http://tihanyoazis.hu/tech/tramvay-nizhniy-novgorod-novosti.html трамвай нижний новгород новости                    

http://www.electromontag.in.ua/community/bolit-pod-levim-rebrom-chto-delat.html болит под левым ребром что делать İsviçre'deki haber kaynağınız.

Hangi filme gitmeli?

транспортная карта для льготников липецк Ayhan Demirden- www.haberpodium.com

русские телки на кастинге порно Ayhan Demirden

если все возможные значения дискретной случайной величины Sinema Eleştirmeni

расписание поездов светлогорск Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

будем купаться голыми  

http://flavrful.com/dat/porno-smotret-24-chasa.html порно смотреть 24 часа  

http://academiadeidiomasfriends.es/delo/novosti-krasnoyarska-i-kraya.html новости красноярска и края  

http://71visions.ch/leon/obrazets-dogovor-peredacha-imushestva-ot-uchreditelya.html образец договор передача имущества от учредителя расписание варшава минск Arrive - Varış

http://f-star.com.ua/love/golaya-pisya-zheni-video.html голая пися жены видео Arrive - Varış filmi üzerine - www.haberpodium.com

евпатория фото карта Denis Villeneuve’in yeni filmi bilimkurgu alanında son yıllarda yapılan belki gerçekten Space Odyssey ile kıyaslayabileceğimiz kalibrede ayrı bir yapım. Uzay filmi deyince bir sürü saçma efektin eşliğinde lazer savaşı filan bekleyenlerin başka bir gerilimle karşılaştığı felsefi ve düşünsel önermelerin en azından daha hızlı bir fırtına (beyin) yarattığı aşikâr. Dr. Louise Banks (Amy Adams) dilbilim üzerine çalışan kızını kanser dolayısıyla kaybetmiş biraz kırgın öğrencileri ile hayata tutunmaya çalışan bilim kadını, 12 Uzay aracının dünyanın çeşitli yerlerine konumlanmasıyla göreve çağrılır. Uzaylılarla iletişime geçmesi ve niçin geldiklerini öğrenmesi beklenmektedir. Fizikçi Dr. Ian Donnelly (Jeremy Renner) ile bir ekip oluştururlar.

Ted Chiang’ın Story of Your Life adlı kısa romandan senaryosunu Eric Heisserer’in yazdığı filmde Kanadalı yönetmen Sapir Whorf hipotezine göre filmini oluşturuyor. Düşünce ve algıları belirleyen dildir mottosuyla zamanın Kronos (Kronolojik) olabileceği ama Aion (Dairesel) olarak ta algılanabileceğini, kahramanımız Louise’ enin bir hediye olarak böyle bir yetenekle donatıldığını anlamadan filmi tam olarak anlamak zor. Harika oyunculuğu ile Amy Adams’ın hayat verdiği kırılgan Louise uzaylılarla iletişime geçerek, her şeyin güçle ve silahla çözümlenemeyeceğini, bazen sadece karşıdakini dikkatle dinlemenin bir sürü problemi çözmeye yettiğini, varoluşumuzun birazda düşünmemizin, dilimizin sayesinde mümkün olduğunu bize yeniden hatırlatıyor. Mükemmel panoromalar ağlatacak kadar güzel görüntüler biraz soluk ve karanlık, bu bizi tedirgin hale sokuyor ama tedirginliğimizin asıl nedeni sound. Bir ormanın ortasındaki evinde Louise televizyon izlerken dışarıdan geçen fantomların sesini duyuyoruz, yani arkadan gelen bizim pür dikkat kesilmemize neden olan ses mimarisi öyle güzel kurulmuş ki filmin sessiz anlarında dikkatimiz ayrı bir yoğunluğa kavuşuyor ve anlamın oluşmasında başka bir katmanın oluşmasına katkı veriyor.

Çok güzel bir finale sahip olan film aynı zamanda bütün filmi kafanızda tekrar başlatmanıza neden oluyor. Amy Adams’ın sanırım Oscarla taçlanacak bir performans gösterdiği, diğer oyuncuların maalesef Adams’ın gölgesinde kaldığını söyleyebiliriz. Beni filmde kızdıran tek şey hala eski düşman şablonlarından kurtulamamasıydı. Louise ve Amerikalı diğer bilim insanları uzaylılarla anlaşmanın çabası içindeyken sözde Ruslar ve Çinliler direk uzaylıları yok etmek için baskı yapıyor olmaları ve zaman içindeki yarışın bu gerilim üzerine kurulmaya çalışılması filmin zayıf yanıdır. Buna rağmen bana göre Stanley Kubrick’in Space Odyssey’den sonra çekilen en güzel bilimkurgusu olan bu filmi kaçırmayın.  

