Çifte Vatandaşlık Ateş Altında

детская песенка про пиратов текст

http://www.projects.premiumdw.com/uploaded/rolan-garros-2016-ofitsialniy-sayt-raspisanie.html ролан гаррос 2016 официальный сайт расписание Bülent Kaya

http://snovadopusk.ru/images/s-tetey-rasskaz-nyu.html с тетей рассказ ню Siyaset Bilimci ve Araştırmacı

http://irishcoons.com/wp-content/poisk-bitovaya-tehnika-katalog.html поиск бытовая техника каталог Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

http://master-door.kiev.ua/images/istoriya-dobavyane-na-soobshenie.html история добавяне на сообщение  

пожелания приятного аппетита прикольные короткие  

 

İki önemli gelişme, Batı Avrupa ülkelerinde çifte vatandaşlık üzerine olan tartışmaları yeniden alevlendirdi. Birincisi, göçmen kökenli bazı Müslüman gençlerin doğup büyüdükleri, parklarında oynadıkları, okullarında eğitim gördükleri toplumlarda bombalar patlatacak kadar radikalleşmeleri. İkincisi ise, Avrupa’da yaşayan Türkiyeli seçmenlerin büyük bir çoğunluğunun Türkiye’de geçen Nisan ayında oylanan Anayasa değişikliğinde “Evet”ci tavır takınmaları ve bu yönde oy kullanmış olmaları.

İlk durum, gerçekleştirdikleri dehşet eylemleriyle adlarını duyuran İslami radikal militanların vatandaşlıktan çıkarılmalarını hedeflemektedir. Uluslararası hukuk ahlakı açısından hayli problemli, ancak somut etkisi açısından da pek yararlı olmayacağı öngörülen bu yaklaşım şimdilik Fransa ile sınırlı kalmakta.

загадай желание 2016 Çifte vatandaşlık, risk ve sadakat

İkinci durum ise çok daha karmaşık bir olgu. Almanya’da başlayıp diğer Avrupa ülkelerine yayılan bu tartışmanın arka planını sadakat/bağlılık ilkesi oluşturmaktadır. Çifte vatandaşların vatandaşı oldukları göç ülkelerine, onun anayasal değerlerine karşı daha samimi sadakat gösterecekleri beklentisi, Avrupa’da yaşayan Türkiyeli göçmenlerin referandumdaki “Evet”ci tavırlarından dolayı ciddi bir şekilde sorgulanmakta (Avrupa’da referanduma “Evet” diyenlerin ortalaması (% 59) Türkiye oranından (% 51) fazla. Almanya, Belçika, Avusturya ve Fransa'nın “Evet” ortalaması % 69). “Nasıl oluyor da ülkemizde doğup büyümüş, eğitimini burada tamamlamış, dilimizi Türkçeden daha iyi konuşan birisinin Avrupa’nın demokratik ve hukuk değerleriyle yüzde yüz çelişen anayasal bir düzenden yana tavır alıyor ve böyle bir düzen için sokaklarda eyleme geçiyor?” sorusunu her Avrupalı sormaya başlıyor. Örneğin İsviçre’nin en popüler gazetelerinden Blick, Nisan referandumundan önce gazetenin birinci sayfasına Türkçe ve Almanca yaptığı haberde İsviçre’de yaşayan bütün Türkiyelileri “Hayır” oyu kullanmaya davet etme girişimini, “Biz İsviçreliler için kabul edilemez olan; buradaki özgürlük ve hukuk devletinden faydalanıp, bunların kendi ülkesinde kaldırılmasını istemektir.” argümanıyla savundu. Türkiyeli göçmenlerin Avrupa değerlerine sadakat göstermeleri gerektiğini geçenlerde Almanya şansölyesi Merkel’de “Uzun yıldan beri Almanya’da yaşayan Türklerin ülkemize karşı sadakat göstermelerini bekliyorum” ifadesiyle dillendirdi. Bu sadakat olgusunun Türkiye’de idamın yeniden geri getirilmesi için yapılacak olası bir referandumda çok daha fazla dillendirileceği şimdiden kesin.

Göçmenlerin yaşadıkları göç ülkesine, onun anayasal değerlerini sadakat çağrılarına paralel olarak, çifte vatandaşlık üzerine bir tartışma, şimdilik düşünsel düzeyde de olsa başladı. Türkiyeli göçmenlerin büyük çoğunluğunun sadakat tercihini çoğulculuğun, ifade özgürlüğünün, hukuk devletinin ve demokrasinin rafa kaldırıldığı bir anayasadan yana yapmış olmalarından hareketle, belli politik çevreler çifte vatandaşlığın bir “risk” oluşturduğu ve bu yüzden de ciddi bir şekilde sınırlandırılması hatta kaldırılması gerektiği fikrini dillendirmeğe başladılar.

