İsviçre'deki haber kaynağınız.

Berna Çoban

Diyetisyen

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

 

 KANLI CANLI ANNELER, KANLI CANLI BEBEKLER!

 

Gebelikte en sık karşılaşılan sağlık problemlerinin başında anemi gelir. Anne adayının en çok ihtiyaç duyduğu, bebeğini beslemek adına kan hacminde meydana gelen artış demir eksikliği anemisini tetikler.

Anemi, terimsel olarak kandaki hemoglobin seviyesinin 11 < g/dl olması durumu olarak tanımlanır. Dünya üzerinde pek çok kadının anemiye yatkınlığı söz konusudur. Bununla birlikte gebelik sürecinde plazma hacmi artar ve hemoglobin seviyesi düşer. Demir eksikliği anemisi; baş dönmesi, halsizlik, yorgunluk, iştah kaybı, tırnak incelmesi, avuç içinde solukluk, hızlı ve sık nefes alıp verme ile kendini belli eder.

Gebeliğin 2. ve 3. trimestırında demir eksikliği ile daha çok karşılaşılmaktadır. Özellikle de annenin beslenme yetersizliği, sık enfeksiyonlar, ardarda yaşanan gebelik veya düşük öyküleri annelerin anemi yani kansızlık problemi yaşamasını tetikler. Çok sayıda ve sık aralıklı hamile kalmak anemi oluşumunu arttırır. Bu nedenle 2 gebelik arasındaki sürenin minimum 2 yıl olması önerilmektedir.

Anemi aynı zamanda annenin genel sağlığını bozar. Gebelik kayıpları, anne ölümleri, bağışıklık sisteminde zayıflamaya, düşük doğum ağırlıklı bebek dünyaya getirme riskinde artışa sebep olur. Bebekte ise büyüme ve gelişme geriliği yaşanmasına, motor gelişiminde bozulmalara, gelecekte dil gelişiminde bozukluklara, dikkat eksikliği görülmesine, bağışıklık sisteminde zayıflamaya, okul başarısının olumsuz etkilenmesine neden olur.

Hamilelik süreci boyunca sağlıklı ve huzurlu olmak, bebeğin gelişimine en doğru şekilde katkıda bulunmak için beslenme eğitimi ve planlanması çok önemlidir. Anemi riskine karşı, demir ve C vitaminlerinden zengin bir beslenme planlanması, gerekirse demir takviyesi yapılması, olası bir parazit olmasına karşı gerekli testlerin zamanında yapılması önemlidir.

Beslenme programınızda demirden zengin besinlerin bulunması çok önemlidir. Kırmızı et, kümes hayvanları, balık, yumurta, pekmez, kuru meyveler, kuru yemişler, baklagiller gebelikteki beslenme programlarının vazgeçilmezi olmalıdır. Sadece demirden zengin beslenmek de annenin ve minik bebeğinin demiri kullanmasında yeterli olmayabilir. Bu nedenle demir emilimini arttıracak C vitamini içeriği yüksek besinleri de bu programa dahil etmek akıllıca olacaktır. Örnekleyecek olursak; kırmızı etin yanına tüketeceğiniz bol limonlu bir yeşil salata sizin için hem sağlıklı hem de lezzetli bir seçenek olacaktır. Bunun dışında zaten gebelikte çok da önermediğimiz çay – kahve tüketiminin de demir emilimini engellediğini unutmamak gerekir.   

Sağlık için beslenme vazgeçilmez bir unsurdur. Sağlıklı bir çocuk dünyaya getirmek, aynı şekilde ona yetebilecek sağlıklı bir anne olabilmek adına sağlıklı besinlerle doğru tercihler yapılması dileğiyle…

 

 

 

 

 

 

 

 

Berna Çoban

Diyetisyen

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

HAYATINIZIN TADI TUZU KAÇMASIN DİYE…

 

İnsanlık dünden bugüne besinlerin saklanması, raf ömürlerinin uzaması için lezzet arttırıcı tuzu kullanmıştır.  Sofra tuzu olarak kullandığımız şey sodyum klorürdür. Tuz ideal oranlarda tüketildiğinde vücudun ihtiyacı olan soydum ve klorürün karşılanması için iyi bir kaynaktır.

