AFFETMEK YA DA AFFEDEMEMEK

проблемы инженерного мышления

подсмотрел пляж рассказы Mehmet Meral

работа вахтовым методом с проживанием lic. phil. Psychologe FSP

http://klvrt.ru/delo/changes-come-perevod.html changes come перевод Systemischer Therapeut

игра где ты на острове Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

фильм приказ уничтожить  

http://magribart.ru/leon/moskovskaya-pensiya-skolko-sostavlyaet.html московская пенсия сколько составляет  

как делать скрины на телефоне samsung  

http://personalizedmedicinemanagement.com/community/novoe-raspisanie-dachnih-avtobusov-orenburg-2017.html новое расписание дачных автобусов оренбург 2017 Çoğu insan affetmeyi olan bitenleri unutmak gibi algılamak istese de, afetmek aslında “bilge“ bir duruşun temsili olarak, olup bitenleri idrak edip sineye çekerek unutmamaktır.

İnsan içinde biriken öfke, kızgınlık ya da haset duygularının kendisinde bir yüke dönüştüğünü, nereye gitse o yükle gezindiğini görür. Bu yükü taşımak zamanla zor gelmeye başlar. İçinde gezdirdiği öfke ve kızgınlık yükünü bırakmaktır bazen affetmek.

Friedrich Schiller bir yerde: «affetmek, iyi insanların intikamıdır» diye bir söz etmiştir. Belki de haklıdır. İyi insanlar başka türlü intikam almayı beceremedikleri için, yani zarar vermeyi beceremediklei için, affederek intikam alabilirler.

Her insanda afetme becerisi ya da donanımı olmayabilir. Kimileri için af dilemek, kendisini suçlu ilan etmek gibidir. Mahatma Gnadhi bir yerde: «zayıflar hiç bir zaman affedemez, affedebilmek güçlülere mahsustur» der. Bazı insanlar bu yetersizliklerinin kurbanı olarak yıllarca ağır bir yükle dolaşırlar. Sağlık sorunları yaşamaya başlarlar. Yüksek tansiyon, moral bozukluğu, asabiyet ve diğer bir takım bedensel şikayetleri çoğalmaya başlar.

Affeden kişi aldığı kararı kendi kişisel iradesi ile yapabiliyorsa, kazanmış olduğu farkındalığından dolayı kendini daha rahat hisseder. Birileri için affetmek öyle kolay görünse de aslında zorlu bir süreçtir. Mesela kendisini bir başkasıyla aldatan eşini afetmiş birilerini tanıyor musunuz? Tanıyorsanız sorun onlara, affetmeyi nasıl başarmışlar ya da başarabilmişler mi? Bu tür olaylarda bazen kişi karşısındakini affetse bile kendini affedemiyor. Buda yaşanılan ilişkide ayrı bir ikilem olarak geliyor karşısına. Nazım Hikmet bir dizesinde: «Dal rüzgarı affetmiştir, ama kırılmıştır bir kere» der.

Affetmekte temel maksat ilişkiyi kaybetmemek ya da bir şeyleri yeniden kurmak üzerine olabilir. Aslında temel amaç, kişinin kendi olgunluğunu ve erdemini gözden geçirmesine imkan tanıyan bir süreçtir. İnsanların bir kısmı af dilemekte ya da affetmekte zorlanırlar. Başkalarına tavır almak adına affedemedikleri insanlara karşı set gibi ördükleri duvarların arasında sıkışıp kalırlar.

Geçenlerde yaşam tecrübesi zengin birisı şöyle demişti: “Yaşamda üç çeşit insan vardır; aymaz, kindar ve de bilge insan. Aymaz insan çabuk unutur ve çabuk affeder. Kindar kişi ne unutur ne de affeder. Bilge insan affeder ama asla unutmaz”. Bilge insan affetmeyi becerirken, ilişkinin sonrasında ki süreçte yıpranılmaması için çaba sarf eder. Mesafe korumayı becerir ve geçmişte olup bitenler unutmayarak yeni süreçte hem kendisini hem de karşısındakini korumak adına ilişkiye yeni bir ayar verir ya da rota çizer. Yeni bu dönem içinde artık hiç bir şey eskisi gibi değildir tabii ki, ama sonuçta sırtındaki yük inmiştir. Bunun hafifliğini hisseder ve yaşar.

