İsviçre'deki haber kaynağınız.

Dr. Meral Acar

Çocuk, Ergen, Aile Psikoloğu ve Danışmanı

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

 

Çocuğunuz Ergenliğe Adım Atıyor. Hazır mısınız?

 

 

Çoğu ebeveynin korktukları gün geldi. “Çocuğunuz Ergenlik Çağına giriyor!”

Anne ve baba olarak bu döneme ne kadar hazırsınız? Neleri bilmeniz gerekiyor? Neleri yapmalı, neleri yapmamalısınız?

Kimi zaman ebevenynler ergenle, “Genç, kanı damarda durmaz“ enerji dolu, güçlü ve cesur anlamında gurur duyarlar. Kimi zaman ise onlara; “Günümüzde gençlerin akılları bir karış havada, dünya umurlarında değil“ diyerek onları sorumsuz ya da naif bulurlar.

Ergenlik dönemi hem ebeveyn hem de ergen çocuk için zor bir dönemdir. Anne-baba olarak, çocuklarımızın bu dönemde ne tür ilgi ve ihtiyaçları olduğu hakkında bilgi sahibi olmazsak, kendi açımızdan da bu dönemi zor geçirebiliriz. Eğer ebeveynler “Ne oldu bizim kızımıza/ oğlumuza?“ diye sormak yerine “Çocuğumla nasıl iletişim kurmalıyım?“ sorusu ile düşünüp hareket ederlerse işinlerini daha da kolaylaştırmış olurlar.

Çocuklarınızın hayallerini, düşüncelerini, ümitsizliklerini ya da neleri beğendiklerini ve sevdiklerini anlamanız için onlarla empati kurmanız çok önemlidir. Onları yargılamadan, suçlamadan hoşgörü ile yaklaşmanız, temel olarak önem vermeniz gereken ilişki biçimlerinden biri olmalıdır.

Ergenlik döneminde, hormonal değişiklikler nedeniyle çocukların vücutlarında çok hızlı büyümeler olur. Bedende, özellikle de kol ve bacaklarda hızlı gelişmeler gözlenir. Çoğu zaman ebveynler “Bu çocuk sakar oldu artık“ diyerek kızarlar. Aslında, hızlı büyümeden dolayı el ve kol koordinasyonunu iyi yapamazlar ve sık sık birşeyler düşürüp kırabilirler. Bu durum gayet normaldir.

Ergenlik, fiziksel değişikliklerle beraber zihinsel ve sosyal değişiklikleri de kapsar. Bu dönem çocukluktan çıkma, yetişkinliğe geçme dönemidir,

Duygusal gel-gitler olması, öfke, coşku ve heyecanların çok yüksek yaşanması, duygulara ayar konamaması, bu dönemde en çok rastlanan durumlardır. Toplumda, ergenlerin bu duygularını kontrol etmeleri beklenir. Oysa gençler, duygularını kontrol etmeyi deneyimsel olarak öğrendikleri dönemlerindedirler.

Peki ergenler bu dönemde sizden ne duymak ya da ne yapmanızı isterler?

Farkedilmeyi beklerler: Ebeveynleri tarafından önemli olduklarının onaylanması onlar için önemlidir. Okulda yapılan bir konser, futbol ya da voleybol maçı sonrasında, maçı kazansalar da kazanmasalar da, onlarla gurur duyduğunuzu ifade etmeniz yerinde olur.

Dürüstlük beklerler ve saygı duyulmasını isterler: Dürüst ve samimi olmanız onlar için önemlidir. Yeri geldiğinde, eğer hatalı iseniz, “Haklısın ben hatalıyım“ demeniz ergen için önemlidir. Bu onunla samimi ve dürüst iletişim kurmanızı sağlar. “Bilmiyordum, özür dilerim“ diyebilmek, onlara yanıldığınızı göstermek zor olabilir ancak bu şekilde onlara elinizden geldiğince doğru olanı yapma isteğinizi göstermiş olursunuz. Her ne kadar bu dönemde sizin hayatınızı yargılar ve uzak durur gibi görünseler de, aslında neler yaptığınızı yakından takip ederler.