Sodyum vücudumuzda su ve asit-baz dengesinin düzenlenmesinde önemli rol oynar. Doğa   bu nedenle oldukça cömert davranmıştır. Sodyum pek çok besinde doğal olarak bulunur.  Dünya Sağlık Örgütü’ne göre günlük tüketmemiz gereken sodyum miktarı 5 gramdır. Bunun dışında aşırı tuz kullanımı hem bağımlılık yapar hem de sağlığınızı ciddi anlamda olumsuz etkiler. Sodyumun fazla alınması halinde artan kan basıncı hipertansiyon, kalp hastalıkları ve böbrek hastalıkları için risk faktörüdür. Eksik sodyum alımı da kas yorgunluğu, kramp, iştah mekanizmasında bozulmalara ve solunum problemlerine sebep olur.

Tuz tüketimindeki günlük 6 gramlık bir azalma, daha düşük kan basıncı sonucu inmelerde % 24’lük, koroner kalp hastalıklarında ise % 18’ lik bir azalma sağlar. Bu dünya genelinde yaklaşık 2,5 milyon ölümün önlenebileceği anlamına gelmektedir.

En hassas damar yapısına sahip olan böbrek ve göz için tuz bağımsız bir risk faktörüdür.  Yapılan bir çalışmada 40 hipertansif vakada günlük tuz alımının 10 gramdan 5 grama düşürülmesi ile 24 saatlik idrar protein değerlerinin % 19 azaldığı ortaya konmuştur. Bu demek oluyor ki akılcı tuz kullanımı böbrek hastalıklarının ilerlemesini yavaşlatmaktadır.

Tuzun fazla tüketilmesi halinde kandaki sodyum oranı artar ve vücutta ödeme sebep olur. Fazladan alınan her 1 gr. tuz vücutta 200 ml (1 su bardağı kadar) kadar su tutar. Ayrıca fazla tuz alımı idrarla kalsiyum atımını da beraberinde getirir. Kemiklerden kalsiyum kaybı ise osteeporoz (kemik erimesi) ve kemik kırılganlık riskinin artmasına sebep olur.

Tuz sindirim sistemi içinde ciddi bir risk faktörüdür ve mideyi ciddi anlamda tahriş eder.  Yapılan araştırmalarda Japonya mide kanseri görülme sıklığında Dünya birincisidir. Bunun sebebi ise, toplumsal olarak besinlerinin çoğunun tütsülenmiş veya ekstra tuzlanmış gıdalardan oluşmasıdır.

Tuz Çeşitleri

Günümüzde tuz seçenekleri de oldukça arttığı için tercih konusunda da soru işaretleri artmıştır. Deniz tuzu, sofra tuzu, kaya tuzu, himalaya tuzu gibi kristal tuz çeşitleri mevcuttur.   Deniz tuzu; deniz suyunun buharlaştırılması sonucu elde edilir. Çevre kirliliğinden ve ağır metallerden çok daha fazla etkilenir. Kaya tuzu ise bu faktörlere maruz kalmadığı için daha güvenilirdir. Kristal tuz ise basınç altında yoğunlaştırılarak elde edilen bir tuzdur. En popüler kristal tuz çeşidi himalaya tuzlarıdır. Himalaya tuzlarının tanecikleri daha küçük ve ince oldukları için hücre içine daha rahat girer. Diğer tuzlarla karşılaştırıldığında en sağlıklı tuzdur.

Soframızda en çok yer edinen rafine tuz ise birçok işlemden geçerek oluşur. İyot eklenmesi sonucu ise iyotlu tuz adını alır.  İyot vücudumuz için gerekli bir mineraldir. Tiroid hormonlarının çalışmasında etkilidir. Çoğunlukla iyotlu tuz kullanılması gerekir. Ancak çeşitli sağlık problemlerinde doktor önerisiyle iyot kısıtlamasına gidilebilir. Tuz konusunda bilinçli ve dikkatli olmak da yarar vardır.

Yemeklerin tadına bile bakmadan eklenen tuzun beraberinde götürdükleri hiç de hafife alınacak gibi değil. Tuz alımını minimalize etmek için yemekleri baharatlarla tatlandırmak, salatalara limon, sirke gibi besinlerle lezzet vermek daha yararlı olacaktır. Bu şekilde Tat algınızın değiştiğini ve tercihlerinizin değiştiğini zamanla göreceksiniz. Beslenmek ölçülü olduğunuz müddetçe keyifli ve özgür bir eylemdir. Siz yeter ki sağlıklı yaşamın güzellikleri ile tanışın… 

 

 

 

 

 

 

 

Berna Çoban

Diyetisyen

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

 

 

D vitaminini eksikliği artık küresel bir sorun haline geldi. Pek çok insanda eksikliği görülen D vitamini yağda eriyen bir vitamindir ve en temel kaynağı ise güneş ışınlarıdır. Bu nedenle bu vitamine kış aylarında daha çok ihtiyaç duyarız. Yaz aylarında güneş alan ülkelerde eksikliğine bir nebze daha az rastlansa da genel olarak bir yetersizlik söz konusudur.