 

порно женщина с пиздой вместо рта смотреть Nocturnal Animals- Gece Hayvanları

Nocturne Animals- Gece Hayvanları filmi üzerine- www.haberpodium.com

Tom Ford hepinizin bildiği gibi aslında ünlü bir modacı. İlk filmi A single man ile dikkatleri üzerine çekmişti. Bu ikinci filmi ile kesinlikle dikkate almamız gereken bir yönetmenle karşı karşıyayız. Gece Hayvanları mükemmel bir açılış ile başlıyor. Obez çıplak kadınların dansı, yine Amerika’nın ücra bir köşesinde, barlarından birindeyiz derken bir sanat galerisinde olduğumuzu, bunun bir performans, enstelasyon olduğunu kavradığımızda bu sanat galerisinin patroniçesi Susan ile de (Amy Adams) tanışıyoruz. Susan biraz hüzünlü, yorgun görünüyor. Eve döndüğünde eski eşinin ona adadığı romanın paketini daha açarken elini kesiyor. Yönetmen hepimizi uyarıyor, içindeki yaralayıcı bir şey. Zaten bunun öncesinde üzerinde Fragile- kırılgan- yazılı bir sandık duvara yaslanmış içindeki gizlerle dikkatimizi çekiyor.

Austin Wright’ın Susan and Tony adlı romanından uyarlanan film 7. sanat sinemanın ne kadar çok anlatma kabiliyetine sahip olduğunun kanıtı gibi. Çok katmanlı bir anlatımı başarıyla kuran Tom Ford daha ilk açılış sekansıyla bunun aynı zamanda görsel bir şölen olacağı müjdesini de veriyor. Susan romanın etkisiyle eski kocası Edward (Jake Gyllenhall) ile nasıl bir araya geldiklerini - ailesinin özellikle annesinin uyarılarına rağmen- evlendiklerini düşünürken romanda Teksas’ın ortasında karısı ve kızıyla serserilerin tacizine uğrayan Tony’nin macerasına doludizgin giriyor. Susan’ın annesi kızıyla Edward üzerine konuşurken Edward’ın güçsüz olduğunu, şimdi sana güzel ve romantik gelen bu yan sonra nefret edeceğin özellikler haline gelecek diyor. Hepimiz ailelerimizle yaptığımız tartışmaları hatırlarken aslında sınıfsal farkların nasıl da bir dönem sonra kendine ait davranışları içselleştirdiğine dair dokunmalar eşliğinde, aşkın sınıflar arasındaki ilişkide tek anarşist olduğunu da bize tekrar hatırlatıyor. Hepimiz kırılanın Susan olduğunu düşündüğümüz bu hikâyede, kıranın Susan olduğu kırılanın romanımızın yazarı Edward olduğu açığa çıkıyor. Belki bir intikam öyküsü olarak da okunabilecek bu hikâyede güçlü olmanın bedelleri önümüze bir bir servis ediliyor. Tony’nin üst benliği olarak da görülebilecek Şerif rolünde Michael Shannon harikalar yaratıyor filmde. (Bence Oscar’ı kesinlikle hak ediyor) Kötü adam rolünde Aaron Taylor-Johnson ise parlıyor.

Görsel sanatların sıkışmış oldukları steril mekanların zengin duyarsızlığı, artık duygulara pek fazla yer bırakmayan plakativ, iki boyutlu dünyanın albenisi ve dıştalayıcılığı, romanın usulca ama kımıl kımıl akan gerilimi, Susan kişiliğinde güçlü ve sahip olmanın mutlu olmaya yetmediği, annesinden miras hüzünlü gözlerinin belki de kaderi olduğu… Hepsini bize Ford öyle güzel anlatıyor ki, ağzımızda buruk bir tat, Edward’ın ölmemiş, intihar etmemiş olduğunu dileyerek salonu terk ediyoruz. Bu senenin en güzel sürprizlerinden biri olan bu muhteşem filmi kaçırmayın.