причины заикания и симптоматика заикания                    

http://r-service77.ru/leon/cherez-skolko-v-inkubatore-poyavyatsya-tsiplyata.html через сколько в инкубаторе появятся цыплята İsviçre'deki haber kaynağınız.

проблемы инженерного мышления Berna Coban-www.haberpodium.com

подсмотрел пляж рассказы Berna Çoban

работа вахтовым методом с проживанием Diyetisyen

http://klvrt.ru/delo/changes-come-perevod.html changes come перевод Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

игра где ты на острове  

фильм приказ уничтожить  

http://magribart.ru/leon/moskovskaya-pensiya-skolko-sostavlyaet.html московская пенсия сколько составляет İçinizde büyüyen minicik bir varlık sizi mucizelere inandırıyor. Her geçen gün hayallerinizdeki bebeğe biraz daha benziyor. Bebeğinizin yaşamında önemli derece etkisi olan pek çok faktör varken, biliyoruz ki genetik faktörleri değiştiremeyiz. Ancak beslenme  tamamen bizim elimizde. Hamilelik sürecinizde sizin ve bebeğinizin sağlıklı olmasında beslenme çok önemlidir.

как делать скрины на телефоне samsung Hamileliğin ilk dönemlerinde bulantılar sizi biraz zorlasa da sonraki dönemde sağlıklı tercihler yapmak sizin elinizde. Hamilelik süresince amaç sadece yemek yemek değil, daha nitelikli ve yararlı besinler tüketmektir. Gebelikle birlikte sevdiklerinizin odak noktası olduğunuz için sağlıklı beslenmeniz onları da rahatlatacak ve oldukça mutlu edecektir. 

http://personalizedmedicinemanagement.com/community/novoe-raspisanie-dachnih-avtobusov-orenburg-2017.html новое расписание дачных автобусов оренбург 2017 hamilelik ve beslenme-www-haberpodium.comHamilelik döneminde beslenme çok daha fazla amaca hizmet eder. Sağlıklı bir bebek dünyaya getirmek, ideal ağırlıkta dünyaya gelmesini sağlamak, beyin gelişimini desteklemek, olası doğumsal hastalıklara karşı önlem almak, bebeğinizin gelecekteki besin seçimlerini etkilemek gibi etkenler için kaliteli beslenmek önemli. Bununla birlikte, hamilelikte ortaya çıkabilen sağlık problemlerini önlemek adına, daha rahat ve keyifli bir hamilelik süreci geçirmek ve iyi bir duygusal yoğunluk yaşamak açısından da önemlidir sağlıklı beslenmek.

Sağlıklı bir bebek ve sağlıklı bir hamilelik süreci için düzenli aralıklarla beslenmeye özen gösterin. Siz hiçbir şey yemediğinizde bebeğiniz sadece mevcuttakilerle idare edemez. Öğün sıklığı ve sayısını arttırarak düzenli bir besin akışı sağlamalısınız. Siz açlık duymasanız bile ufaklık acıkmış olabilir. Yapılan birçok çalışmada annenin sık aralıklarla beslenmesinin erken doğum ihtimalini düşürdüğü sonucu çıkmıştır. Gebelikte vitamin mineral dengesinin sağlanması, besin çeşitliliğinin artması gerekir.

Kendinizi iştahsız hissettiğiniz günlerde yükte hafif pahada ağır, yani miktarı küçük, besin değeri yüksek besinler tercih edin. Kalsiyum  ve demir içeriği yüksek, tam tahılların ve sağlıklı yağların olduğu, rengarenk sebze ve meyvelerle donattığınız bir beslenme planı kendinize ve bebeğinize vereceğiniz en büyük hediyedir. 

Anemi, preelamsi, gestasyonel diyabet (hamilelik şekeri), konstipasyon gibi etkiler sağlıklı beslenen hamile kadınlarda daha nadir görülür. İyi beslenmek aynı zamanda erken doğum riskini azalttığı gibi, kontrollü bir kilo alımı sağlar. Bu şeklide doğumdan sonraki süreçte eski zinde halinize daha çabuk dönebilirsiniz. 