Kilo artışı ile birlikte bu durum daha da tetiklenir, emilim problemleri artar. Obezitenin artması ve D vitamini düşüklüğü tesadüf değildir. Halsizlik, yorgunluk, depresyona eğilim, kasların zayıflaması da D vitamini eksikliğinin ortaya çıkardığı sonuçlardır.

Özellikle güneş ışığına daha az maruz kalan kişiler, emziren anneler, bebekler, yaşlılar, çok düşük yağlı, düşük kalorili diyetlere maruz kalanlar, obezite problemi olanlar D vitamini eksikliği daha sık yaşarlar.

D vitamini vücutta kalsiyum emilimini arttıran bir vitamin olarak karşımıza çıkar. Kalsiyumun bağırsaklardan emilimine katkıda bulunan D vitamini, kan kalsiyum seviyesinin artmasına, böylece de kas ve kemik sağlığına yarar sağlar. D vitamini eksikliğinde bu nedenle çocuklarda raşitizm, yetişkinlerde osteomalasia, osteoporoz gibi kemik rahatsızlıkları görülebilir. Bununla birlikte diş sağlığının devamlılığı içinde D vitamini seviyesi önemlidir.

D vitamini düzeyinin yeterli olması bağışıklık sistemini düzenler.  Böylece immun sistem hastalıklarının önlenmesinde ve hastalıkların bu tedavisinde başarı sağlanır. Multiple skleroz ve romatizma gibi hastalıklara sahip olan bireylerin yaşam kalitesini arttırır.

D vitamini kan şekerinin dengelenmesinde de dolaylı yarar sağlar. Pankreasın beta hücrelerinden salgılan ve kan şekerini dengelemekle görevli insülin hormonunun salgılanmasına destek olur. Genel tabloda, tip 2 diyabet ve insülin direnci tedavisinde başarı oranını yükseltir.

Damarlardaki kan basıncını dengeler ve hipertansiyon riskini düşürürken böbrek fonksiyonlarını korur.  Kan kolesterol seviyesini dengeleyerek kardiyovasküler hastalıkların gelişmişini önler.

Yapılan araştırmalar sonucunda, ideal seviyede D vitaminine sahip olan insanlarda meme, prostat ve kolon kanseri riskinin daha düşük olduğu ortaya konmuştur. Özellikle meme kanseri riski önemli oranda azaltmaktadır.

Günlük D vitamini alımı ise yetişkinler için 19-70 yaş 600 IU, 70 yaş üzeri: 800 IU; bebekler için 0-12 ay: 400 IU, çocuklar için 1-13 yaş 600 IU ; hamilelik ve emzirme dönemi için ise  15 mikrogram şeklindedir.

D vitamininin en temel kaynağı güneştir. Güneşli günlerde sadece öğle saatlerinde 15-30 dakika arası güneşlenmek D vitamini ihtiyacınızı karşılayacaktır. Beslenme yoluyla karşılayabileceğiniz gıdalar ise peynir, tereyağı, yağlı balıklar, balık yağı, yumurta sarısı ve karaciğerdir.

D vitamini alımının fazlası da toksik etki gösterir. Çünkü aşırı alımlarda vücutta depolanma riski artar. Bulantı, kusma, iştah kaybı, kabızlık, halsizlik, kilo kaybı ve serum kalsiyum düzeyinde yükselme görülür.   

D vitamini takviyesi alırken bir uzman görüşü alarak kullanmak daha doğru olacaktır.

Küresel bir sorun haline gelen D vitamini eksikliğinde, düzenli olarak D vitamini düzeyini kontrol ettirmek çözüm sunacaktır.                                                         

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Berna Çoban

Diyetisyen

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

DİYETTE DOĞRU BİLDİĞİMİZ YANLIŞLAR

 

Obezite her geçen gün daha büyük bir sorun haline geliyor ve insanların bu yolda ki çözüm arayışları da toplumda bilgi karmaşasına neden oluyor. Beslenme konusunda yeterince eğitimi olmayan kişilerin gelişigüzel söylemleri, internet üzerinden edinilen yanlış diyet reçeteleri, pazarlama stratejilerine maruz kalıp mucize diye adlandırılan besinler ve bunların kontrolsüz kullanımı sonucu insan sağlığı tehdit eden etkenler…

Kilo probleminiz varsa hem sağlığınız açısından hem de estetik açıdan değerlendirip uzman yardımı almalısınız. Sağlığınız her şeyden önemli. Bu nedenle en sık duyduğumuz doğru bilinen yanlışlardan birkaçını gelin birlikte düzeltelim;

Ekmeği kes, zayıflarsın!