Yaptıkları iyi şeylerin övülmesini beklerler: Fakat hata yaptığında ona hata yaptığını da söylemeniz yerinde olacaktır. Ergenlerin, hayatlarında vazgeçilmez rehberlere ihtiyaçları vardır. Onlara yol göstermek her anne ve babanın görevidir. Bunu yaparken yapmaları gerekenleri dikte eder gibi değil, dinleyerek, anlayarak, sabırla yaklaşmak daha doğru olacaktır.

Anne-baba tarafından dinlenilmek isterler:  Bireylerin gelişiminde bireysel farklılıklar olduğundan dolayı, her ergende bireysel farklılıklar olması beklenir. Kimisi içe dönük, kimisi ise çok konuşkan ve dışa dönük olabilir. Eğer onun sizinle konuşma isteğini fark edersiniz, işinizi gücünüzü bırakın ve ona zaman ayırıp onu dinleyin. Konuşma isteğinin onlar tarafından gelmesi iletişimi daha kolaylaştırabilir. Onlara ne yapması ve ne karar alması gerektiği konusunda yol gösterebilirsiniz. Ancak onları yargılamamaya ve kişiliklerine yönelik eleştiriler yapmamaya özen gösterin. Bu yaklaşım şekli aranızdaki iletişimi destekler.

Sorumluluk almak isterler: Hayatını kendi eline almak için kendini bir yandan sizden uzak tutmaya çalışan ergenler, günlük yapılması gereken ev işlerine; mesela bulaşık ve çamaşırların yıkanması, ütü ve temizlik yapılması gibi işlerle yaşam becerilerini geliştirebilirler. Diğer yandan duygusal veya sosyal olarak yaşadıkları problemleri kendilerinin çözmesi için onları cesaretlendirebilir, yanlarında olabilirsiniz. Ancak sorunları çözmeye calışırken çevrelerine ve özellerin girmemeye özen gösterin. Bu şekilde çocuklarınıza güvendiğinizi gösterebilirsiniz.

Ergenlik dönemine geçiş yapan çocuğunuzun; “Ben kimim?, Toplumdaki yerim nedir?, Hangi mesleği seçmeliyim?“ gibi sorularla meşgulken, kendi iç dünyasındaki iniş çıkışlarla ve sorunlarla başedebilme çabası içinde olduğu zor bir dönemden geçtiği de unutulmamalıdır.

Anne ve babalar, ergenlik dönemindeki çocuklarının hayatlarına, sevgi, sabır, anlayış ve hoşgörüyle eşlik etmeye özen göstermelidiriler.

 

 

 

 

 

 

 

Dr. Meral Acar

Çocuk Psikoloğu

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

 

Nasıl Başarılı Anne Baba Olunur?

 

Anne-baba olmak dünyanın en zor işlerinden biridir. Çocukların akademik başarısına önem verilmesinin yanı sıra, çalışma ahlakına ve gayretlerine de önem verilmesi, üzerinde durulması çok daha etkili ve faydalı bir yaklaşım olacaktır.

Yapılan araştırmalar, çocukların çaba ve gayretlerinin övülmesinin zekaya vurgu yapılmasından daha önemli olduğunu ortaya koymuştur. Çocukların başarısında, sosyo-ekonomik durumlar, yaşadığı çevre ve ebeveynlerinin bilinçlilik düzeyi gibi özellikler, bir çocuğun başarısını doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen çok sayıda etmenlerden en önemlileridir.

 İleride sağlıklı, mutlu bireyler yetiştirmek için anne ve babalar neyi yanlış yapıyorlar? Neyi doğru yapabilirler, bunları ele alalım:

- Çocukların gayret ve çabaları övülüp onların bağımsız olmaları teşvik edilmeli, desteklenmelidir. Çocuklara; “Sen çok akıllısın, sen yaparsın“ gibi sözler söyleyerek onların omuzlarına ağır sorumluluklar yüklenmemelidir. Bu yaklaşım çocukta zorluklar karşısında kalınca başarısız olma korkusunu arttırırken, kaygılı davranışlar edinmesine sebep olabilir. Onun yerine çocukların yapabildiklerini görüp aşırıya kaçmadan övgü ve değer vermeniz yeterli olacaktır. Böylelikle çocuk sınırlarını tanır, cesaretlenir ve sonraki adımı atmaya kendisi karar verir.