 

 

 

 

 

 

 

 

Berna Coban-www.haberpodium.com

Berna Çoban

Diyetisyen

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

 

Şekerin sağlığımıza olumsuz etkileri olduğunu artık hepimiz biliyoruz. Fakat tüketim çılgınlığına da dur diyemiyoruz. Endüstriyel ürünlerdeki eklenti şeker miktarının her geçen gün artması bu durumun vehametini daha da arttırıyor.  

Şeker; kimyasal olarak karbon, oksijen ve hidrojen atomlarından oluşan bir karbonhidrattır. Bizim olumsuz olarak nitelendirdiğimiz şeker; fruktoz (meyve şekeri), glikoz, laktoz (süt şekeri ), sükroz (çay şekeri) gibi basit karbonhidratlara  verilen genel isimdir.

Şeker; şekerkamışı, şeker pancarı, üzüm, hurma gibi bitkilerden elde edilir. Şeker pancarı ve şekerkamışından elde edilen sakaroz, günlük hayatımızda kullandığımız şekerdir. Şeker pancarı daha ılıman bölgelerde, şeker kamışı ise daha çok tropik ve subtropik bölgelerde yetiştirilir.

Sağlığımızı tehdit eden şekerler; besinlerde doğal olarak bulunmayıp yiyeceklere işlenme, üretim sırasında sonradan eklenen şekerlerdir. Bunlar basit şekerdir ve kalori bakımından zengindirler. Sindirim süreci kolay olduğu için bağırsaklardan 15-20 dakikada emilip kana geçer. Kan şekerinde değişikliklere sebep olarak ani yükselme ve düşüşlere sebep olabilirler.

Basit şeker kaynakları, tek başına alındığında yani protein, vitamin ve mineraller olmadığında enerji üretilemez. Bu nedenle şeker, 'boş kalori kaynağıdır'.

Enerji kaynağı olarak karbonhidratlar kullanırız ama önemli olan tükettiğiniz karbonhidratın kompleks karbonhidrat olmasıdır. Kompleks karbonhidrat  içeren meyveler, sebzeler, bakliyat ve tam tahıllı gıdalar sağlıklı bir sindirim sistemi için gerekli olan posa bakımından da zengindir. Böylece içerdikleri posa sayesinde kan şekerindeki ani değişiklikleri engellerler.

Dünya Sağlık Örgütü’nü Mart 2015’te yayınladığı bir bildirgede sağlık için günlük eklenti şeker alımını, günlük enerji ihtiyacının % 5’ine indirilmesini öneriyor. Ortalama bir bireyin günlük enerji ihtiyacını 2000 kalori olarak kabul edilirse; 100 kalorilik şeker 25 gram eder (Bitkilerden elde edilen şekerin her 1 gramı 4 kaloridir.)

Farkında olmadan basit şeker almamıza neden olan besinlere baktığımızda; hamurlu, meyveli, sütlü tatlılar, dondurma, reçel, marmelat, bal, pekmez, kolalı ve gazlı içecekler, limonata ve şekerli meyve suları, hazır sebze suları, kek, kurabiye gibi  hamur işleri, aromalı süt ve süt ürünleri (meyveli yoğurtlar vb.), çikolata, bisküviler, şekerlemeler, barlar, aromalı kahveler gibi sayısız besin  sıralanabilir.

Bu besinlerdeki şekeri fark edebilmek için de etiket okumak çok önemlidir.  Şeker, dektroz, glikoz şurubu, früktoz, mısır şurubu, elma suyu konsantresi, yüksek fruktozlu mısır şurubu, üzüm suyu konsantresi, sükroz, maltodekstrin gibi isimlerle paketli ürünlerden karşımıza çıkabilir.

Günlük hayatımızda şeker yerine kullanılabilecek  besinlere baktığımızda; çay şekeri olarak nitelendirdiğimiz sükroz, beyaz şekerin, şeker yapımında şeker kamışı melasıyla tekrar karıştırılarak boyanmasıyla elde edilen esmer şeker, yüksek fruktozlu mısır şurubu, besin değeri normal şekere göre daha yüksek olan bal , pekmez, akçaağaç şurubu, bunların dışında  hurma şurubu, agave şurubu, hindistan cevizi şekeri ve esmer pirinç şekeri gibi pek çok ürün bulunuyor.

Sekerin zararlari- www.haberpodium.com

Şekerin ölçüsüz kullanımı vücudumuz için tam bir zehir etkisi yaratır. Fazla şeker tüketiminin  diyabet, obezite, kalp hastalıkları, hipertansiyon gibi pek çok hastalığı tetiklediğini biliyoruz.