Affetmenin şüphesiz zarardan çok faydası olduğunu bilir. Yeni ilişkilerinde eski hatalara düşmeyerek daha az olumsuz duygular içinde yaşamaya başlarlar. Yeni dönemde neyi önemseyeceklerini neyi umursayacaklarını ve neye değer vereceklerini daha iyi bilirler ve kendilerini iyi hissetmelerini sağlayacak duygularla buluşurlar. Bu dönemde sterstleri daha az olur, ruhsal açıdan rahatlamış ilişkilerin içinde artık bedensel şikayetleri de azalmaya başlar.

Kimleri neden dolayı affedemediğinize baktığınızda aslında meselenin de biraz kendi içinden kaynaklandığını göreceksiniz. Kendi beklentilerinizin karşılanmaması ve hayal kırıklıklarınızın yüksek oluşundan dolayı affetmeye doğru adım atmakta zorlanıyorsanız, bunu aşmanın bir yoluda kendi içinizdeki taşıdığını olumsuz duygulara bakınız ve bunlarla yüzleşiniz. Bu yüzleşme sonucunda taşıdığınız bu yükün aslında ne kadar gereksiz ve işlevsiz olduğunu göreceksiniz. Bazen sorarlar kendilerine: bu yükü her yere taşımaktan yorulmadın mı? O halde affeden kişi aslında güçlenmek için affetmelidir.

İnsanoğlu haksızlığın verdiği ızdırabı ve acıyı, yüreğinde hissettikçe, “Hayat sen ne kadar zormuşsun!“ diye çıkışır. Ama aslında zor olan hayatın kendisi değil, zor olanın insanlar ve onların birbirlerine verdikleri sıkıntılar olduğunu görmesi ile açığa çıkar. Zorluklar bizlerin birbirimize yüklediğimiz misyonlar, görevler ve beklentilerle ilgilidir. Bu zorlukları bizlerde içinde yaşadığımız toplumsal kurallardan ve beklentilerden edindik aslında.

Affedilen ilişkilerde insanlar ruhlarının hafiflediğini, yeni oluşan dönemde de ilişkilerinde sorumluluklar alarak, doğru iletişim kurarak, kırgınlıklara ve çatışmalara zemin vermeyerek ilerlerken, geçmişte yaşanılanların ne kadar yersiz olduğunu fark ederler. Ama unutulmamalıdır ki, anda yaşanılan farkındalık, geçmişin yanlışından ve hatalarından çıkarılan sonuçlardır. Doğruyu bulmak için insanın yanlış yapması bir o kadar da gereklidir. Yanılmak insanca bir iş iken, af etmek kutsal bir iştir. Affederek, yapıcı ve çözüm odaklı bir yol benimsediğinizde kendiniz kadar öteki kişinin de hafiflediğini göreceksiniz. Hani iki arada bir derede kalmış diye bir tabir vardır, çözüm üreterek bu durumu yaşayan insanlarında yükünü almış olmuyor musunuz? Mesele bizlerin aile yapılarında kardeşler arasında yaşanılan küskünlüklere ya da dargınlıklara en çok anne ve babaların üzüldüklerini ve en çok onların arada kaldıklarına şahit olmuşuzdur. Onlar içinde çocuklarının bu durumu yaşaması ağır bir duygusal yüktür. Evlatlarının birbirlerini affederek yeniden konuşmaları en çok onların yükünü azaltmaktadır. İki arada bir derede kalmaktan kurtulmak aynı zamanda nefes almaktır. Nefes alan insan yaşadığının farkında olan insandır. Birçok insan yaşarken nefes alıp verdiğinin farkında bile değildir. Farkındalık onlara nefes alıp verdiklerini hatırlatan bir durumdur.

Affederek kişi bağışlamanın üstünlüğünü hatırlatan faziletli bir eylem içine girmiştir artık. Benjamin Franklin’in şu sözleri ile tamamlayalım derim meseleyi; “Düşmanına zarar vermek seni ondan daha küçük yapar, intikam almak, onunla aynı düzeye getirir, afetmek ise ondan üstün yapar“.

İntikam alıp da sonunda pişman olmaktansa, affedip de pişman olmak daha iyidir.