Özellikle ergenlik döneminde ergenlerin bağımsız davranmaları için yüreklendirilmesi, onların sorun çözme, kişiler arası iletişim kurma becerilerinin güçlendirilmesi açısından yardımcı olacaktır.

- Anne babaların çocuklarına disiplin yöntemi olarak kullandıkları, bağırma, incitici sözler söyleme, küçük düşürme gibi davranışlar uzun vadede çocukların duygusal ve ruh sağlığına zarar verir. Bunun sonucunda da çocukta davranış problemleri oluşabilir. Anne babalar belki kısa vadede kendilerini rahatlatıyor olabilirler, fakat çocuklarda kişilik gelişimlerinde önemli hasarlar bıraktıklarının farkında olmayabilirler.

- Mutlaka ilgili anne ve baba olmak iyi bir şeydir ancak aşırı kontrolcü bir ebeveyn olmanın dezavantajları da var. Böyle ailelerde büyüyen çocuklarda mutsuzluk, kaygı ve depresyonlara yönelim görülmektedir. Çocuklar daha az yaratıcı, daha az yeni fikirler üretmeye ve içe dönük yaşamaya itilmiş olur. Çocuğa imkanlar sunulmalı, kendi kararlarını almada onları desteklemeli, müdahale eden ebeveynlerden çok gözlemleyen ve takip eden ebeveyn olma, rehber olma yönünde çaba gösterilmesi daha doğru bir yaklaşım olacaktır.

- Erken çocuk gelişiminde verilen eğitimin çocuklarda yaşamları boyunca bedensel, duygusal ve ruhsal sağlığı için önemli etkileri kabul edilmektedir. Dolayısıyla erken çocukluk döneminde edinilen alışkanlıklar, örneğin uyku saatlerinin düzenli olması gibi davranışların edinilmesi, onların yaşamlarına hem sağlık hem de düzen katar. Küçük çocukların televizyon izleme saatlerinde sınırlar konulmasını başka bir örnek olarak da verebiliriz. Gelişim psikologları olarak, üç yaş altındaki çocuklara televizyon veya tablet gibi araçları kesinlikle önermiyoruz. Çocuklardaki dil gelişiminin kazanıldığı bu dönemde; çocukların çevresi ile etkileşimleri, yaparak, yaşayarak öğrenmeleri, onların sözcük dağarcığının gelişimine sosyal yaşamın çok daha yararlı ve etkileyici olduğu yapılan araştırmalarla ortaya konmuştur.

-  Ebeveynlerin çocuklarıyla sağlıklı, güvenli ve olumlu bağlar kurmaları son derece önemlidir. Anne-baba ile ergen arasındaki düşük seviyedeki ilişkilerde, ergenlerde çok daha sorunlu ve problemli davranışların geliştiği gözlemlenmiştir. Ebeveynin şiddete başvurması kuşkusuz kabul edilebilir bir yaklaşım değildir. Şiddete maruz kalmış çocukların çevreye uyum sorunları yaşadıkları, agresif ve saldırgan olmaya meyilli oldukları ortaya konmuştur.

Ebeveyn tarafından mesafeli, uzak ve takdir görmeyen ergen, sosyal olarak içe kapanır, kaygı problemleri yaşayabilir. Ergenlik gibi çok zor olan bu döneminde karşılıklı sevgi, saygı ve güvenin esas alındığı ilişkilerde, ergenler kendilerini anne ve babalarına karşı sevgi ve güven içinde hisseder. Sonuçta da bu ergenlik döneminin mutlu ve sağlıklı bir şekilde geçirilmesi sağlanmış, desteklenmiş olunur.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Meral Acar- www.haberpodium.com

Dr. Meral Acar

Çocuk Psikoloğu

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

 Kültür nedir?  Entegrasyonda Kültür Önemli midir?