Aşırı şeker tüketimi hareketsizlikle birleştiğinde karaciğer yağlanmasına neden olur. Bu da insülin direnci ve metabolik sendrom denen duruma altyapı hazırlar. Kan şekerinin hızlıca yükselmesi sonucunda pankreas aşırı insülin salgılar. İnsülin, şekeri regüle ettikten sonra fazlası vücutta yağ olarak depolanır. Kan şekerindeki ani düşüş ise sürekli acıkma hissine ve yemeye yol açar. Bu da vücutta bir kısır döngüye sebep olarak yemek yeme isteğini arttırır. Kan dolaşımıyla vücudun her tarafına taşınan şeker özellikle de göbek, kalça, göğüsler, bacağın üst kısmında depolanır. Estetik olarak olumsuz etkileyen yağ depolanmasının dışında  yağ asitleri kalp, karaciğer ve böbrek gibi organlara dağılıyor. Organların etrafı yağ ile kaplandığında ciddi sağlık sorunları da ortaya çıkabiliyor.

Şeker tüketiminin, beynin ödül merkezini uyararak bağımlılık yaptığı ve daha çok yemeye teşvik ettiği ortaya konmuştur. Bir ay gibi kısa bir süre içerisinde yüksek miktarda şeker ve doymuş yağ tüketen kişilerin hafıza testlerinde daha kötü bir performans gösterdikleri anlaşılmıştır. Bu da şekerin kısa vadede hafızaya zarar verdiğini gösterir. Araştırmalara göre; şekere olan bağımlılığınızdan kurtulmaya çalıştığınızda; anksiyete, huzursuzluk, depresyon gibi yoksunluk belirtileri ortaya çıkabiliyor.

Hamileler üzerinde yapılan bir çalışma, annenin hamilelik sürecinde tükettiği şekerli besinlerin, çocuğun ilerleyen zamanlardaki yiyecek tercihlerini etkilediğini ortaya koymuştur. Çocuklar, anne karnı dahil olmak üzere, ne kadar erken yoğun şekerli tatlarla tanışırlarsa, ilerleyen senelerde de bu tatları tercih etme ihtimalleri o kadar artıyor.

Sekerin zararlari- www.haberpodium.com

Şeker tüketimi, kanser riskini de ciddi anlamda arttırıyor. Moleküler düzeyde  yapılan bilimsel araştırmalar, kanserli hücrelerin sağlıklı hücrelere göre şekeri 50 kat daha fazla kullandığı ve bu nedenle kanser hücrelerinin vücutta daha hızlı çoğalmasına neden olduğu üzerinde durmaktadır.

Şeker hafıza sorunlarına da neden olmaktadır. 1 ay gibi kısa bir süre içerisinde yüksek miktarda şeker ve doymuş yağ tüketen kişilerin hafıza testlerinde daha kötü bir performans gösterdikleri ortaya konulmuştur. Bu da şekerin kısa vadede hafızaya zarar verdiğini gösterir. Amerikan Beyin, Davranış ve Bağışıklık dergisinde yayınlanan bir makaleye göre, sadece bir hafta bile yüksek şekerle beslenmenin hafızayı bozabilmede yeterli olduğu anlatılmaktadır.

Tat algısının bozulmasının da nedenlerinden biridir şekerli besinler. Yüksek şekerli beslenmek, tat duyusunu etkileyerek, sonrasında daha çok bu tür besinler tüketmeye teşvik eder. Çünkü tat duyusu yoğun şeker tadını normal olarak görmeye başlıyor ve sebze meyve gibi doğal besinlerin tatlarını alamamaya başlıyorsunuz. Bu nedenle kendinizi sürekli şekerli yiyecekler isterken ve tüketirken buluyorsunuz.

Şeker, cilt sıkılığını, elastikiyetini sağlayan ve deri hücrelerinin sürekli yenilemesine yardımcı olan kolajen dokunun azalmasına, yaşlanan deride
kırışıklığın artmasına neden olmaktadır.

Diş sağlığımız için de büyük tehdittir şeker. Ağızda bulunan bakterilerin şekeri kullanmaları sonucu asit üretimi ve diş çürükleri görülebilir. Diş kaybına ve beslenme durumunun kötüleşmesine neden olabilir.