Ekmek grubu besinler glisemik indeks faktörüne göre değerlendirilmelidir. Yani kan şekerini hızlı yükselten pirinç, patates, beyaz ekmek yerine lif içeriği yüksek bulgur, tam tahıllı ekmekler tercih etmek daha sağlıklı bir kilo kaybı sağlayacaktır. Ekmeği tamamen hayatınızdan çıkarmak bu süreçteki en yanlış uygulamalardan biridir.  Çünkü hem vücudun temel enerji kaynağı kısıtlanmış olur hem de B grubu vitaminleri  eksikliği  görülür.  Sağlıklı bir kilo kaybı yerine kas ve sıvı kaybı ile karakterize anlık kilo kayıpları görülür. Sonrasında ise kontrol edilemez açlık krizleri ve düşen metabolizma hızı ile çok daha fazla kilo artışı görülebilir.

Sadece kalori hesabı yapmak, kilo verdirir!

Yeterli ve dengeli bir diyet sürecinde ideal kalori hesaplanması, sağlıklı besinlerle öğün sayısı ve sıklığının organize edilmesi ile mümkündür. Tek başına kalori hesabı sağlıklı sonuçlar vermez.  Çok düşük kalorili diyetler uzun vadeli uygulandığında vücut için elzem olan besin öğeleri karşılanamadığı için sağlığınızı bozar. Kan şekerinizin düşmesi ve tansiyon problemlerine neden olur.

Su İçsem Yarıyor!

Çok düşük kalorili diyetler yaptığınız zaman vücudun mutlak dinlenme anındaki çalışma hızı olan bazal metabolizma hızı düşer. En ufak bir diyet dışı davranış geliştirdiğinizde misliyle kilo alır ve ümitsizlik içinde kilo verme sürecinizi çözümsüz bırakırsınız. Bu nedenle su gibi kalorisi olmayan yani enerji verici besin öğesi olarak kullanılmayan aksine kilo vermenizi kolaylaştıracak bir besinin bile kilo aldırdığın yanılgısına düşebilirsiniz.       

Light Ürünler Zayıflatır!

Diyet ürün adı altında teşhir edilen ve kalorisiz olduğu düşünülen besinler diyet sürecine destek olan kalorisi azaltılmış ürünlerdir. Yağı azaltılmış veya şeker yerine tatlandırıcı eklenmiş ürünlerdir bunlar. Enerji içerikleri olduğu için sınırsızca tüketmek söz konusu değildir. Bu nedenle light ürünleri porsiyon kontrolüne dikkat ederek tüketmelisiniz.

Aç Kalırsam hemen kilo verebilirim!

Diyet süreci sizi aç bırakan enerjinizi alan bir süreçse burada bir hata var demektir. Diyet terimsel olarak aç kalmak değil sağlıklı beslenmektir. Uzun süreli açlıklar sizi yavaşlamış bir metabolizma ile karşı karşıya bırakır. Bırakın kilo vermeyi kilo almamak bile zorlaşır. Bu nedenle sağlıklı bir süreç için gereksinim duyduğunuz besin öğelerini içeren size özel diyet programları ile yola çıkmalısınız.     

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Berna coban-www.haberpodium.com

Berna Çoban

Diyetisyen

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

 

ÇOCUKLARINIZIN SAĞLIĞINI TEHDİT EDEN BESİNLER

 

Çocuklarımızın sağlıklı beslenmesi ve doğru beslenme alışkanlıkları edinmesi en büyük arzumuzdur. Büyüme ve gelişme sürecine katkıda bulunacak besinler konusunda dönem dönem sizleri bilgilendirmeyi amaçlıyorum.

Bu ayki konum ise tam aksine çocuklarınızın sağlığı için tehdit oluşturan besinler.

Kızartılmış besinler: Kızartılmış besinler hem çocuklar hem de yetişkinler için tehdit unsurudurlar. Kızartılan besinler vücutta serbest radikal oluşumunu arttırıp, birinci derece kanser etkenidirler. Kızartılmış besinlerin yağ içeriğinin çok yüksek olması, böylece kalorilerinin artması da bir diğer olumsuz unsurdur. Çocuklarınız elbette bu çıtırdayan lezzete daha eğilimli oluyorlar. Ancak bu alışkanlıkların sizin aile sofranızla şekilleneceğini unutmayın. Fırınlanmış besinler ile daha sağlıklı bir alternatif sunabilirsiniz.