 

Türkiye'den gelen toplumlarda ilk tanışmalar hep “Hemşerim memleket neresi?“ sorusu ile başlar. Cevap olarak; “Karadenizli“, “Egeli“ ya da “Doğulu“ gibi bölgesel özelliklerin yanısıra, Antepliyim, Trabzonluyum veya İzmirliyim gibi yanıtlar da verilir. Bunun dışında, “Çerkezim“, “Gürcüyüm“, “Kürdüm“, “Tatarım“, “Süryaniyim“ gibi etnik köken belirtileri ile kendilerini tanımlama isteğini de ortaya koyabilirler.

Yöresel ya da hemşehriciliğe dayalı dernekler kurarak bir araya gelen bireyler, yöresel yemeklerin yenildiği, yöresel müzik ve halk oyunlarının oynandığı programlar düzenleyerek kendilerini tanımlarlar ve özlem giderirler. Bunu yaparken de o şehire ya da bölgeye ait olmakla da gurur duyarlar.

Aynı durumun içinde yaşadığımız İsviçre toplumunda da olduğunu söylemek mümkün. İsviçre gibi küçük bir ülkede dil ve kültür çeşitliliğinin çokluğu dikkat çekicidir. Yaklaşık 140 ayrı milletten insanın yaşadığı İsviçre’de her beş kişiden birinin İsviçre pasaportu yoktur. Ayrıca her üç evlilikten biri iki ulusludur. Dört resmi dile sahip olan İsviçre`nin kuzeyinde, doğusunda ve merkezinde yaşayan insanların yaklaşık % 70`ı Almanca (Günlük yaşamda İsviçre Almancası çok sayıda lehçelerle kullanılır), batı böldesinde yaklaşık % 20’si Fransızca, güneyinde % 7`si İtalyanca konuşmaktadır. Graubünden kantonunun belirli mevkilerinde ise Romansca konuşulmaktadır. 

isvicre'de cok kültürlülük - www.haberpodium.com

“Kültür“ kavramından ne anlıyoruz?

Kültür kavramını açıklamaya çalışırken, bir ülkedeki toplumun özelliklerini belirterek bir millet tanımı yapılabilir. Fakat kültürü, millet boyutu ile, örf ve adetler, yaşam biçimi ve değer yargıları açısından ele almak istersek buna çok daha itinalı yaklaşmamız gerekmektedir. Türkiye`yi ele alırsak mesela; Türkiye`nin Karadeniz bölgesinde yaşayan halkın kendine has özellikleri ile Doğu ve Ege bölgelerinde yaşayanlar arasında farklılıklar görürüz. Bu bölgelerdeki örf ve adetler, yeme, içme gibi sosyal yaşayışlarda dikkate değer farklılıklar mevcuttur. Dolayısıyla her toplum için geçerli olabilecek bir kültür tanımı yapılamaz. Bu, Türkiye kültürünün yanısıra İsviçre kültürü için de geçerlidir. Burada alt kültürlerin varlığının kabul edilmesi, bu çeşitliliğin önemsenmesi çok önemli iken, bunların fark edilmeleri ve desteklenmeleri gerekmektedir.

Çok kültürlü ortamlarda eğitime yaklaşım

İsviçre, çok dilli ve çok kültürlü toplumların birarada yaşadığı, bireysel haklara saygının gelişmiş olduğu bir ülkedir. Büyük bir kültürel zenginlik içinde yaşayan İsviçre toplumuna, 1960’larda göçmen olarak gelen ve buraya yerleşen Türk vatandaşları de dahil olmaya başlamıştır. O tarihten bu yana da, Türkiye'den gelenlerin buradaki entegrasyonal yaşamda yerlerini almaları için büyük çabalar harcanmıştır. Bu çaba en çok da eğitim alanında çocuklar için verilmiştir. Bu kesimlerin çocuklarının okullardaki başarı oranlarının yükseltilmesinin önemi halen güncelliğini korumaktadır.

Bir toplumun temel özellikleri; kültür, dil, din, gelenek ve göreneklerdir. Bireylerin bu farklılıklar konusunda erken yaşlarda eğitilmeleri, onların küresel boyutu ile daha etkili, katılımcı yetişmelerine yardımcı olacaktır. Kendi kültüründe düşünmeye ve öğrenmeye başlayan bireyler, gerek dil gerekse sosyal ilişkilerindeki iletişim becerilerini, farklı kültür ortamlarını anlama ve uyum sağlamada kullanarak, kültürlerarası köprüler kurup önemli görevler üstlenebilirler.