Şekerin varlığı besinlerimizi  sarmış ve sağlığımızı tehdit ederken  bizlere de düşen görevler var elbette.  İşte 10 maddede şekeri bırakma önerileri :

  1. Gerçek şeker ile yapay şekerin (tatlandırıcı) yerini değiştirmek yerine şekersiz beslenmeye alışmalıyız. 21 gün deneyin başardığınızı göreceksiniz. 
  2. Şeker tüketimi ile arttırmaya çalıştığımız seratonini salgılatmak için egzersiz programı çok iyi bir alternatif olabilir.
  3. Besin öğeleri dengesini sağlayarak, sağlıklı atıştırmalıklarla ara öğün yaparak iştah kontrolünde daha başarılı olabilirsiniz. 
  4. Süt grubunu beslenmenize mutlaka arttırın ve ağırlık denetimini daha rahat yapın. Şekerli besinlere en iyi karşı koyma yöntemi onlar hiç görmemektir.
  5. Evde veya işyerinde şekerli besin bulundurmamak otokontrolünüzü arttıracaktır.
  6. Şekerli besinlerden uzak durabilmek için uyku düzeninize de çok  dikkat edin.
  7. İşlenmiş, paketli ürün tüketimini ,yüksek kalorili hazır sos tüketimini azaltın.
  8. Etiket okuma alışkanlığı kazanın ve günlük 25 gr eklenti şeker sınırını  aşmayın.
  9. Şekeri sadece yemiyoruz büyük bir çoğunluğunu da içerek alıyoruz. Bu nedenle meyve suyu-  gazlı, şekerli içecek tüketimini sınırlayın.
  10. Günlük yaşamınızda elbette tatlı isteği duyabilirsiniz. Şeker  gereksinimini meyveler ile bastırmak daha masum bir çözüm olacaktır.

Şeker tüketimini azaltın, geleceğinizi tatlı tatlı zehirlemeyin. Dengeli ve ölçülü beslenme ile sevdiğiniz besinlerden vazgeçmeden sağlıklı kalmak mümkün…

 

 

 

 

 

 

 

 

Berna Çoban

Diyetisyen

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

 

 

Kahvesiz güne başlayamıyorsanız kafeinin etkilerini ve tüketim miktarını bilmenizde yarar var. Bu ayki yazımda tüketim sıklığı ve kullanım alanları gün geçtikçe artan kafein içerikli ürünlerin vücudumuzdaki etkilerine değinmek istiyorum.

Kahve,  tropik ülkelerde  yetişen coffea arabica, coffea caneford gibi kahve ağaçlarının tohumlarından elde edilir. Tüketimin büyük bir kısmını Brezilya karşılar. Yetiştirildiği bölgenin özelliğine göre kahve türleri değişir ve çeşitlenir.

Kafein ise , bazı bitkilerin yaprak, tohum veya meyvelerinde doğal olarak bulunan bir kimyasaldır. Kahve, çay, kakaolu içecek ve yiyecekler, kola, çikolata, enerji içecekleri, ve bazı ilaçlar kafein içerirler.

Kafein farmakolojik olarak orta seviyeli bir merkezi sinir sistemi uyarıcısıdır. Bu nedenle daha zinde hissetmenizi sağlar  ve performansı, kas koordinasyonunu arttırır. İş yükümüzün arttığı ve hayatın hızlı aktığı bir dünyada kafein vazgeçilmez olması da kaçınılmazdır. Melatonin seviyesini etkileyerek  uykuya direncinizi arttırır.

Kahve ve saglik-haberpodium.comKafein, konsantrasyonunun artışı ile beyin damarlarında dilatasyon (genişleme) sonucu hipotansiyon ve solunum rahatsızlıklarına karşı olumlu katkıda bulunur. Akciğerlere giden solunum yollarını rahatlatır ve astım krizlerini azaltıcı etki gösterir. Gastrointestinal sistemi etkileyerek kabızlığın giderilmesinde rol oynar. 

Yapılan çalışmalar, kafein tüketimi ile mental fonksiyonlarda artış olduğunu, Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıkların riskinin azaltılabileceğini ortaya koymuştur. 