Çifte vatandaşlık hakkının- İsviçre’de kabulünden yaklaşık 20 yıl, Almanya’da ise çok daha az bir süreden sonra- Türkiyeli göçmenlerle bağı kurularak sorgulanması şu iki nedenden kaynaklanmaktadır. Birincisi ideolojik: “çifte vatandaşlık sadakat krizini içinde barındıran bir olgudur, zamanı gelince kendisini dışa vurur” anlayışı Batı Avrupa göç toplumlarında hâlâ egemen. Bu ideolojik duruşun kökleri ulus-devlet-milliyetçiliğinin öngördüğü, paylaşılmayan, bölünmeyen tek bir ulusa aidiyet özelliği üzerine kurulmuş, bir nevi modası geçmiş, “mutlak sadakat” fikrine dayanmaktadır. Çifte vatandaşlığın bu sadakat fikriyle bağdaşmadığı, onu sabote ettiği düşünülüyor. Oysaki çifte vatandaşlar üzerine yapılan bilimsel çalışmalar sadakat kavramının statik bir kavram olmadığı, farklılaşıp evrimleştiği ve çok daha karmaşık bir durum ifade ettiğini belirtmekte.

 

http://www.mavu.cl/projects/istoriya-domov-nevskiy-prospekt.html история домов невский проспект Ulusötesi politik faaliyet alanı genişliyor

İkinci neden daha çok güvenlikle ilgili. Türkiye iç politikasında gözlemlenen son gelişmelerin, terörist saldırılarla zaten başı dertte olan Almanya gibi Türkiyeli göçmenlerin yoğun olduğu bir çok ülkede önemli bir güvenlik sorunu doğuracağı düşünülmektedir. Türkiye’nin iç politikasındaki olumsuz gelişmelerinin yurt dışında “huzursuzluk” yaratacağı korkusu yeni bir korku değil, 80’lerden beri zaman zaman dillendirilir. Bu korku, genelde Türkiye’de veya yurtdışında faaliyet gösteren politik aktörlerin sürtüşme üzerine kurulu politik kültürden besleniyor. Ne var ki referandum döneminde AKP hükümetinden bazı bakanların Evet lehine Avrupa’da politik toplantılar yapmak istemesi ve bunların yasaklanması ile başlayan gelişmelerle yeni bir olgu belirdi; Ulusötesi politik faaliyetler sadece ulusötesi göçmenlerle sınırlı kalmıyor, köken devlet ve hükümet aktörleri de bu alanı seçim, referandum vb. gibi iç politik faaliyetler için kullanmak ve de iç siyasi faaliyetlerini ulus ötesileştirmek istiyorlar.

Referandum döneminde gördüğümüz gibi ulusötesi, politik faaliyet alanı genişleme gibi bir durumla karşı karşıya. Bu “yeni aktörlerin” ulusötesi alana ilgileri göçmenler nezdindeki seçmen ve oy potansiyeli gibi nedenlerden dolayı anlaşılır da olsa, ciddi sorunlar doğuracağı kesin. Bu yüzden uluslararası veya ikili antlaşmalarla bu alanın sınırlarının tanımlanması gelecekte kaçınılmaz gözüküyor. Özellikle de köken devlet ve hükümet aktörlerinin politik içerikli faaliyetleri için. Çifte  vatandaş olsun veya olmasın tek tek bireyler veya gruplar düzeyinde ulusötesi faaliyetlere özgürlükler, toplantı ve gösteri yapma hakkı gibi demokratik haklar perspektifiyle yaklaşılmalıdır ve meşru görülmelidir. Fakat bu anlayıştan hareket ederek ulusötesi politik alanın köken devlet ve hükümet aktörlerinin politik faaliyetlerine de açılması gerektiğini savunmak, ki bunun sınırını belirlemek pek kolay değil, ulus devletlerin egemenlik tutkusu göz önünde tutulduğunda bir hayli zor ve karmaşık.

Çifte vatandaşlık kalsa da kalksa da ulusötesi faaliyetlerin önemi gittikçe artacağa ve çapı genişleyeceğe benziyor. Bu durumda, Avrupa’da başlatılan tartışmaların çifte vatandaşlığın kaldırılması üzerine çekilmesi, amacın üzüm yemek değil bağcıyı dövmek olduğu anlaşılıyor.