçlerinin gelişmesine önemli katkılar sağlamaktadır ki bu çocuklarımızı internet ve bilgisayarlardan uzaklaştırmak için yeterli ve önemli sebeplerdir.

Hayal kurabilen çocuk, düşünen, üreten ve keşfeden bir birey olarak toplumda yerini alır. Teknoloji çağında çocuklarımızı bilgisayar oyunları ve internetten tamamen uzak tutmamız mümkün değildir. Fakat günün belli saatlerinde belirli sürelerde bilgisayarla oynamasına izin verilerek sınırlandırmak gerekmektedir.

 

 

 

 

 

 

Dr. Meral Acar

Çocuk Psikoloğu

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

авиакомпания россия за сколько часов можно регистрироваться  "Eyvah anneme benziyorum!"

 

“...yemedim yedirdim, içmedim içirdim. Daha ne yapsaydım?“ der birçok anne-baba. Çocuklar da “yapmasaydın“ der.

Böylece iki taraf da aslında sağlıklı bir iletişim içinde olmadıklarını ilan ederler. Ebeveynler, kendilerini eleştirmekten kaçınırlar. “Onlar için çalışıyoruz“ diyerek kendilerini rahatlatır, doğal olan savunma mekanizmalarını kullanırlar. Fakat çocuklar da müneccim değil ki anne ve babalarının durumunu farketsinler.

Anne ev temizligi, çamaşır vs. ile ugraşırsa, baba geç vakitlere kadar çalışır yorgun-argın eve gelirse, çocuğuna; “oğlum, kızım okulda günün nasıl geçti?“ diye sorup bir sohbet ortamı oluşturmazsa, herkes kendi gününü kurtarma çabasındadır anlamına gelir bu. Ve gün gelir, herhangi bir sorun olduğunda ise kimse sorumluluk almak istemez.

Mesela anneler çocuklarıyla oturup evcilik oynasa, çocuğu anne, anne ise bebek olsa... Bu oyun çocuğun hem sosyal gelişimine hem de dil gelişimine yardımcı olabilir. Burada en önemlisi, anne çocuğunun dünyasına girerek ordan çocuğunun kendisini nasıl gördüğü gibi pek çok bigiler toplayabilir.

Çoğu ebeveynlerin yaşadığı diğer bir çelişki ise; çocuğuna kızıp, kızdıktan sonra da büyük pişmanlık duymalarıdır. "Keşke çocuğa bu kadar kızmasaydım, o daha küçük, ama ne yapamayım sabrım kalmadı" derler sonra.

Birgün biz anne baba olduğumuzda aynı davranışları kendi çocuklarımız da biz yapar belkide. Sonra da "Eyvah aynı annem gibi ya da babam gibi konuştum!" diyerek kendimize hayret ederiz. Bu psikolojik miraslardan kurtulabilmek için, işe öncelikle durumu fark ederek başlayabiliriz.

Dünyaca tanınmış filozof ve egitim kuramcısı John Dewey; " Eğer çocuklarımıza bize öğretildiği gibi öğretirsek, yarınlarını çalmış oluruz" diyor.

Biz empati (kendini başkasının yerine koyma, anlama) yapıyor muyuz? Çocuk ne zaman empati yapmaya başlar? Ceza ve ödülün önemi nedir? Aile değer ve kavramlarımızı çocuğumuza nasıl verebiliriz?

Tüm bunların üstesinden ancak sağlıklı bir iletişimle gelebiliriz.

 

 

 

 

 

 

Dr. Meral Acar

Çocuk Psikoloğu

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

 

50` li yıllara kadar Türkiye toplumsal yapısının kırsal ekonomiye dayalı olması sebebiyle toplumda geleneksel ve geniş aile yapısı hakimdi. Sonraki yıllarda sanayileşmenin hızlı gelişim ve büyüme göstermesi ile birlikte, köylerden kentlere ve yurtdışına göçler baslamıştır. Böylece geniş ve geleneksel aileden ayrılmalar yaşanırken, toplumun en küçük birimi olan aile yapısında da degişiklikler olmuştur.