Kafein tüketiminin kilo kaybı sağlamaya etkisi olduğu düşüncesi ise tam olarak gerçeği yansıtmamaktadır. Bununla ilgili yeterli çalışma yoktur. Diüretik etki yaratarak vücuttan sıvı kaybına neden olur.   Bu nedenle oluşan kilo kaybı ise yanıltıcıdır. Kafeinin kalorisi yoktur ancak kafein içeren bazı içecek ve yiyeceklere süt, krema veya şeker eklenmesiyle yüksek kalori içerebileceği dikkat edilmesi gereken bir husustur.

Kafein, miktar kontrolü yapılmadığı zaman bazı vitamin ve minerallerin emilimlerini olumsuz etkiler. Kalsiyum atımını arttırdığı için osteoporoz, osteopeni  gibi kemik rahatsızlıkları oluşabilir. Dokular arasında su toplanması ile birlikte selülit oluşumunu tetikler. Mide asiditesini arttırarak gastrit, ülser gibi mide rahatsızlıklarına neden olabilir veya bunların şiddetini arttırabilir. Tansiyon yüksekliğine neden olup taşikardik etki gösterebilir. Hipertansiyon problemleri olanlar veya kalp hastalığı olanlar kafeini dikkatli tüketmelidirler.  Depresyon, panik atak gibi sağlık problemlerinde de kafein kişiyi daha duyarlı hale getirebilir. Bu nedenle sınırlı miktarda kafein tüketmeleri veya kesmeleri uygundur.

Kafeinin olumsuz etkileri genellikle doz aşımı ile ilişkilidir. Günlük 500-600 mg’ın (4-7 kupa kahve) üzerinde kafein tüketimi çoğu kişide uykusuzluk, asabiyet, huzursuzluk, tedirginlik, bulantı ve gastrointestinal problemler, hızlı ya da düzensiz kalp atışı, kas krampları, baş ağrısı, anksiyete gibi sorunlara neden olur. Bu belirtiler çoğu kişide 200-300 mg’ın (2-4 kupa kahve) altında kafein alımında gözlenmemektedir.

Özellikle dikkat edilmesi gereken bir başka nokta da hamilelik döneminde kafein kullanımının düşük riskini arttırmasıdır. Plesentaya nüfuz eden kafeinin fetüste toksik etki yaratması düşüğe neden olmaktadır. İnfertiliteye (kısırlığa) neden olabileceğine dair çalışmalardan ötürü hamile kalmak isteyen kadınların da bir süre kahveden uzak durması önlem almak açısından yararlı olur.

Gebelik durumu dışında günlük 300 mg kafein alımı güvenilirdir. Kafeinin vücuttaki etkisinin kişiye göre değişkenlik göstereceği de önemli bir detaydır.

Sağlıklı beslenme yolculuğunda kafein elbette tüketilebilir. Burada önemli olan miktar kontrolüdür ve  bir kahvenin kırk yıl hatırının olduğu da unutulmamalıdır…

 

 

 

 

 

Berna Coban-haberpodium.com

Berna Çoban

Diyetisyen

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

 

Su, en hayati besin öğemizdir. Dolaşım ve sindirim sistemlerinin çalışmasında, besin öğelerinin taşınmasında birincil ihtiyacımız olup, vücudumuzdan artık ve zehirli maddelerin atılmasında çok önemli bir role sahiptir.

Vücudumuzdaki bütün hücrelerin çoğunluğunu oluşturan suyun bazı etkilerini şöyle sıralayabiliriz;

-       Hücrelere besin ve oksijen taşıyarak, atıkları uzaklaştırır.

-       Kan ve lenf sistemlerimizin en büyük kısmını oluşturur.

-       Böbreklerimizin toksik maddelerden temizlemesini sağlar

-        Kan basıncımızı kontrol eden elektrolitlerin dengelenmesine yardımcı olur.

-       Sıcak havalarda vücudumuzu serin tutar ve soğuk havalarda vücut izolasyonunu sağlar.

-       Vücudumuzun ihtiyacı olduğu birçok minerali almamızı sağlar.

-       Kilo vermemizde ve kilomuzu korumamızı da yardımcı olur.

