İsviçre'deki haber kaynağınız.

AtillaToptaş

Klinik Psikolog

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

 

Aşk... Bir bağımlılık, bir hastalık ya da mutluluğa giden anahtar mıdır?

Yapılan bazı araştırmalar, aşk yaşayan insanlar ile uyuşturucu bağımlıları arasında birçok ortak nokta ortaya koymuştur. Aşık olan kişiler ile uyuşturucu bağımlıları ruhsal ve bedensel olarak benzer tepkiler göstermektedirler. Bu benzer duygusal yoğunluk, aşkın karşılıksız olma veya aşkın bitmesi durumunda yerini korku, tutku ve takıntılara bırakırken kişiye ızdırap  vermeye başlar.

Bu tepkiler uyuşturucu bağımlısı birinin maddeyi bırakmaya başladığı zaman ki tepkileriyle benzerdir. Bu iki ruh halinden biri mutluluktan uçmak, dünyayı toz pembe görmek, aşktan kör, sağır olmak iken, bunun tersi olan ruh hali ise; romantik ızdırap çekmek, ölümüne kederli olmaktır.

Karşılıksız aşklar veya beklenmedik ayrılıklar birçok kişide psikolojik ve fizyolojik problemlerin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Aşkı ve sevgiyi kaybetme duygusu bireyleri hastalık derecesinde etkilemekte ve bireylerin hayatını alt üst etmektedir. Vücutta büyük stresse sebep olan ve “romantik ızdırap“ olarak da adlandırabileceğimiz bu acı, hem insanın ruhunda hem de bedeninde büyük etkiler yaratırken, vücut daha fazla cortisol ve adrenalin salgılamaktadır. Bu durum  tıpta tarif edilen hastalık durumuna benzer bir durumdur. 

Aşk hastalığı (Liebeskummer)

Birçok araştırma sırılsıklam aşık olan kişilerin depresyona daha yatkın olduklarını göstermektedir. Bu hastalık derecesinde duygusal ve psikolojik acının temel sebebi, bireyin sevdiğini kaybetmesiyle hayatın anlamını yitirdiğine inanmasıdır. Bu kayıp duygusu insan beyninde büyük değişikliklere sebep olmaktadır. Bu durum; uykusuzluk, üzüntü, çokkünlük, karamsarlık, yaşam sevincini kaybetme, içe kapanma, hiçbir şeyden zevk almama, iştahsızlık, cinsel ilgi kaybı, değersizlik, suçluluk, baş ağrısı, intihar eğilimi gibi belirtilerin görülmesine sebep olmaktadır.  Aşk acısı üzerine birçok kitap yazılmış, filimler çekilmiş, şarkılar türküler bestelenmiştir. En ızdıraplı aşklar en büyük aşklar olarak edebiyat yapıtlarına geçmiştir. Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Tahir ile Zühre, Mem û Zînbüyük ızdırap çekilen belli başlı çileli aşklardır.

Konu ile ilgili araştırmalar

Tübingen Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada, kısa bir süre önce sevdikleri erkekler tarafından terkedilen kadınların beyinleri incelenmiş. Ortaya çıkan sonuç ise çok ilginç. Buna göre, partnerini kaybeden kadınların beyinlerinin özellikle duygu, motivasyon ve dürtüleri kontrol eden bölgelerinde depresyon haline benzer değişiklikler gözlemlenmiş. Aynı etki erkeklerde kadınlara göre 10 kat daha az tespit edilmiş. Yani kadınlar sevdiklerini kaybetmenin acısını, aşk acisini 10 kat daha yoğun yaşıyorlar.

New York -Binghamton Üniversitesi’nde yapılan bir başka araştırma, kadınların ayrılık durumunda çok aşırı etkilendiklerini, fakat erkeklerde bu etkinin daha uzun sürdüğünü gösterirken, aşk acısının sebep olduğu psikolojik ve fizyolojik acıların kadınlarda daha yoğun olduğu ortaya konmaktadır. Bunun sebe ise; “kadınların bir ilişkiye daha fazla duygusal yatırım yapmalarının yanında, ilişkinin bitmesi durumunda, biyolojik farklılıklar nedeniyle ödenen bedelin kadınlarda daha fazla olması“ şeklinde açıklanıyor.

Çocukluk ve gençlik yıllarında güven ve bağlılık, sevgi ve şevkat duygusunu yeterince alamayan, sevgiye yeterince doyamayan kişiler büyüyünce sevgi ve şevkate daha fazla ihtiyaç duyup, bağımlılık gösteririler. Kendine özgüveni az olan, partnerine olan duygusunu yaşamın merkezine koyarak hayatın anlamını sadece sevgide arayan bireyler, ayrılık ve kayıp halinde dünyalarının yıkıldığını düşünürlerken, çok daha büyük ızdıraplar çekip, çökkünlük ve aşk acısı yaşamaktadırlar. Çünkü her kayıp, bu bireyler için bir güvensizlik, değersizlik, yanlızlık ve boşluk anlamına gelmektedir. 

Acaba kadınlar aşk karşısında daha mı zayıflar? Ya da erkekler biyolojik yapıları gereği daha mı egoistler? Kişilerin başkalarına duydukları aşkın yoğunluğunu kendi ego veya zayıflıkları mı belirlemektedir? Her aşık gerçekte daha çok kendisini sevdiği için mi ayrılık durumunda yıkım yaşamaktadır? Bundan dolayı mıdır ki ölümüne sevgi, ayrılık durumunda büyük nefrete  dönüşmektedir?

Bu soruların cevaplarını siz sevgili okuyuculara bırakıyorum.