Burada yaşayan Türk vatandaşları kendi kültürel değerine bağlı kalarak, kendi kültürlerinden getirdikleri çeşitlilikler ile, içinde yaşadıkları toplumda görev almaları, İsviçre’ye değerlerine zenginlik de katacaktır.

isvicre'de cok kültürlülük - www.haberpodium.comAile desteği önemli

Çok kültürlü ortamlarda yetişen bireylerin aileleri tarafından desteklenmelerinin onlara önemli katkılar sağlayacağı da gözardı edilmemelidir. Çocuklar kendi kültürüne ait ilk deneyimlerini hikayeler, masallar, şarkılar öğrenerek oluşturmaya başlarlar. Bu dönemde aile tarafından çocuğa verilen bu destek, çocuğun okulda ve içinde yaşadığı toplumda, kendi aidiyet özelliklerini taşıyan bir birey olarak yer almasına bir alt yapı oluşturacağı için değerlidir. Çocuklar kendi kültürlerine ait ilk birikimlerini aileden edinmeye başlarlar. Çocukların nesneleri adlandırmaları, tanımaları ve algılamaları anadilinde başlamaktadır. Dolayısıyla çocuklar, muhakeme etme, hayal kurma, problem çözme, kısacası bilişsel (zihinsel) gelişimini ilk anadilinde deneyimler ve öğrenirler. Erken çocukluk döneminde, zihin ve dil gelişimi ile birlikte duygusal ve sosyal gelişim de dikkate alınmalıdır.

Çocukların okula entegre edilmeleri

Bugüne kadar göçmen çocukların okula entegre edilmelerinde, ya sadece çocuk merkeze alınmış ya gereğinden az ilgi gösterilmiş ya da zayıf etkenler olarak yeterince üzerinde durulmamıştır. İki dilli veya çok dilli ortamalarda yaşayan Türkiye kökenli çocuklar, henüz anadilleri olan Türkçe’ye hakim olamadan ikinci dil olan Almanca’yı öğrenirler mesela. Buradaki yaşıtlarından bir kaç adım geride okula başlayacak olan bu çocukların durumu eğitimde fırsat eşitliği ilkesine ters düşmektedir. Bu nedenle de bu çocukların desteğe ihtiyaçları vardır.

 

Kaynak: Acar, Meral, (2015-2016), „Avrupada yaşayan Göçmenler; Uluslararası Eğitime Eleştirel Bakış“ (postdoc), Zürich

 

 

 

 

 

 

Meral Acar- www.haberpodium.com

Dr. Meral Acar

Çocuk Psikoloğu

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

 

Mükemmel Çocuk Yetiştirmek

 

Anne ve babalar çocuk yetiştirirken, kendi yapmak isteyip de yapamadıklarını kendi çocuklarının yapmasını beklerler ve bununla ilgili birçok istek, hayal ve beklenti içerisinde olurlar.

Aslında bu düşüncelerle hayaller kurmak oldukça doğal bir yaklaşımdır. Fakat çocuk sahibi olmak istemekle bir ürün sipariş yapılamayacağının farkında olması gereken anne ve babaların, dünyaya gelecek olan insan yavrusunun kendi iç donanım, yetenekleri ve farklılıkları ile geleceği üzerinde çok fazla düşünmezler. Burada dikkat edilmesi gereken, bu güzel düşünce ve hayalleri kurarken büyük beklentiler içerisinde olmamak, aşırıya kaçmamaktır. “Biz okuyamadık, çocuğum okusun, en iyi okulları kazansın“ gibi kendi yapamadıklarını çocuklarından bekleyen anne ve babalar, yaptıkları hataların çocukları tarafından yapılmaması beklentisi içerisinde de olurlar.