-       İştahı doğal olarak bastırır ve depo yağların metabolize olmasına yardımcı olur.

su icmek sagliklidir-haberpodium.comİncelemeler ve yapılan araştırmalar göstermiştir ki, alınan su miktarı azaltılınca vücutta depolanan yağ miktarı artmaya başlamaktadır. Bunun sebebine gelince; böbrekler yeteri miktarda su alamadığında iyi çalışamaz. Böyle olunca da yükün bir kısmı karaciğere kalır. Karaciğerin başlıca görevi depolanmış yağları bedenin kullanabileceği enerjiye dönüştürmektir. Bu durumda karaciğer böbreklerin işini de üstlenirse tam kapasite ile çalışamaz ve giderek daha az yağ mobilize etmeye başlar. Bu da yağların vücutta toplanmasına, dolayısı ile kilo kaybının durmasına neden olur.

Bedeninizde su atamamak sizin için sürekli bir sorun ise, bu durumun sebebi fazla tuz olabilir. Ne kadar fazla tuz yerseniz bedeniniz bunu sulandırmak için o kadar fazla suya ihtiyaç duyacaktır. Şişmanların daha çok suya ihtiyaçları vardır. İri kişilerin metabolik yükleri fazladır.

Su, kasların dengesini sağlar. Çünkü kasların kasılma anındaki doğal fonksiyonlarını düzenlemeye yardımcı olur. Kurumayı ve kilo vermeden kaynaklanan deri sarkmalarını önler. Bedenin atıklardan kurtulmasına yardımcı olan su konstipasyon (kabızlık) problemini de önler. Su bağırsakların düzenli çalışmasını sağladığı için yukarda sayılan tüm nedenler ve bağırsakların çalışmasını sağlaması nedeniyle kilo kaybetmek için su içmek gerekir.

Su, yaşamımızda vazgeçilmez olmasına rağmen temel problem, su içme kültürünü geliştiremeyişimizdir. Bir yetişkin günde aşağı yukarı 12 bardak su kaybeder. Bu nedenle kaybedilen suyun yerine konulması gerekir. Su haricinde içtiğimiz diğer içeceklerden su ihtiyacımızı karşılayamamaktayız. Bu nedenle kaybettiğimiz suyun yerine konması ve vücudumuzun fonksiyonlarının yerine getirebilmesi için günde 2-2,5 lt su içilmelidir. Eğer egzersiz yapıyorsanız, yahut havalar sıcak ve kuruysa tüketilen su miktarı arttırılmalıdır.

Hem kendimiz hem de çocuklarımız için su içme kültürünü kazanmalıyız. İşte ya da evde mutlaka suyu yakınlarımızda tutmalıyız. Hatta su içmeyi kendimize hatırlatmalıyız. 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Berna Çoban

Diyetisyen

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

 

Beslenme, çocukların fiziksel, mental ve sosyal gelişimini doğrudan etkilemektedir.  Büyüme ve nöromotor gelişmenin yanı sıra, beslenmenin  erişkin döneme ve topluma olan getirileri de yadsınamayacak düzeydedir. Çocuklara yeterli ve dengeli beslenme eğitiminin verilmesi  ve yaşam şekli haline getirilebilmesi çok önemlidir. Bunun gerçekleştirilebilmesi de besinleri çocuklara uygun hale getirmek ve yemek için doğru zamanı ve yeri seçmek ile mümkün olmaktadır.

Çocukların besine karşı pozitif davranışlar geliştirmesi ve olumlu alışkanlıklar edinmesi için beslenme eğitimi almaları ve aile içerisinde yapılan uygulamalar büyük önem taşımaktadır. Öncelikle ebeveynlerin çocuklarına örnek olması daha kalıcı alışkanlıklar edinmelerini sağlayacaktır. Çocukların büyüme hızı bebeklere oranla daha düşük olmasına karşın, oyun aktiviteleri ve büyümenin diğer aşamaları için gereken yakıtı sağlamak için yeterli enerjiyi almalıdırlar. Çocuklar için sağlıklı beslenme; şişmanlık, kalp hastalıkları, kanser ve diğer kronik hastalık riskini azaltmada yardımcı olur. Çocuklar kalsiyum, protein, A vitamini ve demir gibi pek çok besin öğesine ihtiyaç duyarlar. Besin çeşitliliği sağlayarak gereksinim duyulan besin öğeleri karşılanır ve çocukların bu besinleri sevmeleri sağlanabilir.

Öğün sayısı ve sıklığı, porsiyon büyüklüğü de  çocuk beslenmesinde bir diğer önemli faktördür.  Bu konuda büyük ölçü de ebeveynlerin rehberlik etmesi gerekmektedir. 