Sanayileşme ve kentleşme ile birlikte toplumların dışa açılmaları, toplumdaki genel düşünce şekillerini ve anlayışlarını da çeşitlendirmeye başlamış, bunun sonucu olarak da geleneksel değer ve yargılarda degişiklikler meydana getirmiştir.
 Ailedeki geleneksel tutumlara, ülkemizde ve dünyada menfi bakılmaktadır. Ailedeki geleneksel tutumlar, otoriter ve baskıcı tutumlar olarak kabul edilir. Bunun karşıtı olan modern tutumlar ise demokratik tutumlar olarak değerlendirilir.

Çocuğun gelişiminde anne-babanın etkisi

Gerek geleneksel gerekse de modern tutumlar olsun, anne ve baba tutum ve davranışlarıyla kültür aktarıcı görevlerini isteyerek veya istemeyerek yerine getirir. Buna göre kişi kendi anne ve babasından aldığı eğitimi bilinçli veya bilinçsiz olarak kendi çocuğuna aktarır. Zaman zaman, -bunu çocukları olanlar için söylüyorum-, kendi anne ve babasında eleştirdiği ve hatta büyük öfke duyduğu davranışları, çocuğuna farkında olmadan uygular. Sonra da bunu niçin yaptığını düşünerek kendine kendine hayret eder, “ay aynı annem gibi konuştum” der. Bu davranış şekilleri birçok farklı sözden ibaret olabileceği gibi; misafir ağırlama, yeme-içme adabı veya eşlerin kendi aralarındaki ilişkilerinde de kendini gösterebilir.

Çocuklarda kişilik oluşumunun ilk ve en önemli belirleyicisi olan sosyal çevre “aile” dir. Çocuklarda yerleşen ve süreklilik gösteren birçok davranış ebevenylerini model almaları sonucunda oluşmaktadır. Çocukların eğitiminde ve gelişiminde aile yol gösterici ve kuralları öğretici bir rol oynar. Çocuğun doğru ve yanlışı öğrenmesinde olduğu gibi cinsel kimliğini kazanmasında da ailenin rolü çok büyüktür. 

Kişiliği tanımlamak istersek; kişinin kendini, çevresini, olayları algılama şekli ve bunlara verdiği tepkiler kişilik özelliklerini oluşturur. Aile içindeki roller katı ise, dünyayı kategoriler içinde gören, kalıplaşmış benlik yapısı olan insanlar yetişir. Ailedeki roller esnek ise, dünyayı cok boyutlu görebilen, hoşgörülü insanlar yetişir. Birey davranışlarıyla içinde bulunduğu aileyi yansıtır. Çocuğun kendini değerli bulması, çocuğun kendisine güvenli ortam sunulması, ailesinden sürekli yakınlık ve dayanışma duygusu hissetmesini sağlayacak ortamların hazırlanmasi, çocukta sorumluluk duygusunun geliştirilmesi ve desteklenmesi gibi gereksinimleri karşılayan aile saglıklı bir insan, aksi durumda ise sağlıksız bir insan yetiştirir.Kişilik gelişimi; doğum öncesi ve sonrası fiziksel-ruhsal koşullar, çevrenin kişi üzerindeki etkisi, olgunlaşma ve ögrenmelerle baglantılı düşünülmelidir.

Sağlıklı iletişim

Değerli okuyucular. Suçlu cocuklar üzerinde yapılan istatistiklerde, çocuğun suça itilmesinde, otoriter babanın baskıcı ve katı disiplin anlayışının etkili olduğu net bir biçimde ortaya konulmaktadır. Ailedeki sorunların oturulup açıkça tartışıldığı ve hep birlikte çözümler arandığı aile ortamlarına sağlıklı aile diyoruz. Sağlıklı ailede ilişkilerin açık ve esnek olmasıyla çocuklarımıza iyi bir rehber olabiliriz. Yine saglıklı ailede kurallar açık ve net bir şekilde belirlenmiştir. Böyle bir aile ortamında, çocuk ailede kendi rolünü bilir. Çocuk, ilişkilerde neyin nasıl olduğunu bildiği için, çevresi ile de sağlıklı iletişim becerilerini doğru şekilde kullanabilir. 

İletişim becerilerini sağlıklı kullanan bireyler, bulundukları toplumda kendilerini daha iyi ifade edebilirken, gerek okul gerekse de iş hayatında topluma daha uyumlu olurlar.