Her birey, kendi aile ortamında, anne ve babasının doğru olarak bildiği ve inandığı eğitim anlayışı içinde büyür. Örneğin anne ve baba “mutlaka hukuk fakültesine gidecek“ şeklinde çocuğa ısrar ederlerse, belki çocuk o bölüme gidebilir. Ancak çocuğun severek yapacağı, başarabileceği ve sonunda mutlu olacağı bir mesleğe yönlendirilirmesi anne ve babanın görevidir. O halde çocuk, anne ve babasının yapmak isteyipte yapmadığını değil de, kendi yapmak istediğini yapmalıdır. Çocuk sahibi olmak, onları okutmak, büyütmek ve yetiştirmek, meslek sahibi olmalarını sağlamak, evlendirmek, uzun bir süreç ve oldukça emek dolu bir zaman dilimidir.

Isvicre'de egitim, cocuk egitimi - www.haberpodium.comAtasözümüzde de olduğu gibi “Kuzguna yavrusu şahin görünürmüş“ misali, anne ve babalar çocuklarının ilk doğduğu zamanlarda, onların eşsiz, güzel, zeki, belki de üstün yetekli olduğu gibi düşüncelere kapılabilirler. Anne ve babaların hayalleri çocukları büyüdükçe birbirini tutmayabilir. Bu durumda bazı gerçekleri kabul etmeleri gerekebilir. Örneğin çok dışa dönük, konuşkan ve girişken bir babanın çocuğu daha sakin yapılı, babaya göre belki “pısırık“ gelebilecek kadar farklı olabilir. Bu durumda anne ve baba çocuğunu doğmadan önceki kurduğu hayalindeki kalıplara sokmaya çalışması, aralarındaki ilişkiyi zora götürebilir.

Önceleri Anne ve babaların çocuklarını daha çok sınırlayan, kısıtlayan, daha çok anneye babaya bağlı olsun gibi sıkı disiplinli yaklaşımlar hakimken, günümüzde anne ve babalar; “çocuğum daha çok özgür olsun, kendine güvenen olsun, kendi ayakları üzerinde durabilsin“ gibi yaklaşımların olduğu görülmektedir. Anne ve babalar çocuklarını kendi hayallerindeki kalıba sokmaktan vazgeçtiklerinde, çocuk ile daha sağlıklı bir iletişime geçebilmekte ve çocuğun hayatına yön vermede çok daha başarılı oldukları gözlemlenmektedir.

Burada dikkat edilmesi gereken şey, özgürlük ve özgüven ile kendi başına bırakılma durumu arasındaki farkı gözden kaçırmamaktır. Kendine saygısı ve özgüveni olan, başkalarına saygılı, sınırlarını tanıyan, hak, adalet, doğruluk gibi değer yargılarına sahip bireyler yetiştirmek anne-babaların çocuklarına kazandırması gereken temel özellikler olmalıdır.

Çocuklara sorumluluklar verilmesi ve kendine yetebilme duygusunun geliştirilmesi önemlidir. Burada dikkat edilmesi gereken şey, çocuğu büyük bir yük altına sokmadan, yapabileceği ve başarabileceğine inandığınız konularda karar almasını sağlamaktır. İyi ve başarılı deneyimler edinmesini sağlamak, çocukların kendine yetkinlik duygusunun gelişmesinde gerekli tecrübelerdir.

Çocuklara, ailede değerli olduklarını, aile içinde alınacak kararlarda onların da düşüncelerini alarak ailede var olduklarını hissettirmek çok önemlidir. Ailede sevilen ve değerli olduğunu hisseden çocuk, ileride içinde yaşadığı toplumda da kendini özgüvenli ve değerli hissedecektir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Meral acar - www.haberpodium.com

Dr. Meral Acar

Çocuk Psikoloğu

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

 

Çok Kültürlü Ortam ve Önyargılar

 

“Hoşgörü, önyargı ve nefretin panzehiridir.“ diyor, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon.

Multikültürel bir ortam diye tanımladığımız Avrupa’da, 50 yılı aşkın bir süredir farklı kültürlere sahip topluluklar sosyal uyum ve huzur ile birlikte yaşamaktadırlar. Bu hedefe ulaşabilmek için birçok çalışma yapılırken, durum halen istenilen düzeye erişmiş sayılmaz. Buna dair entegrasyon çabaları hala devam etmektedir.