 

Geleceğin yetişkinlerine sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırmak için siz neler yapabilirsiniz ?

  • Çocukların yetişkin porsiyonlarını tüketemeyeceklerini bilmeli ve çocukları bu konuda asla zorlamamalısınız.
  • Okul çağı ve öncesinde çocukların tüketebilecekleri porsiyon miktarları yetişkinlerin dörtte biri ile  üçte biri kadardır.
  • Çocuklara tüketebileceğini düşündüğünüz miktarda besin verin .
  • Çocuklarınız doyduğunu söylediğinde onlara uyum sağlayıp kararlarına saygı duyun.
  • Çocuğunuzun tabağını tamamen bitirmesi için baskı yapmayın. Bu çocuğunuzun besinlerden uzaklaşmasına ve ileriki dönemlerde yeme bozuklukları yaşamasına neden olabilir.
  • Fiziksel aktivite yapmaya teşvik ederek zihinsel ve fiziksel açıdan gelişmesini destekleyin.
  • Aktivite çocuğun iştahını arttıran bir faktör olduğu için aktivite zamanlarını yemek öğünlerine göre ayarlayın.
  • Menü planlarken besin çeşitliliğini arttırmayı hedefleyin.
  • Ailece bütün besin gruplarını içeren öğünler tüketmeye çalışın. Çünkü çocuklarınız sizi izleyerek öğreneceklerdir.
  • Uzanarak ve ayakta yemek yeme davranışını önleyin. Yemek yerken oturmaya teşvik edin.
  • Yemeği ödül aracı olarak kullanmayın. Çocuklarınızı ilgi ve sevgiyle ödüllendirin.
  • Çocuklarınıza tıpkı yetişkinler gibi yemek seçme şansı verin.
  • Yasaklar değil kurallar koyarak eğitin. Yasaklanmış besin kavramından vazgeçin bu çocuğunuzun daha çok o besini arzu etmesini sağlar.
  • Besinleri  renkleri ile kombine ederek farklı sunumlarla tanıtın.
  • Çocuklarınıza kendi kendine servis yapmaya teşvik edin.
  • Televizyon, tablet karşısında yemek yemeyin. Yemek saatini size özel bir saat olarak belirleyin.
  • Tatlıları ana yemek yapmaktan ve ödül olarak sunmaktan kaçının.
  • Yemek yedikleri süre boyunca onlara zaman konusunda baskı yapmayın.
  • Çocuklar bu dönemde oyun oynamayı çok sevdiği için yemek yeme süresini de eğlenceli hale getirin.
  • Yemek yerken günlük hayatınızdan bahsedin ve onunla sohbet edin.
  • Çocuklarınızı mutfak işlerine dahil edin ve  kendi hazırladıkları besinleri yeme zevkini yaşamalarını sağlayın.
  • Öncelikli olarak dikkatinizi çocuğunuzun yemeğine değil onun yeme davranışlarında olan pozitif gelişmelere odaklayın.
  • Ana öğünlerin içeriği ve çeşidi yanında ara öğün tüketimi de çok önemlidir. Atıştırılan ara öğünler yemeklerde yetersiz alınan enerjiyi ve besin öğelerini tamamlarlar. Eğer bu atıştırmalar yüksek kalorili yiyecekler oluyorsa o zaman dikkatli olunmalıdır. Ara öğünlerin tam bir öğün yerini almamasına ve  ana öğünleri tamamlayıcı nitelikte olmasına özen gösterin.
  • Öğün planlamasını 2-2.5 saatte bir öğün olacak şekilde ayarlayın.
  • İştahsızlığı varsa  buna yol açan durumu belirleyip, çözmeye çalışın.
  • Çocuğun ağırlık ve boy artışına göre büyüme eğrisini takip edin. Gerekirse klinik değerlendirme talep edin.

Çocuk beslenmesi  ve ailelerin beslenme eğitimi  biz diyetisyenler  için geleceğe dair en büyük  kazanımdır. Bu sayıda ilk etapta beslenme davranış modellerinden bahsettim. İlerleyen zamanlarda çocuk beslenmesinde besin grupları ve porsiyonlarını da  paylaşacağım.  

 Daha sağlıklı  nesiller için bugün siz örnek olun…

Sevgiler