Şekerli besinler: Gün geçtikçe şekere olan duyarlılığımız, bilincimiz artsa da endüstriyel besinler hala çocuklarımızı cezbediyor.   Besleyici hiçbir yanının olmaması, bununla birlikte hastalıklara davetiye çıkarması da yadsınamaz. Örneğin yüksek fruktozlu mısır şurubu diğer şekerli gıdalar arasında yağa dönüşme hızı en yüksek olan basit şeker kaynağıdır. Basit şeker kaynakları çocuğunuzun sağlığını çalan tatlı birer hırsızdır aslında. Okul başarısını bile düşüren bir etkendir. Çocuklarınıza şeker alternatifi olarak taze ve kuru meyveleri sunabilir ya da pekmez, bal gibi doğal antioksidanları içeren besinler ile şeker ihtiyacını karşılayabilirsiniz.

isvicre'de aglikli beslenme- www.haberpodium.comFast food: Çağın tüketim çılgınlığı olan fast food kilo problemini ve kronik hastalıkları da beraberinde getiriyor. Yüksek kalorili, bol karbonhidratlı bol yağlı bu besinler çocuğunuzun geleceği için tehdit unsurudur. Sosyal yönünün zedelenmemesi adına, ayda birkaç defa ızgara köfteli bir burger, ince hamurlu bir pizza tüketebilir çocuğunuz. En güzeli evde yapacağınız hamburger, pizza ya da fırınlanmış patates olacaktır. Evde yapılan sağlıklı yemekler daima önceliğiniz olsun. Damak tadı nasıl gelişirse, ileriki yaşamında tercihleri o denli sağlıklı olur.

İşlenmiş et ürünleri: Dünya Sağlık Örgütü’nün ‘işlenmiş et ürünleri kanser yapıyor’ açıklaması gerçeği gözler önüne seriyor. Şarküteri ürünleri hem yüksek kalori içeriği hem doymuş yağ seviyesi hem de yüksek nitrit nitrat oranları ile sağlığımızı tehdit ediyor. Özellikle barsak kanseri ile doğrudan ilişkisi olduğu düşünülen bu besinleri mutfağınızdan uzak tutun.

Asitli içecekler ve meyve suları: Çocuklarımızın ilgisini çeken bir diğer besin grubu ise asitli içeceklerdir. Yoğun şeker içerikleri obezite problemi ile paraleldir. Hiçbir besin değeri olmayan bu içecekler, gereksiz kalorileri ile çocuğunuzun sağlığını olumsuz etkiler. Üstelik yüksek asit oranı diş sağlığını bozarken mide rahatsızlıklarına da neden olur. Meyve suları ise, yüksek fruktoz içerikleri ve lif oranının çok düşük olması sebebiyle göründüğü kadar da masum değiller.  Çocuklarda obezite prevelansını arttıran faktörlerin başında içeceklerden alınan kalori de hiçbir şekilde yadsınamaz. Yapılan çalışmalara göre gebelik sürecinde meyve suyu tüketimi çocuğunuzun  ileriki yaşamında hipertansiyon hastası olma riskini arttırıyor. Bilinçli tüketici olmaya özen göstermeli ve meyveyi meyve olarak tüketmeliyiz.

Cipsler: Yağ içeriği oldukça yüksek olan cipsler kanser riskini arttırdığı gibi çocukların zekâ puanlarında da düşüşe neden oluyor. Cipslerin Alzheimer oluşumuna katkısı büyüktür.  Çocuklarınıza meyve cipsleri, tarhana cipsleri veya evde yapacağınız lavaş cipsleri ile daha sağlıklı bir alternatif sunabilirsiniz.

İstatistiklere göre, 2016 yılı boyunca tüm dünyada en çok konuşulan ve sağlık sektöründe en çok haberi yapılan konular diyet, kanser ve diyabettir (şeker hastalığı). Bu durum, son yıllarda beslenme düzeni bozulmuş toplumların yaşadığı sorunların sonuçlardır.  

Çocuklarımız bizim geleceğimizdir. Yukarda ele aldığım 6 madde çocuklarımızın hayatından çıkabilir ya da sıklığı azalabilirse onların sağlığı acısından çok şey değişir.

Sağlıklı ve mutlu sofralarda büyüyen bir nesil dileğiyle…