Çok kültürlü ortamlarda yaşayan insanların çoğunun en büyük engeli önyargılardır. Hepimiz geçmişte edindiğimiz tecrübeleri genelleyerek önyargılarla hayatımızı ne kadar zorlaştırdığımızın farkında değiliz malesef. Kimimiz dilinden, kimimiz ırkından kimimiz de inancından dolayı insanları gruplara ayırır ve rahatlıkla onlar hakkında konuşuruz.

Karşımızdaki insanı tanımadan önce onun hakkında yorum yapmak, onu eleştirmek, tanımak bile istememek ne kadar tehlikeli.

Konuyla ilgili bir araştırma değerlendirmesi

2015-16 öğretim yılında, Zürich Kanton'unda, Türkiye kökenli öğrencilere (2. sınıf - 9. sınıf) uyguladığım anket sonuçlarına göre, çocukların önyargılarla karşılaştıklarını gördüm. Öğrencilerin önyargı durumu ile başedebilmeleri konusunda nasıl bir yol izleyebileceklerini gözlemlediğim bu calışmamda öğrencilerin önyargı konusunda geri adım atmayı ve uzaklaşmayı tercih ettiklerini farkettim.

Araştırmalar, ev sahibi toplumun içinde yaşayan diğer kültürdeki toplumlara karşı belli bir mesafe ve önyargıların varolduğunu ortaya koymaktadır. Bu ev sahibi toplumun, farklı topluluklara karşı algılanan farklılığının ve sosyal mesafesinin artmasıyla birlikte önyargılar da ortaya çıkmaktadır.

Isvicre'de multi kulti egitim- www.haberpodium.comİçinde yaşadığımız toplumun kültürel değer ve yargılarını anlamadan, göçmenlerin entegrasyonunda karşılaşılan sorunları ve altında yatan nedenleri anlamak zordur.

Zürich Kantonu’nda yaptığım bu çalışmayla, çocukların ve gençlerin önyargılarını aşabilmelerini ya da hiç önyargı oluşmaması için kültürlerarası eğitimin önemli bir ihtiyaç olduğunu vurgulamak istedim. Farklı kültürden insanların bizden farklı görüşlere sahip olduğunu kabul edip olaya hoşgörü ile bakmamız gerekmektedir ki, biz de düşüncelerimize, kültür ve değer yargılarımıza saygı duyulmasını onlardan bekleyebilelim.

Anne- baba ve öğretmenlere düşen görev

Daha önceki yazılarımda eğitimin ailede başladığını birçok kez vurgulamıştım. Dolayısıyla anne ve baba bu konuda çocuklarına pozitif ve hoşgörülü ortamlar sunarak, çocuklarını kalıplaşmış önyargılardan uzak tutabilirler.

Anne-babalar çocuklarıyla beraber okulda ve oturdukları bölgede çeşitli spor kulüplerine, müzik, sanat ve kültürel etkinlikleri gibi ortak buluşma alanlarında yer alabilirler. Karşılıklı iletişimle, insanlar birbirlerini daha yakından tanıyabilir, önyargısız bir birlikte yaşama zemin hazırlayabilirler.

Şüphesiz, bu konuda çok önemli görevler düşüyor. Öğretmenlerin, kültürel farklılıkları bilmeleri ve sebeplerini anlamaları, farklı toplumlarla iletişimde önemli katkılar sağlayacaktır. Okul-Aile-Çocuk iletişimini temel alarak, çocuklarımıza yönelik olarak her zaman rehber olma yolunda gayret ve çaba göstermemiz gerekmektedir.

Kültürlerarası iletişimde söylemeden geçemeyeceğimiz diğer bir etken ise medya araçlarıdır.

50 yıldır hala göçmenler ve entegrasyon konusunda araştırmalara ihtiyaç duyuluyorsa, göçmen toplulukları kendi farkındalıklarını yükseltebilmek için daha bilinçli olmalıdırlar.

Çocuklarımızın okul başarılarının önemini, kendi kültürünün değer yargılarını benimsemiş, içinde yaşadığı topluma daha çok katılımcı ve kendini iyi ifade edebilen bireyler olarak yetişmesi gerçeğini, bu son araştırmam ile bir kez daha görmekteyiz.